Sonpeygamber.info
Bir Hadis Bir Yorum
 

Çarpışmasız Cihad Hac

Âişe (ra) demiştir ki :

-"Ey Allah'ın Rasûlü, kadınlara cihad var mı?" dedim.

 Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu :

"Evet, onlara çarpışmasız cihad vardır; hac ve umre!" buyurdular. (İbn Mâce, Menâsik 8)

Hacc, tevhid akidesini Beytullah'ın çevresinden tekbir, tehlil ve telbiye sadalarıyla tüm dünyaya duyurmaktır. Hac, Müslümanların dünya çapında organizasyonlara, büyük kalabalıkları kitleler halinde mukaddes amaçlar peşinde belli hareketlere sevk ederek, belirli kurallar dairesinde icra etme dirâyetine alıştırmaktadır.

Müslüman, iman ve ibâdet hayatı ile çok yönlü, yaygın, sürekli ve gerçek bir cihadı yaşamaktadır. Nitekim, Peygamber Efendimiz, bu hadis-i şerifte hac ve umreyi "çarpışmasız cihad" olarak nitelemektedir. Büyük muhaddis İmam Buhârî'nin rivayetine göre Hz. Aişe:

- Ey Allah'ın Rasûlü (sav), bize göre cihad en faziletli ameldir. Biz kadınlar cihad edemez miyiz? demiş. Rasûlullah (sav) de:

- "Hayır! Siz kadınlar için en faziletli cihad, mebrûr hacdır" buyurmuştur. [1]

Buhârî'nin rivâyetinde "umre"den söz edilmemekte, hac da "mebrûr" (makbul) sıfatıyla vasıflandırılmaktadır. Aynı durum Nesâî'nin rivâyetinde de görülmektedir. [2]

Hz. Peygamber'e ait bu beyân Haccın, cihada denk bir güçlüğünün, dolayısıyla faziletinin bulunduğunu ortaya koymakta ve haccın, cihad niteliği açısından daha farklı ve ayrı bir yerinin bulunduğu; soğuk harbin, propaganda ve kültür savaşının en kapsamlı ve etkili uygulanması ve vasıtası olduğu anlaşılmaktadır.

Bir başka hadisten öğrendiğimize göre, "cihad, din binâsının en üst noktası, zirvesidir. " [3] Hanımlar ise, muhârib sınıf değildir. Onlar için hac (ve umre) ibâdeti cihad yerine kâimdir. Zaten Hac, "çarpışmasız cihad"dır. Kadınların fıtrî ve şer'î durumlarına uygun olan da aslında budur. O halde hadisten, kadınların soğuk harbte önemli görevler üstlenebilecekleri sonucunu çıkarmamız mümkündür. Bir başka ifâde ile, kadınıyla erkeğiyle Müslümanların dünya çapında cihad şans ve sorumluluğuna sahip oldukları açıktır. Nitekim, güçsüzlüğünden ve korkaklığından yakınan bir Müslümana Hz. Peygamber:

-"Güç-kuvvet ve kahramanlık istemeyen cihada, hacca gel, katıl" [4] tavsiyesinde bulunmuştur. Bir başka hadiste de Efendimiz:

-"Hac ve umre, bütün zayıfların, yaşlı, güçsüz, küçük ve kadınların cihadıdır" [5] buyurmuştur. Böylece sevgili Peygamberimiz, fiilen asıl cihada, sıcak harbe iştirak edemeyen toplum kesimlerinin katılabileceği bir tür cihadın mutlaka bulunduğunu ilân etmiş olmaktadır.

Soğuk Harb

Uzun yolculuk, büyük güçlük ve fedakârlıklara katlanarak, tek merkez, tek emir ve komuta altında bir araya gelmek, evrensel çapta iş ve güç birliği yapmak demek olan Hac, İslâm dünyası için fevkalade önemli ve etkili tebliğ imkânıdır. Tebliğ ise, zaten başlı başına bir cihaddır. İmkânlarını zevk ve rahatları için kullanma yolları açıkken, Allah'ın emrine uyarak, mal ve canlarını ortaya koyarak zararsızlık andı içen, şiddet göstermeden heybet arzeden, kaynaşan, şeklî ve fizikî ayrılıklarına rağmen inanç, his ve bağlılıklarını aynı kelimelerle, aynı şekil ve usûllerle ifâde eden bu silâhsız mücahidler ordusu hacılar, imansız yüreklere elbette düşündürücü ve belki de korkutucu mesajlar sunacaklardır. Tüm dünyanın Hac zamanı gözlerini İslâm dünyasına çevirmesi, silâhsız mücahidleri izlemesi boşuna değildir.

Her türlü şerr sembollerine meydan okuma hareketlerini ihtiva eden hacc ibâdeti, müslümanı zararsızlık temel vasfı içinde zararlılara karşı gerekli tedbirleri alma ve hakettikleri cevabı verme yönlerinden tam bir eğitim vasatıdır. İhram ise çarpışmasız cihad erleri, hacıların "Allah'a tazim, yaratıklarına şefkat" esası ve tatbikatının ortak askerî kıyâfetidir.

Ümmeti Yaşamak

Hacc, tevhid akidesini Beytullah'ın çevresinden tekbir, tehlil ve telbiye sadalarıyla tüm dünyaya duyurmaktır. Hac, Müslümanların dünya çapında organizasyonlara, büyük kalabalıkları kitleler halinde mukaddes amaçlar peşinde belli hareketlere sevk ederek, belirli kurallar dairesinde icra etme dirâyetine alıştırmaktadır. Öyle sanıyoruz ki, Haccın doyumsuzluğu, bir kere gidenin bir çok kez gitmek istemesi de işte bu ümmet bütünü içinde ma'şerîleşme, tüm benliğini başkalarıyla paylaşıp geliştirme ve ümmetin mânevî varlığı ve kişiliği içinde dirilmiş olmaktan, bir başka ifâde ile, "ümmeti yaşamak" tan kaynaklanmaktadır. Onun için de derinden etkilemektedir.

Disiplin ve Eğitim

Orduda disiplin, itaat ve fedâkârlık esastır. Silâhlar ve eğitim bu takdirde anlam kazanır. "Çarpışmasız cihad"ın da kendisine has disiplini, uygulaması ve fedâkârlığı vardır. Silâhsızlık ve zararsızlık bu gereklere uyulduğu ölçüde azamet arzedecek ve hacılara itibar kazandıracaktır. Disiplinsizlik ise, ümmetin bozgununun vebalini omuzlarında taşıyacaktır. Bu vebal fevkalade ağırdır.

Sonucun mükemmelliği, yapılacak hazırlık çalışmalarıyla yakından ilgilidir. Önceden alınacak eğitim hiç şüphe yoktur ki bir çok uygulama hatalarını önleyecek ve kazanılacak mânevi zevki ve etkilenmeyi arttıracaktır. Bu yüzden hiç bir sebeple terkedilmemelidir. Nitekim bir hadis-i şerifte; "Gereklerini yerine getirerek Hac eden, müslümanların dilinden ve elinden zarar görmedikleri kişinin geçmiş günahları bağışlanır" [6] buyurulmuştur. Ferdî planda bu mutlu neticeyi sağlayabilmek için eğitime nasıl ihtiyaç varsa, ümmet çapında sağlanacak neticeler için de daha köklü ve yaygın ve yeterli eğitim çalışmalarına ihtiyaç vardır.

Naklen Yayın Gereği

Öte yandan yılda bir kez dünya çapında gerçekleştirilen bu "çarpışmasız cihad"ın, televizyonlar aracılığı ile bütün dünyaya aynı anda naklen yayınlandığı düşünülecek olursa, Haccın nasıl bir "cihad" olduğu iyice ortaya çıkacaktır. Vedâ Hutbesi'nin anlam ve muhtevâsı üzerinde uzmanlarca yapılacak yorumlar eşliğinde gerçekleştirilecek naklen yayınlar, huzur arayan dünya insanlığına İslâm'ın sunduğu huzur ve mutluluk ortamını, hak ve vazife ahengini hatırlatacak ve belki de bir çoklarının kurtuluşuna vesile olacaktır. Zaten "cihad"ın amacı da birilerinin ihyâ ve kurtuluşu değil midir? 


1. Buhârî, Hac 4.

2. bk. Nesâî, Hac 4.

3. bk. Tirmizi, iman 8.

4. Abdurrezzak, el-Musannef, V,7-8. 7. bk. Nesaî, Hacc 4; İbn Mâce, menâsik 8.

5. bk. Nesaî, Hacc 4; İbn Mâce, menâsik 8.

6. Abdurrezzak, el-Musannef, V, 11

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin