Sonpeygamber.info
Bir Hadis Bir Yorum
 

Her Gün Yeni Bir Pazardır

 

عَنْ أَبِى مَالِكٍ الأَشْعَرِىِّ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم : كُلُّ النَّاسِ يَغْدُو فَبَائِعٌ نَفْسَهُ فَمُعْتِقُهَا أَوْ مُوبِقُهَا

Ebû Mâlik Hâris İbni Asım el-Eş'arî radıyallahu anh'den rivâyet edil­diğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Her insan (her gün) sabah kalkıp (pazara çıkar), nefsini satışa arz eder. Kimi onu âzâd, kimi de helâk eder." [1]

Günü ibadet ve taatle geçiren yani İslâm’la yaşayan kişi, nefsini cehennemden satın alıp âzâd etmiş olur. "Nefsini helâk eden bâyi", satıcı manasındadır. Nefsini if­lasa sürükleyen bir bedelle satmış, yani günü İslamsız geçirmiş demektir.

Dünyada zaman, "gün" denilen yirmi dört saatlik kesitler halinde yaşanmakta ve değerlendirilmektedir. Bu "gün"ler aynı zamanda insana lütfedilmiş olan ömrün de kesitlerini oluşturmaktadır. Uzunca bir rivâ­yetin son cümlesi olan hadisimiz, "gün" denilen bu ömür ve zaman kesi­tinin her insan için yeni bir pazar demek olduğunu belirlemektedir.

Gerçekten her yeni gün herkes için yeni bir pazardır. Bu pazarda, aslında insanın dünya ve âhireti alınıp satılmaktadır. Çünkü inancımıza göre, her insan ahiretteki yerini dünyada hazırlar. Nitekim bir hadîs-i şerîf, kıyamette ömrün, sıhhatin, ilmin, servetin ve gençliğin hesabı verilmeden kimsenin bir yere kıpırdama imkânı olmayacağını bildirmektedir.[2]

Hadisimizin ortaya koyduğu, her yeni "gün" için geçerli olan bu "pazar" niteliği ve nefsin alım-satım konusu olduğu gerçeği, Abdullah İbni Mes'ud radıyallahu anh'ın rivâyet ettiği bir hadiste daha açık şekilde görülmektedir: “İnsanlar sabahleyin iki kısım olarak kalkarlar. Kimisi nefsini satıp helâk eder; kimisi de faydasına çalışarak onu âzâd eyler."[3]

Bir kelime iki anlam

Hadisimizde yer alan "bâyi'" kelimesi, aynı anda hem alıcı hem de satıcı anlamına gelir. Burada bu iki anlama gelecek şekilde kullanılmıştır. "Nefsini âzâd eden bayî', alıcı (müşteri) manasındadır. Günü ibadet ve taatle geçiren yani İslâm’la yaşayan kişi, nefsini cehennemden satın alıp âzâd etmiş olur. "Nefsini helâk eden bâyi", satıcı manasındadır. Nefsini if­lasa sürükleyen bir bedelle satmış, yani günü İslamsız geçirmiş demektir.

Öte yandan, hadisimizdeki bâyi' kelimesinden sadece satıcı anlamı da kastedilmiş olabilir. Bu takdirde "nefsini âzâd eden satıcı” ile onu Allah'a satanlar anlatılmış olur. Nitekim Allah Teâlâ böylesi bir alım-satım'a şöylece işaret buyurmuştur: "Şüphesiz ki Allah, mü'minlerden nefislerini ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır."[4]

"Nefsini helâk eden satıcı" da onu şeytana satandır. Bu noktada da Allah Teâlâ, "Onların nefislerini sat­tıkları bedel ne fenadır"[5] buyurmuştur.

Hadisimiz, ister dairede ister evde, ister iş yerinde ister dağ başında olsun, herkesin her gün kendisi için kazanç veya zarar söz konusu olan yeni bir pazar ortamına adımını attığını bildirmekte, herkesin bu duru­mun farkında olmasını istemektedir. Günü İslâm ile yaşamanın önemi de işte buradan kaynaklanmaktadır.

Amaç ve araç

Bilinen bir gerçektir ki Müslümanlar, dünya ve ahiretin hayrına, mutluluğuna taliptirler; Ey Rabbimiz, bize dünyada da ahirette de iyilik ver, bizi cehennem azabından koru!”[6] niyazı, bu talebin yüce kitabımızda yer alan en açık delilidir.

Müslümanın amacı, hayata uymak değil, hayatını hakka uydurmaktır. Günü İslam’la yaşamak, hayatı hakka uydurma çabasıdır. Ya da o hedefe gidişin ilk adımı ve aracıdır. Çünkü insan hareketleri belli bir zaman içinde gerçekleşir. Akıp gitmekte olan zamanı, düşünce ve amel olarak İslâm ile renklendirebilen, neticede ömür sermayesini, dünya huzuru ve ahiret mutluluğu adına değerlendirmiş olur. Bu sebeple disiplinli ve uyanık bir Müslüman olmaya her gün yeniden niyet ve gayret etmek ge­rekmektedir.

Diğer taraftan Müslüman "özel hayatı olmayan" kişidir, zira Yüce Rabbimiz, “Nerede olursanız olunuz Allah sizinledir (sizi denetlemekte­dir)”[7] buyurmaktadır. Böyle olunca, halk içinde olsun, tenhada olsun günü tam bir uyanıklık ile İslâmî sınırlar içinde kalmaya çalışarak yaşa­mak, yani" kendisini Allah'ın mutlaka gördüğü ve denetlediği' bilincine sahip çıkmak gerekecektir. Zira bu şuur, kulluk pazarında kâr etmenin ilk ve temel şartıdır.

Bu açıdan baktığımız zaman günlük ibadetler, özellikle beş vakit namaz, günü İslâm ile yaşamanın, amel düzeyinde belirlenmiş temel noktaları olmaktadır. Her namazın bir önceki namaz ile arasında geçen vakitte işlenmiş günahlara keffâret olduğunu bildiren hadis-i şerif[8] Müslümanlar için, bütün bir günü temiz tutma imkânının bulunduğu müjdesini vermektedir.

Her yaş ve meslek grubundan Müslümanların, günlerini İslam ile yaşamak bakımından klasik usuller yanında, geliştirip uygulayabilecek­leri özel ve yeni usuller olabilir, olmalıdır da. Zira her Müslüman, kendi şartları içinde neyi nasıl yapabileceğini düşünür, dert edinirse, mutlaka bir yol ve çare bulacaktır.

Günü İslam’la yaşamak, günlük ibadetlerle değerlendirmek her şey­den önce İslâm'ı mes'ele edinmek, onun koyduğu kurallar içinde iki dünya mutluluğu için çalışmak demektir. Bir başka ifade ile her gün ya­şanan pazarı, köle pazarı değil, kulluk pazarı olarak değerlendirmektir. Zira Allah'a kulluk ile değerlendirilemeyen gün, başka şeylere kölelikle geçi­rilmiş demektir. Bu söylediklerimize hadisimiz, "âzâd" ve "helâk" keli­meleriyle işaret etmiş bulunmaktadır.

Öte yandan, kurtuluşa eren mü'minlerin bir özelliğini namazlarını korurlar, namazlarında devamlıdırlar”[9] diye bildiren ayet-i kerîme, ibadetle­rin aksatılmamasını ifade ettiği gibi, "kulluk havasını günün diğer saatle­rine taşımaya çalışırlar" manasında da anlaşılabilir. Nitekim "namazdan sonra, gelecek namazı beklemek"ten [10] "kalbi mescidlere bağlı mü'min"lerden[11] söz eden hadis-i şerifler de aslında günü İslâm ile yaşama, kulluğu gü­nün bütününe yayma ve taşımanın yollarını göstermektedir.

Bir Müslüman için günü İslam ile yaşamak, ya da kulluk pazarında alış-veriş yapmak, sadece belirlenmiş ibadetleri yerine getirmekten ibaret değildir. Günlük işlerini iyi bir niyetle ve İslâm adabına uygun olarak yapmak, haram-helal sınırlarına dikkat etmek, insanlara imkânları ölçü­sünde faydalı olmaya çalışmak, faydalı olamadığı yerde hiç değilse zarar vermemeye dikkat etmek de günü Müslümanca değerlendirmektir. Zira iyi bir niyet, âdetleri ibadetleştirir. Tufeyl İbni Übeyy, kendisiyle birlikte çarşıya çıkmak isteyen büyük sahâbî Abdullah İbni Ömer'e;

“Sen çarşıda ne yapacaksın? Bir şey satmazsın, bir şey almazsın. Oralarda durup vakit geçirmeyi sevmezsin. En iyisi gel bizimle şurada otur da konuşalım" der. Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhüma ona şu cevabı, verir:

“Biz, sırf selâm hatırına çarşıya çıkarız, karşılaştığımız insanlara se­lâm veririz."[12]

İbn Ömer radıyallahu anh hazretlerinin bu açıklaması, ilk Müslümanların günü İslam ile değerlendirmekte neler düşünüp neler yaptıklarını göstermesi bakımından ilgi çekicidir. İslâm bilginleri de yirmi dört saatlik bir günü tam bir İslâmî bilinç ve uyanıklık içinde ge­çirmekte Müslümanlara yardımcı olmak maksadıyla "Amelu'l-yevm ve'l-leyle" veya "el-Ezkar" adlarıyla kitaplar kaleme almışlardır. Bu kitaplarda genellikle, günlük işler esnasında yapılacak dualara Peygamber Efendimiz'in yaptığı dualardan örnekler vermişlerdir.

Her yaş ve meslek grubundan Müslümanların, günlerini İslam ile yaşamak bakımından klasik usuller yanında, geliştirip uygulayabilecek­leri özel ve yeni usuller olabilir, olmalıdır da. Zira her Müslüman, kendi şartları içinde neyi nasıl yapabileceğini düşünür, dert edinirse, mutlaka bir yol ve çare bulacaktır. Yeter ki, her gün yaşadığı kulluk pazarında "iyi bir Müslüman" olarak yerini almayı, hadisimizin ifadesiyle "nefsini âzâd etmeyi" gaye edinsin.

Unutulmamalıdır ki, dünya ve ahiretin mutluluğu, gününü gün et­mekle değil, gününü İslâm ile değerlendirmekle elde edilebilir. Mevlâ cümlemizin yardımcısı olsun.

 


Kaynakça:

1. Müslim, Tahâre l; Tirmizî, Daavât 85; İbn Mâce, Tahâre 5; Dârimî, Vudû 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 342,343
2. Bk. Tirmizî, Kıyâme l
3. Bk. Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 321
4. et-Tevbe (9), 111
5. el-Bakara (2), 102
6. el-Bakara (2), 201
7. el-Hadîd (57), 4
8. Bk. Müslim, Tahâre 16
9. el-Mü'minun (23),8
10. Bk. Müslim, Tahâre 41, Tirmizî, Tahâre 39; Nesâî, Tahâre 180; İbn Mâce, Tahâre 49, Mesâcid 14, Cihad 41
11. Bk. Buhâri, Ezan 36, Zekat 16; Rikak 24, Hudud 19: Müslim, Zekat 91; Tirmizî, Zühd 53
12. Bk. Muvatta, Selâm 6

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin