Hz. Muhammed
Sünnet ve Hadis
 

İslam Ahlak Öğretisinin Temel Dayanağı Olarak Sünnet

İslam ahlakı genelde adil ve dürüst bir kimlik, özelde de bir "Müslüman kimliği" oluşturmak ister. Bu ahlakın yegâne rehberi de, Allah'ın Rasûlu’dur. Hz. Peygamber'in sünnetinin, “Müslüman kimliği”nin oluşmasında önemli bir etken olduğu herhalde inkar edilemez.

Günümüzde anarşi ve bunalımların en önemli sebeplerinden biri, hiç şüphesiz ahlaki dejenerasyondur. Peygamberler bile ahlaken çöküntüye uğramış milletlere gönderilmiştir. Nitekim Hz. Peygamber kendisinin de; "ahlaki faziletleri tamamlamak için gönderildiğini" (Muvatta, "Hüsnu'l-Huluk" 8; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 381) söylemektedir. Gönderilen peygamberlere rağmen ahlaksızlık girdabından kurtulamayan milletlerin de, geçmişte ilahî cezaların en ağırına uğradıklarını Yüce Kitabımızdan öğrenmekteyiz.

İslam ahlakı genelde adil ve dürüst bir kimlik, özelde de bir "Müslüman kimliği" oluşturmak ister. Bu ahlakın yegâne rehberi de, Allah'ın Rasûlu’dur. Hz. Peygamber'in sünnetinin, “Müslüman kimliği”nin oluşmasında önemli bir etken olduğu herhalde inkar edilemez. Irk ve kültür olarak çok farklı, mekan itibariyle de birbirinden çok uzak olan Müslüman milletlerin, genelde aynı ahlaki değerlere sahip oldukları bilinen bir gerçektir; onların inanç ve davranışlarında, helal-haram telakkilerinde, örflerinde, olaylara bakışlarında, giyim-kuşamlarında, hatta gülüp eğlenmelerinde bile ciddi bir yakınlık ve aynîlik vardı. Geçmişte olduğu gibi bugün de Müslümanlar arasında kendilerine özgü bir değerler manzumesinden ve homojen bir kültürden söz edilebilir. Bugün bile hakim kültürün sınırsız gücüne ve yerel kültürleri silip süpürme gayretine rağmen Müslüman milletlerin kendilerine özgü bazı nitelikleri ayakta kalabilmişse, bunu büyük ölçüde İslam dinine, özellikle de sünnete borçluyuz. Çünkü farklı ırklara, kültürlere ve coğrafyaya mensup olmalarına rağmen aralarında müşterek bir kimlik oluşmasını sağlayan, asgari bir kültür ve yaşam biçimi oluşturan büyük ölçüde Rasûlullah'ın sünnetidir. Hz. Peygamber ise, devlet yönetiminden en basit günlük davranışlara varıncaya kadar her konuda yaşayan bir örnektir. İnsanlar da genel prensiplerden ziyade, kendileri gibi yaşayan bir örnekten daha çok etkilenirler. İşte Müslümanlar, Kur'ân’ın da emri gereği bu güzel örneğe uyarak O'nu kişiliklerinin bir aynası haline getirmeye çalışmışlardır. Sünnet, çöküntü dönemlerinde de Müslümanları ayakta tutan ve kendi kimliklerini korumalarını sağlayan en önemli etken olmuştur.

Hz. Peygamber'in getirdiği ahlak sisteminin temel payandalarından biri aile kurumudur. Aile, milletleri ayakta tutan en temel kurum ve üstün insanî niteliklerin kazanıldığı en önemli kaynaktır. Çalışmak, feragat, fedakarlık, sevgi, dayanışma, karşılık beklemeden iş yapma, sorumluluk duygusu, yurt ve insan sevgisi gibi faziletler, ancak sıcak bir aile ortamında kazanılabilir.

HZ. PEYGAMBER'İN GETİRDİĞİ AHLAK İLKELERİ

Hz. Peygamber'in insan karakteri ve kişilik yapısı konusunda on beş asır önce koyduğu ve hala evrensel değerler niteliğini koruyan ilkelerden bazıları şunlardır:

Hz. Peygamber'in getirdiği İslam ahlakının temelini, yaratan, yaşatan ve öldüren yüce bir kudrete iman duygusu oluşturur. Zaten bu iman, İslam'ın da temeli ve esasıdır. Bu imanın, insan ruhuna akseden en önemli yönü, "Allah benim her yaptığımı görüyor, her söylediğimi duyuyor, her aklımdan geçeni de biliyor." duygusudur. Attığı her adımda Allah'ın tasarrufu altında olduğunu bilmek, hiç şüphesiz insanın davranışlarını önemli ölçüde etkiler. Hz. Peygamber; "Allah'a, sanki O'nu görüyormuş gibi." kulluk yapmamızı emreder ve "sen Allah'ı görmüyorsan da O seni görüyor." der. Meleklere karşı bile övdüğü." Allah "katında insanın saygınlığı, vallahi Kâbe-i Muazzama’nın saygınlığından daha yücedir." Başkasını hor görmeyi, insana günah olarak yeterli." Bir müminin haksız yere öldürülmesinden ise, dünyanın zevali Allah'a daha kolay gelir." kendisi için istediğini başkası için de istemesi gerektiğini" İnsanlara gülen bir yüzle bakmayı sadaka." İman etmeden cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız." (Müslim, "İman" 93; Ebû Davud, "Edeb" 142; Tirmizî, "İstizan" 1; İbn Mace, "Mukaddime" 9, "Edeb" 11.) diyendir. "Seven ve sevilen, insanlarla iyi geçinen, kendisiyle de iyi geçinilen kişileri mümin." Herkese dil uzatan, insanlara lanet okuyan, kötü söz ve işi itiyat haline getiren kişileri mümin saymayan."dır sevgi ve nefrette bile ölçülü olmak ve aşırı gitmemek gerektiğini." Aşırı sevginin insanı kör ve sağır edebileceğini." aşırı düşmanlık duygusunun da insanı münafık yapacağını." nerede olursanız olun, daima hakkı söyleyeceksiniz."insanları aldatanı kendinden saymayan" Ancak elinden ve dilinden insanların emniyette olduğu kişileri Müslüman" sayandır. Kötülüğünden, komşularının emin olmadığı kişileri mümin saymayan." dır. Dini de, Allah'a, Kitabına, Peygamberine, yöneticilere ve bütün insanlara karşı dürüst ve samimi olmaktan ibaret." onların diyetini ödeyeceksin" talimatını vermişti.

Hz. Peygamber'in getirdiği ahlak sisteminin temel payandalarından biri aile kurumudur. Aile, milletleri ayakta tutan en temel kurum ve üstün insanî niteliklerin kazanıldığı en önemli kaynaktır. Çalışmak, feragat, fedakarlık, sevgi, dayanışma, karşılık beklemeden iş yapma, sorumluluk duygusu, yurt ve insan sevgisi gibi faziletler, ancak sıcak bir aile ortamında kazanılabilir.

Evlenmelerin süratle azaldığı, boşanmaların ise % 20 gibi korkunç bir hızla çoğaldığı günümüz dünya gerçeğine karşılık, mesela ülkemizde evlenmek için düğün salonlarında yer bulunmaz ve boşanma oranı da sadece on binde dört düzeylerinde ise, bunu biraz da Hz. Peygamberin aileye gösterdiği ihtimama borçlu değil miyiz?

Hasılı mutluluk için sadece maddi çevrenin değil, manevi çevrenin de düzeltilmesi gerekir. İnsanlar arasındaki kin ve nefretin, aşk ve muhabbete çevrilmesi gerekir. İnsanların vicdanından ihtiras ve çıkarcılık illetinin sökülmesi gerekir. Vicdanların, âlemlere rahmet olarak gönderilen sevda sağnağı ile yıkanması gerekir. Bunun için de, dün kendilerine duyduğu düşmanlığı; "yeryüzünde en nefret ettiğim insan sensin" diye ilan eden ve bu yüzden onları sadece öldürmekle kalmayıp uzuvlarını da doğramak suretiyle ancak nefretini teskin edebilen Ebû Süfyan'ın karısı Hind'in bu kinini; "şimdi ise uğrunda her şeyimi vermeye hazırım, dünyada en çok sevdiğim insan sensin". Kimsenin ricasını reddetmeyen, hiçbir hediyeyi ve daveti geri çevirmeyen, kimseye lanet okumayan, herkes için daima hayır dileyen, hep veren, bir defa bile "yok" demeyen Peygamberin getirdiği ahlâkî değerlere insanlığın en çok bugün ihtiyacı var.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.