Peygamber'in İzinde Gündelik Hayat

 

Din Herkes İçin Tebliğ Tüm İnsanlara

İnsan en sevdikleri için herşeyin en güzelini ister. İster ki sevdiklerimiz güzel olsun, güzel şeylere sahip olsun, güzel yaşasın. "Güzel" de adamdan adama değişir. Herkesin "güzel"i kendine göredir. Gerçek Güzel'e gönül vermiş olana gelince işte o da bu güzelliği sevdikleri de tatsın ister. Bu yüzdendir çoluğumuzun çocuğumuzun, dostlarımızın kardeşlerimizin başında dikilip durmamız.

devamını oku 22.10.2013, Salı

Eğlenme

Hayat anlayışımızın değişmesiyle eğlence anlayışımız da değişiyor. Hatta öyle oluyor ki bazılarımız için eğlenmek bizzat hayatın amacı haline gelebiliyor. Böylesi insanlarla arkadaş olabilmeniz bile -bütün kişilik özellikleriniz bir tarafa- ne kadar eğlenceli biri olduğunuza bağlı.

Elbette dinlenmek/eğlenmek insani bir ihtiyaç. Buradaki rahatsızlık eğlenmenin -daha yüce bir hedefin vasıtası olmaktan çıkarılıp- kendisinin bir hedef haline getirilmesi.

devamını oku 08.10.2013, Salı

Allah'ın Gözüyle Görmek

Çok bilinen bir hadis-i kutsi'de kulun Allah'a yakınlaşması anlatılırken Efendimiz’in lisanıyla Rabbimiz şöyle buyuruyor: "... Farzlara ilâveten bir de kulumun sürekli yapmaya devam ettiği nafile­ler vardır ki bunlarla Bana yaklaşır ha yaklaşır ve nihayet öyle bir hâle gelir ki artık Ben onu sevmişim demektir. Bir kere de sevdim mi artık onun işiten kulağı, gö­ren gözü, tutup yakalayan eli ve yürümesine vasıta olan ayağı olurum..." (Buhârî, Rikak 38)

Allah’ı bizim gören gözümüz, işiten kulağımız olması ne demek? Nelere kulak verebiliriz, nelere bakabiliriz bu durumda?

devamını oku 01.10.2013, Salı

Bir Gün Aç Bir Gün Tok

Zühd, dünyaya meyletmemek demek. İslam’ın ilk üç nesline çok ibadet ettikleri için “ubbâd”, dünyadan çok ahirete önem verdikleri için de “zuhhâd” (zahidler) denmiş. Elbette bu tavır onların Efendimiz’de gördükleri ve O'nun ardından da yaşatmaya çalıştıkları bir tavırdı.

O'nun hayatındaki sayısız zühd örneklerinden burada bahsetmeme imkân yok. Ama hepsinin altında yatan temel yaklaşımını anlamamız için şu örnek yeter:

devamını oku 24.09.2013, Salı

Hayat Boyu İbadet

Sahabe, tabiîn ve tebe-i tabiîn döneminde yaşamış olan sufilerin öncüleri kabul edilen takva sahibi Müslümanlar, ibadet üzerinde hassasiyetle durdukları ve çok ibadet ettikleri için "ubbad" ismiyle anılmışlar. Ubbad, çok ibadet edenler demektir.

devamını oku 20.09.2013, Cuma

Benim Derdim Kaçıncı Sırada

Kendimizi çok köşeye sıkışmış hissettiğimiz anlarda diyelim ki elinizi açtınız, bütün yürek yanıklığınızla dua ediyorsunuz. Tam o anda benim aklıma şu düşünce geliveriyor: "Şu anda dünyada Allah'ın huzurunda el açanlar arasında, benim duam önem sırasına göre acaba kaçıncı sırada?

devamını oku 09.09.2013, Pazartesi

Sevmek Yeter mi?

Mekkelilerin Efendimizle olan mücadelelerinde Ebu Talib'in konumu hep caydırıcı bir unsur olmuş. Onun bir Mekke reisi olarak yeğeninin önünde dimdik durması nedeniyle Efendimizin hayatına el uzatamamışlar.

Ebu Talip Peygamberimiz’i sekiz yaşından sonra yetiştiren, büyüten, himaye eden amcası. Yeğenini çok seven Ebu Talip, kaynakların bildirdiğine göre son nefesine kadar Hz. Muhammed (sav) 'in peygamberliğine iman etmemiş, ölüm anında da "Kureyşli kadınların arkamdan 'Ebu Talip ölümden korktu da inandı' diyeceklerini bilmeseydim inanırdım" diyerek ilan etmiş inan(ma)masının nedenini.

devamını oku 28.08.2013, Çarşamba

Surlarımızdaki Gedikler

Hazreti Peygamber'in açık, net, şeksiz-şüphesiz yolunda yürürken savrulduğumuz anlar olur. Sahabenin de olmuş. (Bugünün çeldiricilerinin o günden daha çok ve daha güçlü olduğunu da sanmayalım.)

Yol belli, hedef kesinse bu savrulma anlarında yapılacak şey bellidir: Yola geri dönmek. (=Tevbe) Asıl sorun yolu bulanıklaştırıp hedefi belirsizleştiren, sapmanın başladığını bile anlamayacak denli sınırları silikleştiren kafa karışıklıklarıdır.

devamını oku 27.08.2013, Salı

Bilal Gibi Olabilmek

Peygamberimiz vahyin ilk günlerinde yaşadığı hayret, korku ve ne yapacağını bilememe halini yavaş yavaş atlattıktan sonra önce bireysel, sonra da kitlesel çağrılarla çevresini Allah'tan gelen mesaja inanmaya davet etti.

Mekkeliler bu durumu başlangıçta marjinal bir hareket olarak gördüler. Alay ettiler, küçümsediler ama çok da umursamadılar. 

devamını oku 26.08.2013, Pazartesi

Namaz Her Yerde

Kaynaklarımızın anlattığına göre Efendimiz Mekkelilerin düşmanlığının en azgın olduğu dönemlerde dahi namazını Kâbe’de açıkça kılmış, hatta bu nedenle fiziki saldırılara bile uğramıştı.

Muhtemel o günkü müşrikler namazın ferdi ve toplumu dönüştüren gücünü fark edebilecek kadar akıllıydılar. Bu nedenle de Hazreti Peygamber’in kendi halinde Rabbine yönelişini kendi düzenlerini sarsmaya yönelik bir “şov” olarak görmüşlerdi.

devamını oku 12.08.2013, Pazartesi