Dosyalar
Hz. Peygamber ve Çocuk
 

Hz. Peygamber Beynimizdeki Prangaları Çözdü

 

Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi ve din eğitimi uzmanı Prof. Dr. M. Şevki Aydın ile Hz. Peygamber’in çocuklara yaklaşımı ve O’nun eğitim anlayışının günümüze nasıl uyarlanabileceği hakkında bir söyleşi gerçekleştirdik.

Hz. Peygamber’in her şeyden önce çocukları birer birey olarak değerlendirdiği ve onlara bu şekilde davrandığını vurgulayan Aydın, din eğitimi konusunda yapılan yanlışlara da vurgularda bulundu. Aydın'ın değindiği en önemli noktalardan biri de Hz. Peygamber'in karşısındaki bireyleri birer kalıba sokmaktan ziyade onları düşünmeye sevk ettiğine dair tespitti.

Çocuğu yetiştirmek deyince bunu, çocuğu istediğimiz kalıba sokmak şeklinde anlıyoruz. Eğitimi insanı birey olmaktan çıkarıp nesneleştiren bir süreç haline sokuyorlar. Efendimiz ise karşısındakini kalıplamaktan önce düşünmeye sevk ediyor.

Hz. Peygamber’in bir baba ve bir dede olarak çocuklarla ilişkisini nasıl değerlendiriyorsun

uz?

Dikkat ederseniz, Hz. Peygamber’in çocuklara bizim gibi müthiş bir mesafe koyma, otoriteyi bu uzun mesafe ile sağlama gibi bir tavrı yok. Son derece doğal, insani, tabii bir tavır var. O sevgi karşıdaki bütün olumsuzlukları eritiyor. Yanında 10 yıl kalan Hz. Enes’i, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’i, hatta kız torunları ile olan ilişkilerini düşünün. Torunu Ümame'yi omzuna alıp mescide giriyor. Kız çocuğu olduğunda utanan bir toplumda bu hareket bir devrimdir. Efendimiz cinsiyet ayrımı yapmadan doğrudan insana değer veriyor. Hz. Peygamber, “Çevre ne der?” sorusunu nasıl değerlendiriyor, bunu bir incelemek lazım. Namazda dahi sırtında çocukları taşıması bize son derece merhametli, şefkatli olduğunu ama bununla birlikte hiçbir zaman laubali ya da yanlış tutum ve davranışların doğmasına neden olmadığını gösteriyor.

Hz. Peygamber’in örnekliğinde bir eğitim anlayışı oluşturmak için ne gibi temel ilkeleri benimsemek gerekir?

Bir defa Kur’ân’ın öngördüğü bir insan modeli vardır Asr Suresi’nde: İman edip  sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler…

Peki, bu insan nasıl yetiştirilecek? Efendimiz’in hayatında bunun ipuçlarını o günkü şartlar içerisinde görüyoruz. Ama Efendimiz İslâmi eğitimi şu şekilde ortaya koydu şeklinde tek tip bir eğitim sisteminden söz edebilir ve bundan başkası olmaz diyebilir miyiz? Ben o kanaatte değilim. Efendimiz İslâmi eğitimle yetişmiş bir bireyi Kur’ân üzerinden vasıflandırıyor.  Biz buradan eğitime yön veren temel ilkeleri belirleyebilir ve güncelleme çalışmaları yapabiliriz. Mesela Efendimiz’in hayata dair tüm ilişkilerinde temel bir prensipten söz edebiliriz: “İnsana saygı.” Efendimiz’in çocuklarla ilişkilerine baktığımızda şuna şahit oluruz: O, her şeyden önce çocukları bir birey olarak görüyor. Mesela gidip çocuklara selam veriyor, onlara hal hatır soruyor, hastalanan çocuğu ziyaret ediyor. Çocuklara değer verdiğini her şeyden önce onlara hissettiriyor. Bizler çocuklara ne kadar değer verip saygı duyuyoruz? Bu hususlar tutum ve davranışlarla hayata geçirilmelidir. Sevgi karşısında fethedilemeyecek bir kale var mı? Ama sevmek için de o bilince sahip olmak lazım. Vahşi’ye dahi defalarca yalvaran bir peygamber düşünün. Oysa Vahşi’yi bize verseler neler ona yapmayız? Şimdi burada Efendimiz’in bakış açısını anlamak lazım. Anlamlandırma biçimi eylemlere yansır. Siz Vahşi’ye ilahî lütuftan yoksun bir zavallı olarak bakarsanız, O’nun da bu lutfa ihtiyacı var diye bakarsanız merhamet duygularınız ortaya çıkar. Ona göre tutum ve davranışlar ortaya çıkar. Buradan hareketle şunu söylememiz gerekiyor: Peygamber Efendimiz'in öncelikle anlam dünyasını keşfetmemiz lazım.

Torunu Ümame'yi omzuna alıp mescide giriyor. Kız çocuğu olduğunda utanan bir toplumda bu hareket bir devrimdir. Efendimiz cinsiyet ayrımı yapmadan doğrudan insana değer veriyor.

Hz. Peygamber’in eğitim modelini günümüze nasıl uyarlayabiliriz?

  endimiz’in öncelikle anlam dünyasını keşfetmemiz lazım.   endimiz’in öncelikle anlam dünyasını keşfetmemiz lazım.   endimiz’in öncelikle anlam dünyasını keşfetmemiz lazım.   endimiz’in öncelikle anlam dünyasını keşfetmemiz lazım.   endimiz’in öncelikle anlam dünyasını keşfetmemiz lazım.

Efendimiz'i hayatın her alanında olduğu gibi eğitim konusunda da örnek alacağız. Ama altını hemen çizelim: Biz taklit etmeyeceğiz, örnek alacağız. Örnek almak için de anlamak gerekiyor.  Tarihî şartları düşünelim. O dönemde okul var mıydı? Suffa mektebi yetişkinlere yönelikti. Zaten İslâm eğitimi yetişkin eğitimi olarak başlamış, onların eliyle çocuklara doğru eğilmiştir. Dolayısıyla Hz. Peygamber döneminde eğitim modeli dediğimiz şey yaşanılan örneklerdir. Biz bu örnekleri anlamlandırmalıyız. O çağın bütünlüğü içinde Hz. Peygamber’in tavırlarının nereye oturduğunu görmek ve sonra bu somut davranışların arkasında nasıl bir anlam yattığını belirlemek gerekir. Mesela Hz. Peygamber’in zina edeceğini söyleyen bir gence karşı tavrı çok meşhurdur. Ashap bu gence hücum ederken Hz. Peygamber gencin omzuna elini atıp gayet yumuşak bir tavır sergilemiştir. İşte bu tür davranışları anlamak bilimsel çabayı gerektiriyor. Anladıktan sonra bu tavırları günümüze taşımak, uyarlamak önemlidir. Sadece bir iki hadis okuyup O’nu örnek aldığını iddia etmek, yalın anlamlarla O’nun eğitim anlayışına dair bir karar almak her şeyden önce Efendimiz’e karşı yapılan bir hatadır.

Bir yazınızda “Hz. Peygamber eğitimle insanı özgürleştiriyordu” diyorsunuz. Bu konuyu açar mısınız?

(İlgili yazıyı okumak içi lütfen tıklayın.)

Bizde –anne babalar ve eğitmenlerde- son derece yanlış bir eğitim anlayışı var. Çocuğu yetiştirmek deyince bunu, çocuğu istediğimiz kalıba sokmak şeklinde anlıyoruz. Son derece tehlikeli bir yaklaşımdır bu. Oysa bizim görevimiz kimseyi kalıba sokmak değil, herkesin kendi yetenekleri geliştirmesine katkı sağlamaktır. Çocuğu nesne olarak gördüğümüz için sürekli talimat veririz. Okullarda “Yaslan arkana dinle! Soruyu ders sonunda sorun!” gibi emirler var.

Eğitimi insanı birey olmaktan çıkarıp nesneleştiren bir süreç haline sokuyorlar. Efendimiz ise karşısındakini kalıplamaktan önce düşünmeye sevk ediyor. Mesela zina yapmak isteyen gence soruyor: “Senin bu isteğini bir başkası annen ile yapmak isterse nasıl karşılarsın?” Hz. Peygamber mesela en yumuşak haliyle “Bak evladım bu ahlaksızlıktır” diyebilirdi. Ama Efendimiz önce bu genci birey olarak değerlendiriyor. Ve onu düşünmeye teşvik ediyor. Biz çocuklarımızı düşünme, anlamlandırma, geliştirme yeteneklerini güçlendiren tavırlar içerisinde değiliz. Çocuklar bize soru sorduklarında, onları daha soru sormaya başladıklarında azarlayıp, onların zihinsel gelişimlerine ket vuruyoruz.

 


Çocuk ne zaman cevabı dinden gelen sorular sormaya başlarsa din eğitimi o zaman başlamalıdır. Şu veya bu yaşta başlar diyemeyiz. O sorulara nasıl cevap vereceğimiz asıl önemli olan şeydir.

Kur'ân’da Efendimiz ile ilgili ayette şu şekilde geçiyor: “Sen onların sırtındaki prangaları çözüyorsun.” Aslında Hz. Peygamber beynimizdeki prangaları çözüyor. Maalesef kendi dindarlığını inşa eden bireyler yetiştiremiyoruz. Eğitim bireylerin Müslüman olma konusunda ihtiyaç duyduğu kılavuzluğu yapmalıdır. Birey vahyi merkeze alarak kendi dindarlığını inşa edecek duruma gelmelidir. Bugünkü İslâm dünyası bu nedenle ezberci eğitim anlayışından vazgeçmelidir.

Bir çocuğun din eğitimi ne zaman başlamalı?

 Çocuk ne zaman cevabı dinden gelen sorular sormaya başlarsa din eğitimi o zaman başlamalıdır. Şu veya bu yaşta başlar diyemeyiz. Her çocukta bu değişkenlik gösterebilir. O sorulara nasıl cevap vereceğimiz asıl önemli olan şeydir. Sorunun kodlarını sağlıklı çözüp ondan sonra çocukça cevabını oluşturmak başlı başına bir sorundur.

Ayrıca ülkemizde konuşulanlara bakıldığında bu konu bir sorun yumağı olarak karşımıza çıkıyor. Eğitimi çocuğun bir birey olarak yeteneklerini geliştirmesine katkı sağlamak için yapıyoruz. Çocuk zaten potansiyel yeteneklerle dünyaya geliyor. Her birey kalıtsal müktesebatıyla çevresinin etkileşiminin ürünüdür. Birey ne kadar doğru bir müktesebatla ve ne kadar uygun bir çevreyle iç içe olursa o kadar sağlıklı gelişir. Bireyi bir bütün olarak ele almadığımız takdirde sağlıklı gelişmesi mümkün değil. Bireyin yemeye, içmeye, nefes almaya ihtiyacı var da inanmaya, bağlanmaya, güvenmeye ihtiyacı yok mu?  Bu ihtiyaçlar da fıtridir. Din eğitimi yapmayalım demek insanın çok önemli hayati bir ihtiyacını görmezden gelmek demektir. Din eğitimini ihmal ederseniz de zarar vermiş olursunuz, yanlış beslerseniz de ihmal etmiş olursunuz. İki durumun birbirinden farkı yoktur.

Eğitim bireylerin Müslüman olma konusunda ihtiyaç duyduğu kılavuzluğu yapmalıdır. Birey vahyi merkeze alarak kendi dindarlığını inşa edecek duruma gelmelidir. Bugünkü İslâm dünyası bu nedenle ezberci eğitim anlayışından vazgeçmelidir.

Allah inancını, Peygamber inancını çocuklara nasıl fark ettirmeliyiz?

Çocukların önce bu tür konularla etkileşim içine girmesini sağlamalıyız. Çocuğa: “Namaz kıl!” demeye gerek yok. Önce namaz kılan bizleri görmeli çocuklar. Çocuk anne ve babasının abdest almak için can attığını görmüyorsa ya da namaz saatini içtihakla beklendiğini görmüyorsa kalkıp da: “Çocuğum namaz kıl!” demenin bir anlamı yok. Bu durum Kur’ân’ın mantalitesi ile de aykırı düşmektedir. Mesela ayette: “Siz başkalarına iyilikleri güzellikleri emreder de kendiniz unutur musunuz?” diyor.

 Anne babalar olarak özellikle çocuklara talimat vermeye eğilimliyiz. Anlatmak da başlı başına bir meseledir. Bu nedenle bilime kulak verilmesi gerekir. Mesela çocuğa hangi konuyu ne zaman ne kadarı ile hangi kanalları kullanarak anlatmaya çalışacağız. Bu soruların cevabını bilimde bulacağız. Çünkü siz vahyin mesajını anlayacaksınız. Çocuğa bu vahyin kısımlarını nasıl anlatacağınızı düşüneceksiniz ve bunun için de çocuğu tanımaya çalışacaksınız. Aksi takdirde kaş yaparken göz çıkartabilirsiniz. Atadan babadan gördüğümüz usuller bize bir yere kadar yardımcı olabilir. O gün için çok iyi olan tutum ve tavırlar bugün için de iyidir diyebilir miyiz? Düşünün internet ile tanışan çocuğa yaklaşımınız eski dönem ile aynı olabilir mi?

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.