Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Arzularımız Zincir Zincir

Hadis 10

Abdullah ibn Mes'ud'un (r.a.) şöyle dediği rivayet olunmuştur:

-Bir defasında Nebi (sav) toprak ve kum üzerine değnek ile bir kare çizdi. Sonra bu karenin merkezinden başlayıp dışarıya doğru uzanan düz bir çizgi çekti. Çizginin kare dışında kalan kısmına birkısım çentikler koydu ve sonra Rasul-i Ekrem bu çizgiler üzerinde şöyle buyurdu:
-Şu (karenin ortasından başlayıp dışarıya uzanan) çizgi insandır. Bu kare de onun ecelidir, her yanından onu kuşatmıştır. (Bu çizginin) kare dışında kalan kısmı da insanın emelidir. Bu (emel çizgisi üzerindeki) çentikler de insana gelen âfetler ve musibetlerdir. İmdi, insana şu afet (oku) şaşırır (da dokunmazsa) öbür afet oku isabet eder. O da şaşırırsa en son ecel (onu) yakalar. *

Ne bitmez arzularımız vardır bizim, ne doymaz isteklerimiz. Her vardığı durakta bir sonraki durağı özleyerek geçen fani bir ömür. Temenniler emele, emeller ihtirasa karışır gitgide ve bir avuç toprak doyurur en son gözümüzü. Boş kuruntular ve olmayacak istekler peşinde hep unuturuz görevlerimizi, hep unutturur bize nefsimiz ebedi güzellikleri. Fani olanın peşinde baki olanı hep ıskalar da insaniyetimiz, acılarla emzirdiğimiz gecelerde savrulur durur arzular.

Bir tûl-i emeldir hayat; bukağısı kilitli esaretlerin tekilliğiyle bağlayan bizi. Derin suların özetinden kaç milyon megavat acıyla çarpar benliklerimize ve zaman aynasındaki güzel düşlerimizi öldürür, müstesna hayallerimizi yaralar. Tûl-i emel ki, yangın gecelerde paramparça ağıtlar okutur kalbimize; kangrenlerin harabe çarşılarında ucuz bahaya satar benliğimizi. Dolunay düşlerinde göğsümüzü yaran da, ruhumuzu kendi yakınlığında yalnız bırakıp aşkiya ateşlerinde semender misali kavuran da odur. Odur yüzünü kaybetmiş bilgelerin sitem dolu gözbebeklerinde görünen de, kuğuların ve kağanların göğe ağan ağıtlarında ağlayan da.

Esrik gülüşler ardında paramparça bir perde kurulmuşsa sahneye, ve mağlubiyetin siyah beyaz karesinde kurtarıcılar işgal ediyorsa huzuru, bir tûl-i emeldir seyreden filmi. Gordiomdan isterik hüzünler esiyorsa ılgıt ılgıt, kuşlar ve arılar sabahın tenine kırık kanatlarla dağılıyorlarsa; kadınlar devinimlerini eşiklerde soyunup kırılmış bir dal gibi ikiye bölüyorlarsa duygularını; bir tûl-i emeldir elbette hükümranı kentin. Kadim taş konaklarda taş plaklar taşlara çalınıyorsa ve kendini yıkmayı unutmuş seller haczediyorsa gramofonları; gün doğumunda kurulmuş dar ağaçlarına masumiyetin beyaz gömlekleri asılıyorsa, ve her şey tekdüze güzelken, güzellikler, kendilerini düşürmek için uçurumlar besliyorlarsa çiçekli bayırlarda, yazık ki bir esenlik coğrafyasında, bir kavurucu muson olup esmektedir tûl-i emel.

Bir marazî aşka benzer tûl-i emel, sevgilinin saçı gibi uzayıp gider gecelerden gecelere. Yağmurların eteğinden geçer şiirler ve örselenir kelimeler aşklar boyu. Kuşlar, sevgili kentteymiş gibi aldanarak uçarlar boşluğa, ve dalgın efkarlara bürünür ayrılıklar. Bir narin dala tutunmuş serçeler ta göğsünden vurulur ve tahammül sancıları ebemkuşağının altında ağlayarak veda eder mutluluklara.

Bir marazî aşka benzer tûl-i emel, ve şairin dilinde haşre çıkar ucu zincirinin, Leyla'lar Mecnun'a döner:

Şeb-i yeldada uzar haşre kadar kıssa-i aşk

Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leyla söyler

Hicranın üvey adıdır tûl-i emel ve yakar güzellikleri buruşuk anılarında. Sicili bozuk caddelerde ayaklar altına atar benlikleri ve dağsız yıldızları yıldızsız dağlara döndürür.


Bir marazî aşka benzer tûl-i emel, sevgilinin saçı gibi uzayıp gider gecelerden gecelere. Yağmurların eteğinden geçer şiirler ve örselenir kelimeler aşklar boyu. 

Bir tûl-i emel peşinde yitirdik medeniyeti, acılara tutunup iklimlerce sürüklendik çağlar boyu. Sığdığımız kentleri sığdıramaz olduk içimize, sığındığımız düşünceler sığınamadı dimağlarımıza. Mağlup kimlikler giyinip nasipsizliğe koyuldu yüreklerimiz ve kendi olamayan şeylerden ötürü kendine dönemedi çehreler. Şimdi uzak anılarda avunan ilk yaz göçebelerince kanat çırpıyor turnalarımız ve külleri Dicle'ye savrulan Mansurleyin ölüyor kahramanlar. Mecrası kuruyan ırmaklarda vagon vagon çığlıklar taşınıyor ve yalancı filozoflar töreleri uykusuzluklarında parçalıyorlar.

Büyük hırs ve küçük ölümdür bir tûl-i emel, dikkat edilmezse eğer, bilinmez nerede başlar ve nerede biter!?..

Gelin, sağrıları ıslak kısrakların serhadlerinde zaman kıvama ermeden, yeni bir düş daha kuralım, ama bu sefer uzayıp gitmesin, emellerimiz gibi düşlerimiz de...
 

 

*Sahih-i Buhari, XII/360-361

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İskender Pala

1958, Uşak doğumlu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi (1979). Divan Edebiyatı dalında doktor (1983), doçent (1993) ve profesör (1998) oldu. Divan Edebiyatı’nın halk kitlelerince yeniden sevilip anlaşılabilmesi için klasik şiirden ilham alan makaleler, denemeler, hikâyeler ve gazete yazıları yazdı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi. “Divan şiirini sevdiren adam” olarak da tanınan İskender Pala, Türkiye Yazarlar Birliği Dil Ödülü’nü (1989), AKDTYK Türk Dil Kurumu Ödülü’nü (1990), Türkiye Yazarlar Birliği İnceleme Ödülü’nü (1996) aldı. Hemşehrileri tarafından “Uşak Halk Kahramanı” seçildi. Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk, Katre-i Matem ve Şah&Sultan adlı romanlarının baskıları yüz binlere ulaştı, pek çok ödül aldı. Evli ve üç çocuk babası olan Pala, halen Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin