Sonpeygamber.info
Peygamber'in İzinde Gündelik Hayat
 

Aman Dikkat

Yeni doğmuş bir bebek hepimizin gözünde masumiyetin ve saflığın sembolüdür. Her çocuk tertemiz bir melek gibidir. İçimizde kötülüğün tohumlarını taşısak da katıksız bir iyilikle başlarız hayata. Sonra nasıl oluyor da bu masum bebeklerin bir kısmı çok gün görmeden, gencecik yaşlarında etrafına dehşet saçan canilere dönüşebiliyorlar? Bunun elbette psikolojik, sosyolojik, siyasi ve daha pek çok sebepleri ve o sebeplere dayanan açıklamaları vardır. Ama bir vaiz olarak beni daha ziyade ilgilendiren kısım, insanlara dini anlatanların bu dönüşümde nasıl bir yerde durduklarıdır. Ehliyetli ehliyetsiz herkesin önünde üç beş kişi bulduğunda; yapabildiği vaaz ve nasihatlerin şiddet ve nefret içerip içermediği, eğer içeriyorsa bu şekilde doldurulan insanların hayattaki itilmişlikleriyle birleşen bu nefretin nasıl yönetileceği konusunda bir fikirlerinin olup olmadığı öncelikli meselemdir.

İletişim üzerine çalışanların söylediklerine göre genel olarak insanlar olumsuz bir bilgi öğrendiklerinde zihinlerini bu bilgi çerçevesinde kendilerini denetlemek üzere kullanmazlar; aksine öğrendikleri her olumsuzluğu çevrelerinden bir kişiye atfetmeye çalışırlar. İçimizde bilinçdışı bir şekilde çalışan çeşit çeşit savunma düzenekleri, kişiliğimizin bütünlüğünü ve saygınlığını korumak adına yapar bunu.

Konumuz açısından baktığımızda sözgelimi şirkin tanımını, çeşitlerini ve Efendimiz'in müşriklerle yaşadıklarını anlatan bir hocanın amacı, insanları şirke düşecek davranışlardan sakındırmak iken dinleyenlerin zihinleri hemen bu sayılan olumsuz özelliklerin tanıdıklarından kimlerde olduğunu bulmaya çalışır. Böylece anlatan görevini yapıp insanları şirke düşmekten koruduğunu sanırken o sohbetten dışarıya çıkanların çoğunun bir şirk dedektörü gibi etrafta müşrik aramaya koyulacaklarını, herkesi her vesileyle müşrik ilan etmeye kalkacaklarını bilemez.

Belki de Efendimiz’i dinleyen sahabe ile bizi dinleyen cemaat arasındaki en önemli farkların başında bu gelmektedir: Onlar öğrendikleri her şeyi kendilerini dönüştürmek için dinliyorlardı; bunlar (kendilerini zaten "olmuş" varsaydıklarından) toplumu dönüştürmek için dinliyorlar. Bu nedenle aman dikkat!

 

Yorumlar

 
Fatma Bayram
Fatma Bayram18.02.2015

Ahmet Kaplan Bey'in dile getirdiği başkalarına tebliğ ve başkalarını irşad konusundaki sorumluluklarımızın abartılı bir vurguyla ve ehliyet gözetmeksizin yapılmasının yanlışlığına katılıyorum.. Burada söylenecek söz "kendisi himmete muhtaç bir dede, ner kalmış gayrıya himmet ede" olabilir.. Yalnız bir tek çekincem var: kendisinin yetersizliklerine bakmadan etrafını irşad etmeye kalkışmanın ifsad ediciliği kadar neredeyse çoluk çocuğunun eğitim ve terbiyesine bile ilgi göstermeyecek kadar "herkesin kendi hayatı, kendi tercihi" felsefesinin de yıkıcı olduğunu toplumu toplum olmaktan çıkarıp atomize bireyler haline getirdiğini düşünüyorum. ('Banane'ciliğin saygın hale getirilmiş bir sunumu olmasın bu yaklaşım?)

Ali Soylu Bey'in haklı itirazına gelince..Hocaların amacının bu kadar masum olup olmadığını bilme şansım yok malesef.. Niyet okumalardan o kadar bizarız ki biz kalkıp aynısını yapmayalım.. Ne demişler, alemi nasıl bilirsin, kendin gibi.. Ben de ancak kendi amacım konusunda kesin konuşabilirim.. O da kendimi ne kadar tanıyabiliyorsam..

Teveccühünüze teşekkürler..

18.02.2015

 

Ahmet Kaplan
Ahmet Kaplan12.02.2015

Sayın Fatma hocam, bunun bir sebebi de 80 ve 90 lı yıllarda İslamcı gençliğe ulaşan mesajın "tebliğ" odaklı olması değil midir? "Tebliğ ediniz, tebliğ ediniz",hatta o derece ki daha lise çağlarındayken, "abi"lerimiz bizlere "karşılaşıp da tebliğ etmediğimiz her insanın ahirette yakamıza yapışacağını" işliyorlardı. Geriye baktığımda, daha kendi zihninde, kalbinde ve pratiğinde hiç bir şeyin oturmasına , yerleşmesine fırsat bulacak kadar ömrü geçmemiş gencecik insanlara uygulanan bu zihinsel baskının tezahürü doğal olarak, kendisi uygulamasa da etrafına karşı dedektör olmak olmayacak mıydı? Hocalarımıza gelince, onlar da camideki erkek cemaate eşlerinden, kızlarından, oğullarından hesaba çekileceklerini, kendilerinden çekilecekleri hesaptan belki daha fazla işlemiyorlar mıydı? Hadi o kadar değildiyse bile, insan için, iletişim ve algı noktasından baktığımızda hep başkasını düzeltmek, kendisini düzeltmekten daha kolay ve heyecan verici hatta başkalarını kurtarmanın onur vericiliği değil midir? Neticede, insan kendisini feda edebilir ama ailesine ve çevresindekilere kıyamaz!!!...Tabii ki bu kadar basit değil ama , içinde farklı dinamikler barındıran bir olgudan bahsediyoruz. Bir kaç kelimeyle anlatılamayacak kadar karmaşık boyutları olan bir durum.

12.02.2015

 

Ali Soylu
Ali Soylu11.02.2015

Hocaların amacı bu kadar masum mu Fatma Hanım?Nalıncı keseri yine biz cemaate dönmüş...iyi mi?

11.02.2015