Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Kitabı Yesrib'e Taşımak Üzerine

Yesrib, Kitab’ı ‘merkeplerin taşıdığı gibi’ taşıyanların yurdunun adıydı. “Medine” Kitab’ı insanların taşıdığı gibi taşıyanların mührü oldu. Bu yüzden, Yesrib adı unutuldu, öldü. Medine hep diri oldu, hep diriltici bir nefesin kaynağı oldu.

Onun Mekke’den Medine’ye hicret ettiği söylenir. Tam olarak öyle değil. Çünkü tehlikeli ve yorucu çöl yolculuğunun sonunda vardığı yeşiller içindeki vahanın adı, Medine değil, Yesrib’di. Yesrib’in “Medine” diye anılması çok sonraları olacaktı. Çok zaman sonra değil. Çok canlardan sonra Medine olacaktı Yesrib. Çok acılardan sonra Yesrib Medineleşecekti. Çok hüzünlerden sonra Yesrib’e Medine adı verilecekti.  

Medine’yi hazır bulmadı Hazreti Peygamber (s.a.v); Medine’yi hazırladı. O Yesrib’e hicret etti, Onunla Yesrib Medine olmaya hicret etti.

Kâinatın en temel gerçeği Yesrib’de de söz sahibiydi. Bedel ödenmeden alınmıyordu huzur. Yamaçlarında yorulmadan varılmıyordu zirveye; varılsa bile zirve tadı vermiyordu. Yürek yürek harç taşıyacaktı müminler Yesrib’e… Baş üstüne baş koyarak yükselteceklerdi Medine’yi.

Söz’ü Mekke’den beri yüreğinde taşıyanlardan Söz’ün hatırını Yesrib’in toprağına kazımaları istendi. Mekânın adını değiştirmek için, mekânlar üstü bir mühür olmalıydı ellerinde. Saadet’e vursun diye vaktin akrebi, ateşli nefesleriyle kurmaları gerekti zembereği.

Yesrib, “Kitab yüklü” misafirlerinin, kalplerinde iz bırakan Söz’ün vuruşunu, sessiz bir merhamet kuşağı olarak kalplere sarmalarına şahit oldu. Muhacirlerin haşin rüzgârlarla dövüle dövüle sivrilmiş yamaçlarından, eteklerine şefkatten sızan, merhametten takattur eden, sessiz sakin söz pınarları akıtmasını bekledi. Ömürlerinin kışında kalplerine gömülmüş hakikat tohumlarını çiçek çiçek tebessüm ettirerek muhtaçlara bahar diye sunmalarını istedi. Omuzlarında taşıdıkları Söz’ün ağır sorumluluğunu ipekten bir ağ gibi insanlığa giydirmelerini umdu.  

Ne var ki, kanları pahasına olacaktı bu. Yesrib’i Medine’ye taşımak, Bedir’de Uhud’da Hendek’te, can bedeli isteyecekti. Medine, hazır bir şehir ismi değil; uğrunda alın teri ve akıl teri dökülesi bir yaşama ilkesidir çünkü. Medine, haritada bir yer adı değil; yürekte can edasıdır çünkü. Medine; varlığını borç aldığını bilerek yaşama yeminidir çünkü. Borç verilmiş varlıklarından, başkalarına da borç vermeye adanmışlığın adıdır çünkü. Başkaları adına da var olma sorumluluğudur Medine çünkü. Bencillikten diğerkâmlığa hicrettir Medine. Benci’likten “ana yürekli” olmaya yöneliştir.

Yeni adım attıklarında vahaya, Söz’ü yani Kitab’ı taşıma sorumlulukları hatırlatıldı yorgun yolculara… “Merkeplerin taşıdığı gibi değil ama”[1] diye sertçe uyarıldılar. Birazdan tanışacakları Yahudiler, kendilerine indirilen Tevrat’ı hayata taşımamakta ustalaşmıştı. Kendilerine söylenen Söz’ün istediği bedeli ödemekten kurnazca kaçınmışlardı. Kitab’ın sadece kâğıttan hacmini yüklenmişlerdi. Kitabın kapaklarını süslemekle, cismini el üstünde tutmakla yetinmişlerdi. Kitab’ın taşıdığı anlamı kalplerine yüklemekten ısrarla kaçınmışlardı. Lafızları tekrarlamakla yetinmişler ama lafzın taşıdığı manayı yok saymışlardı. Mananın gösterdiği maksatla ilgilenmemişlerdi.

İnsan merkeplerden farklıysa, insanın Kitab’ı taşıması merkeplerin Kitab’ı taşımasından farklı olacaktı. Söz, anlamına karşı anlama sorumluluğu istiyordu anlayan insandan. İndiği yerde toz kaldıracaktı Söz. Anlam yüklü Kitab geldiği yerde iz bırakacaktı. Anlam taşıyan Söz, anlam yükleyen olacaktı. Söz’e muhatap olan, anlamı taşıyan olacaktı. Anlamı taşıyan, mekânı değiştiren olacaktı. Anlamaktan sorumlu tutulan, anladığınca yaşayacaktı; anlamı hayata dönüştürecekti, anladığıyla hayatı dönüştürecekti. Hayat inşa edecekti Söz’ün üzerine. Can olacaktı Söz’e. Can verecekti gerektiğinde.

Yesrib, Kitab’ı ‘merkeplerin taşıdığı gibi’ taşıyanların yurdunun adıydı. “Medine” Kitab’ı insanların taşıdığı gibi taşıyanların mührü oldu. Bu yüzden, Yesrib adı unutuldu, öldü. Medine hep diri oldu, hep diriltici bir nefesin kaynağı oldu.

Anlaşılan o ki, yaşadığımız her mekânı, sakini olduğumuz coğrafyayı ‘Medine’ yapma yükümlülüğü hâlâ üzerimizde. Söz’ün diriltici nefesi nefesimizde dolaştığına göre. Merkeplerden farklı olduğumuzu ispatlama ödevi evimizde, elimizde, dilimizde…



[1]
Cuma Suresi, 5

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Senai Demirci

1964, Samsun doğumlu.  1990’da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Öğrencilik yıllarında başladığı yazı hayatını sayıları 30’a yaklaşan kitapların yazarı olarak sürdürüyor. Kendi adına kurduğu Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Okul Öncesi Eğitim Kurumu’nda eğitim çalışmaları yapıyor. Çeşitli radyo ve televizyon programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu yapan Senai Demirci, Sonpeygamber.info’nun çalışmalarına düzenli olarak katkıda bulunuyor.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin