Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

İkiye Böldü Bizi Mirac Ay Işığında

"Sübhan'dır O ki kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya ya götürdü -o Mescid-i Aksa ki her an etrafını bereketli kılmaktayız- ta ki ayetlerimizden gösterelim diye. Gerçek şu ki: O’dur işiten, O'dur gören." (İsra,1)

Şakk-ı kameri ve miracı birbirinin ikizi olarak görür Said Nursî. Birincisi, göğün lacivert kumaşında bir delik açar, mekânın çeperini zorlar. İkincisi zamanın tek düze akışından sıyırır insanı, ânın gömleğini yırtar.

İki mucize de hakikati işaretler. Kendileri hatırına değil, hakikat hatırına vardırlar. Allah'ın Elçisi'nin elçilik ettiği hakikat hatırına. Ay, işarettir. Çünkü Elçi'nin işaret ettiği hakikat, ay gibidir. Ayan beyandır. Olağanı kırar. Sıradanlığı yıkar. Her şeyi normal görmeye alışan bakışı sarsar. "Böyle gelmiş böyle gider" diye alışkanlığa yaslanmış insanın gözbebeğini büyütür ay üzerinden. Ay, göğün gözbebeğidir.

Gözbebeğinin büyümesi hayret ifadesidir. Kör beyazın içinde gözün karası genişledikçe, ışık çoğalır. Böylece hakikat gölgeden sıyrılır. Gizli saklı sırlar açığa çıkar. Netleşir gerçeğin yüzü. Bir umudun göğüne yükselir insanın sözsüz çaresizliği. Ümitsizliğin kara gömleğini hilal inceliğiyle yırtar Elçi, göğ(s)ümüze ay çarpıntısı düşürür. Yeryüzünün heyelânını göklere kaydırır. Şiirin akışını başlatır kalbin yatağında.  

İki parçası iki kanat olur ayın. "Kâb-ı Kavseyn" fotoğrafı verir. "Birbirine bitişik iki yay." Varlığın çeperlerine taşınır böylece akıl. Hiç yoktan var edilişin sancısı düşer yeryüzünün karnına. İşte bu miracın da ilk eşiğidir. Çünkü simetrisi çizilmiştir göğe. Bundan sonra görüntülerin zarı yırtılacak, olmanın usaresi damıtılacaktır.

“Biz atalarımızdan böyle gördük” diyen kavmin iki yakasını sarsıyor Elçi. Ki “Biz hep böyle gördük, hep böyle olur, ne var bunda şaşacak” diyen modern körlüğün siyahına bir çizik atmak için çırpınıyor. Soruyor aya varan parmak uçlarıyla: “Değişime hazır mısınız? Atalarınızın inanmadığına inanacak devrimci ruhunuz nerede? Sadece olanı koruyan, olanla yetinen aklınızın yerinden edilmesine hazır mısınız? Ellerindekilere yenilerini ekleyerek çoğaldığınızı hesap ediyorsunuz; peki hesabınızı gözden geçirmeye var mısınız? İstifliyorsunuz, üst üste yığıyorsunuz; tükenişin dizi dibindeki bu telaşın geçersizliğiyle yüzleşmeye cesaretiniz var mı? Görüyorum, dönüşüm korkutuyor sizi. Değişimden ölesiye kaçıyorsunuz: Alabildiğine muhafazakârsınız. Öteye ilginiz yok, burada hoşnutsunuz. Görüntülere kanmışsınız, aslı görmeye yüzünüz yok."

İnsanlar, zamanın pürüzsüz akışına aldanmışlar. Günü akşam etmekle yetiniyorlar. Akşamı sabah etmenin derdindeler. Keyifleri bozulmasın telaşındalar. Huzurlarına bir darbe inmesin istiyorlar. Çelişkinin yüzüne bakamıyorlar. Kendi önyargıları içinde kendilerini haklı çıkarmakla meşguller.

Allah'ın Elçisi'nin zamanı yaran yolculuğu işte o vakit başlıyor. Yatayda akıp giden zamanı, dikine doğru yırtıyor Mirac mucizesi. Mekânı dürüyor bir anda. Ciddiyetini bozuyor sınırların. Varlıklarını taş sütunlara borçlu olanların ayağının altından dayanakları çekiyor. Hayatlarını alışılmış ritüellere, kök salmış teamüllere minnetle geçirenlerin yaslandıkları tüm sabiteler tuz buz oluyor. Dikişleri sökülüyor dünya gömleğinin. Damarları yırtılıyor zulüm düzeninin.

Sefer başlıyor:

"Sübhan'dır O ki kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya ya götürdü -o Mescid-i Aksa ki her an etrafını bereketli kılmaktayız- ta ki ayetlerimizden gösterelim diye. Gerçek şu ki: O’dur işiten, O'dur gören." (İsra,1)

Ayete dikkat: “Kul”unu miraca götürüyor Allah Elçisi'ni değil! Demek ki her kula açık bir kapı mirac. Demek ki her kulun başı göğe erebilir. Her kul doğrudan Rabbiyle buluşabilir. Perdesiz Rabbine hitap edebilir. Secdesinde her kul miracın kapısına baş koyabilir. Miractan sızan ışığı alnına dokundurabilir. Işıl ışıl bir yakınlığa kavuşabilir.

O gün bugündür, yeryüzünde bunalan her mümin telaşlarını secdenin gül bahçesinde dindiriyor. Dünyayı dar getiren zalimlerin, kendilerini ilah sanan mütekebbirlerin çelikten düzenlerini bir tekbirin yankısında yırtıyor. İrileştirilmiş her otoriteyi aşağıda bırakıyor, dokunulmaz kılınmış her mağruru küçümsüyor: "Allahuekber!"

Bir tefekkür yolculuğu mirac. Bir insanın kâinatın ihtişamına verdiği mukabelenin göklerin kıyısına vurması. Bir insanın gördüğü iyiliklere minnettarlığının âlemlerin Rabbinin nazarına doluşması… Yerden göğe haklı bir davanın âlemlerin Rabbi tarafından onaylanması... Bir Rahmanî iltifatın insanın yeryüzündeki çaresizliğine eğilişi…  Rabbanî lütfun insanın dünya darlığını anladığını teyid etmesi...

Ayete dikkat: “Kul”unu miraca götürüyor Allah Elçisi'ni değil! Demek ki her kula açık bir kapı mirac. Demek ki her kulun başı göğe erebilir. Her kul doğrudan Rabbiyle buluşabilir. Perdesiz Rabbine hitap edebilir. Secdesinde her kul miracın kapısına baş koyabilir. Miractan sızan ışığı alnına dokundurabilir. Işıl ışıl bir yakınlığa kavuşabilir.

Miractan dönen Allah'ın Elçisi, dönüşte kapıyı aralık bırakır. Ve hiç kapanmaz o kapı o gün bugündür. Muhammed Mustafa (sav)'nın “kul” sıfatıyla yürüdüğü yola isteyen kadem basabilir. Kapı açık, yol geniştir. Müminler, bir teşehhüt miktarı şahitlikte şah damarı yakınlığının kalbine akabilir.

"Ettahiyyatu lillah…" Selam verir Rabbine doğrudan. "Esselamû aleyk…" Selamı alır. Her namazın her teşehhüd oturumunda miraca can olur kul. Miracı canlandırır. Bütün zamanların en anlamlı zirvesine katılır. Zirvenin diyaloglarını tekrar ede ede yeni baştan miracı yaşanır kılar. Yeter ki Muhammed Mustafa (sav) gibi hayretsizliğin kuyusundan, şükürsüzlüğün zindanından kurtarabilsin kalbini. Güzelliğe hayretini kalbinin heyecanı kılsın. İyiliğe minnetini kalbinin canı kılsın. Hayret ve minnetin miracında şerefli bir sığınmacıdır.

İnsanlığın mirac zaferini paylaşınca Elçi inanılmaz bulunacaktı. Yeri göğü aşan, bütün zamanları düren, mekânın zaruretlerini delip geçen bu yükseliş, müşrikler için yeni bir aşağılama bahanesi olacaktı.  Hemen, Ebû Bekir (ra)'in yanına vardılar: “Ey Ebu Bekir! Senin arkadaşın hakkındaki şeyden haberin var mı? O, güya, bu gece Beytü'l-Makdis'e varmış. Orada namaz kılmış, sonra da Mekke'ye dönmüş! Halka böyle söyledi!”

Ebû Bekir (ra), hiç tereddüt etmedi: “Vallahi, O söylüyorsa doğrudur.”

Ne güzel bir nasibimiz var şimdi. Her kıyamda, her secdede, her rükûda, her teşehhütte, kıbleye her yönelişte, Hz. Ebû Bekir'in durduğu yerde duruyoruz. Onun hiç tereddütsüz söylediğini seve seve dile döküyoruz, cisimleştiriyoruz. Eşsiz bir kardeşliğin hatırasını ayağa kaldırıyoruz. Sıddık'ın durduğu yere iltica ediyoruz, doğruluğuna sığınıyoruz:

Ne şeref ki doğruluğun miracı Ebû Bekir (ra)'in sözleri bizim dudağımıza emanet: "O söylüyorsa, doğrudur!" O söylediği için doğruluyoruz aslında. O'nun söylediğince kıyam doğruldukça, doğrulanıyoruz. Onaylanıyor varlığımız. Sonsuz bir anlayışın avuçlarına yumuşakça konuyoruz.

Secdeyle yırtıyoruz vaktin lacivert kumaşını. Ortasından çatlıyor kaderimiz. Sonrası, öncesi gibi olmamacasına… Asla!

 

Yorumlar

 
Nermin Demir
Nermin Demir23.05.2015

Selamün Aleyküm Senai Hocam
bil(eme)diğimiz kelimeleri o kadar güzel kullanıyorsunuz ki,,,..sıradan sırra eriyor manalar sayenizde Senai Hocam.. ..İlgiyle yazılarınızın takipçisi,hayranlıkla cümleleri deviren devrik anlatımızın,adeta saniye değil..saliseyle düşündüğünüzü anlatıyorsunuz..RABBİ ZİDNİ İLMEN...
Bir de hemşehriyiz ..tevafuk!

23.05.2015

 

MAD
MAD20.05.2015

Öyle bir ALLAH' a namaz miraciyle beş vakit ruhen ,kalben ve fikren iltica edebilme duasıyla......

20.05.2015

 

Senai Demirci

1964, Samsun doğumlu.  1990’da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Öğrencilik yıllarında başladığı yazı hayatını sayıları 30’a yaklaşan kitapların yazarı olarak sürdürüyor. Kendi adına kurduğu Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Okul Öncesi Eğitim Kurumu’nda eğitim çalışmaları yapıyor. Çeşitli radyo ve televizyon programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu yapan Senai Demirci, Sonpeygamber.info’nun çalışmalarına düzenli olarak katkıda bulunuyor.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin