Kültür Sanat
Tarih
 

İnfak Kültürünün Zarif Anıtları: Sadaka Taşları


Sadaka taşlarının diğer yardımlaşma sistemlerinden en belirgin farkı, yardımlaşmanın yalnızca zengin-fakir çizgisinde değil, bir mahalle içinde aynı sosyal statüye sahip insanlar arasında da kurulması noktasıdır.

Image"Ey Âdemoğlu! İhtiyacından fazla olan malını sadaka olarak vermen, senin için iyi; vermemen ise kötüdür. İhtiyacına yetecek kadarını elinde tutmandan dolayı ayıplanmazsın. İyiliğe, geçimini üstlendiklerinden başla. Veren el, alan elden daha üstündür." (Müslim, Zekât, 97; Tirmizî, Zühd, 32)

Kur'ân'da infak (Allah yolunda harcama) kavramının içerisinde yer alan ve Hz. Peygamber'in ciddi bir şekilde sürdürdüğü ve tavsiye ettiği bir sünnet olan sadaka, ideal İslam toplumundaki önemli bir denge unsurudur. Zaman kısıtlaması olmaksızın her an uygulanabilen bir fiil olması hasebiyle de muhtaçların ve fakirlerin devamlı surette gözetilmesini, açlığın ve ondan doğacak hırsızlık, isyan gibi kötülüklerin önlenmesini ve nihayetinde toplumsal bir huzur ortamının oluşmasını temin eden bir ibadet hüviyetindedir.

Öte yandan İslamiyet'in sadaka konusunda insanlar arasında bir ayrım gözetmeden, ihtiyacı olan herkese -hatta her şeye- yardım edilmesini öngören yaklaşımı da evrensel bir tavır olarak karşımızda durmaktadır. Bu konuda şu ayetin nüzulünden sonra Hz. Peygamber'in sadaka uygulamasını değiştirmesi önemlidir:

Onları doğru yola götürmek sana ait değil. Fakat Allah dilediğine doğru yolu gösterir. Hayra ait bir şey verirseniz bunun faydası size. Zaten yoksullara vermeniz de ancak Allah rızası içindir. Hayır yapmak için verdiğiniz şey, size fazlalaştırılır ve siz zulüm görmezsiniz. (Bakara, 2/272)

Bu ayet gelene kadar Hz. Peygamber'in, Müslümanlardan başkasına sadaka verilmemesini emrettiği bilinmektedir. Fakat bu ayetin nüzulünden sonra Hz. Peygamber, el açan herkese, inancını sorgulamaksızın sadaka verilebileceğini bildirmiş ve bizzat kendisi de bunu uygulamıştır. Kısacası İslamîyet'in yardımlaşma anlayışında evrensel bir kriterinin olduğu sabittir. Bu konu hakkında çok yakın zamanlardaki zarif bir tavrı da Ahmed Yüksel Özemre'nin hatıralarında şu şekilde görmekteyiz:

Üsküdar ahâlisi sokağa çıkarken fakirlere vermek üzere cebinde dâimâ bozuk para bulundururdu. İsteyene sadaka mutlaka verilirdi. Fıkarâ, sarhoş bile olsa, asla tahkir edilmezdi. Sarhoşa nasihatin tesir etmeyeceğini iyi bilen Üsküdar'lılar yalnızca: "Allah ikrahlığını versin, umûrunu hayra tebdîl etsin, evlâdım!" diye dua eder; cevap olarak da: "Amin efendim; Allah sizden razı olsun!" duasını alırlardı. (1)

 


İslamiyet'in sadaka konusunda insanlar arasında bir ayrım gözetmeden, ihtiyacı olan herkese -hatta her şeye- yardım edilmesini öngören yaklaşımı da evrensel bir tavır olarak karşımızda durmaktadır.

Özetlemek gerekirse sadakanın, İslamîyet'in öngördüğü toplum yapısını ayakta tutan, kardeşlik duygularını sağlamlaştıran, dünyanın cazibesine kapılmamayı salık veren bir felsefenin ürünü olarak ortaya çıktığını ve bir Müslüman'ın hayatının temel kurallarından olması gereken "çevresini gözetme" ilkesinin paralelinde asırlarca devam edip günümüze taşındığını söyleyebiliriz. İslamîyet'in öngördüğü evrensel ve zarif cömertliğin Osmanlı İstanbulu'nun şehir kültüründeki yansımalarından biri olarak da karşımıza sadaka taşları çıkmaktadır.

Osmanlı İstanbulu'nda İnfak Anıtları

Imageİslamîyet'in koyduğu ilkeler doğrultusunda bir yardımlaşma düzeneğinin Osmanlı şehir kültüründeki bir yansıması olarak sadaka taşları görülmektedir. Sadaka taşlarının diğer yardımlaşma sistemlerinden en belirgin farkı, yardımlaşmanın yalnızca zengin-fakir çizgisinde değil, bir mahalle içinde aynı sosyal statüye sahip insanlar arasında da kurulması noktasıdır. Bu noktada vakıflar, imarethaneler gibi yardım kuruluşlarının aksine sadaka taşlarının birbirleriyle daha yakın duran, komşuluk ilişkileri içerisinde olan insanlar arasında bir yardım düzeneğini tesis ettiği söylenebilir. Burada özellikle "komşusu açken tok yatan bizden değildir", "bir kişi yedi mahallesinden sorumludur" gibi yardımlaşma düzeneğinin yakın olandan uzak olana doğru kurulması gerektiğini öngören İslamî ilkelere yaslanmanın etkisi müşahade edilmektedir.

Sadaka taşlarının hangi tarihlerde ve kimler tarafından Türk mahallerinde bulundukları yerlere dikildikleri, hangi tarihten beri böyle bir yardımlaşma düzeneğinin bulunduğu bilinmemektedir. Fakat sadaka taşları üzerine önemli bir çalışmaya imza atan Nidayi Sevim, Balkanlar'dan Orta Asya'ya kadar bütün bir Türk coğrafyasında bu taşların izine rastlanabildiğini vurgulamakta ve Türkmenistan ile Üsküp gibi iki uç coğrafyada sadaka taşlarının varlığını bildirmektedir.(2)

Sadaka taşlarının nasıl bir işlevselliğe sahip olduğu, bu taşlar üzerinden nasıl bir yardımlaşma düzeneğinin işlediği hakkında da şu bilgiler verilebilir. Öncelikle bu sistemin en önemli hususiyeti, verenle alanı birbiriyle muhatap etmeden bir yardımlaşma düzeneği oluşturmasıdır diyebiliriz. Bu noktada, bir kişinin bu taşlara para mı koyduğunu yoksa oradan para mı aldığını aşikâr etmeyen bir fiziki yapının bulunması önemli ve zarif bir tavır olarak göze çarpmaktadır. Öte yandan bir diğer dikkat çekici unsur da bir mahallede bulunan sadaka taşından, başka mahalleden gelen fakirlerin de istifade edebilmesidir. Bu da ihtiyaç sahibi bir kişinin, tanınmadığı bir muhitteki sadaka taşından istifade etmesinin önünü açarak zaruret içerisinde olma durumunun mahcubiyetini ortadan kaldırmaktadır.


Sadaka taşları hakkındaki anlatılarda en dikkat çeken unsurlardan birisi de ihtiyacı olan kişinin bu taşlarda bulunan paralardan ihtiyacı kadarını temin edip geri kalan parayı burada bırakması durumudur.

Sadaka taşları hakkındaki anlatılarda en dikkat çeken unsurlardan birisi de ihtiyacı olan kişinin bu taşlarda bulunan paralardan ihtiyacı kadarını temin edip geri kalan parayı burada bırakması durumudur. Bu anlatılar da Osmanlı insanındaki tokgözlülüğün ve diğergâmlığın bir yansıması olarak değerlendirilmelidir.

Sadaka taşlarına genellikle madeni paralar biçiminde nakdî yardımlar yapılmakla birlikte giysi, eşya, yiyecek ve hatta sıcak aş gibi aynî yardımların yapıldığı da bilinmektedir. Her ne kadar aynî yardımlar, sadaka taşıyla işleyen sistemin gizlilik prensibine aykırı düşmesi sebebiyle muteber görülmese de bu tavır, evinde yediği veya pişirdiği yemekten bile paylaşabilme âlicenaplığına örnek teşkil etmesi bakımından önemlidir.

Müslüman şehir kültürünün ve İslam yardımlaşma sisteminin bütün tevazusunu ve sıcaklığını bir arada yansıtan çok zarif bir yardım sisteminin simge eserleri olan sadaka taşları, İslam medeniyetiyle şekillenmiş ve aynı zamanda asırlar boyunca bu medeniyete şekil vermiş olan İstanbul sokaklarının da vazgeçilmez anıt eserlerindendir. Bugün İstanbul'un, tarihi dokusunu hâlâ koruyabilmiş olan mahallelerinde karşımıza çıkan bu taşlar, evrensel bir iyilik ve yardımlaşma anlayışının da simgesi durumundadırlar. Nidayi Sevim'in hazırladığı Medeniyetimizde Toplumsal Dayanışma ve Sadaka Taşları adlı kitapta bugün bile İstanbul'un 25 farklı noktasında sadaka taşı veya sadaka taşı olması muhtemel taşların bulunduğu belirtilmektedir. Bunun yanı sıra çok kısa bir çalışma süresi içerisinde, bu kaydedilmiş 25 noktanın haricinde de sadaka taşının tarafımızdan bulunması İstanbul'un bu konuda henüz yeterince keşfedilmemiş bir zenginliğe sahip olduğunu gözler önüne sermektedir.

Ne yazık ki İstanbul'un ve İstanbul kültürünün hızlı dönüşümü karşısında işlevlerini yitiren, kimi yerlerde çok acımasızca tahrip edilen bu taşların, ne olduklarının ve ne işe yaradıklarının dahi zamanla unutulmuş olması zarif bir medeniyet algısına tamamen sırt çevrilmiş olduğunun bir göstergesidir. Oysaki bu taşlar, ekonomik dengelerin alt üst olup huzursuzluğun günden güne arttığı bugünün dünyasına alternatif bir medeniyetin temsilciliğini üstlenebilecek anıt eserler olarak değerlendirilebilir ve Müslüman toplum yapısının sürekliliğini sağlama misyonuna sahip olabilirlerdi.

Image Image

Image Image

Image Image

1) Ahmed Yüksel Özemre, Üsküdar, Ah Üsküdar!.., Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul, 2005, s. 96.

2) Nidayi Sevim, Medeniyetimizde Toplumsal Dayanışma ve Sadaka Taşları, Kitapdostu Yayınları, İstanbul, Ocak 2009, s. 104-106.

 

Yorumlar

 
esra özcan
esra özcan29.04.2013

çok aydınlatıcı bir yazı.....

29.04.2013