Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Miraç: Gökçekimi Kanunu

"Biz atalarımızdan böyle gördük" diyen bir kavim, değişime hazır olur mu? Atalarının inanmadığına inanacak devrimci ruha sahip çıkar mı? Sadece olanı koruyor onlar. Sadece ellerindekilere yenilerini ekliyorlar. İstifliyorlar. Üst üste yığıyorlar. Dönüşümler korkutuyor onları.

"Biz atalarımızdan böyle gördük" diyen bir kavim, değişime hazır olur mu? Atalarının inanmadığına inanacak devrimci ruha sahip çıkar mı? Sadece olanı koruyor onlar. Sadece ellerindekilere yenilerini ekliyorlar. İstifliyorlar. Üst üste yığıyorlar. Dönüşümler korkutuyor onları. Değişimden ölesiye kaçıyorlar. Olabildiğince "muhafazakâr"lar. ‘Ben’ dediklerinin etrafında tavaf ediyorlar. ‘Benim’ diye bildiklerine yaslandıkça talihsiz bir uykuya esir oluyorlar.

Zamanın pürüzsüz akışına aldanmışlar. Günü akşam etmekle yetiniyorlar. Akşamı sabah etmenin derdindeler. Keyiflerinin metal yüzünde çizik olmasın istiyorlar. Huzurlarına darbe insin istemiyorlar. En küçük bir çentik bile görünmesin istiyorlar taştan heykellerinin yüzünde. Sorulardan kaçıyorlar. Sonsuzluk isteyen bir kalple, faniler arasında kalmanın sancısını uyuşturuyorlar, unutuyorlar. Uyuyorlar. Oynuyorlar. Oyalanıyorlar. Çelişkinin yüzüne bakamıyorlar. Kendi önyargıları içinde kendilerini haklı çıkarmakla meşguller.

Allah'ın Elçisi'nin zamanı yaran yolculuğu tam da vaktinde başlıyor. Yatayda akıp giden zamanı, dikine doğru yırtıyor miracıyla. Mekânı dürüyor bir anda. Ciddiyetini bozuyor çıkar sınırlarının. Varlıklarını taş sütunlara borçlu olanların ayağının altından dayanaklarını çekiyor. Hayatlarını alışılmış ritüellere bağlanarak harcayanların, kök salmış teamüllere minnetle geçirenlerin yaslandıkları sabiteler tuz buz oluyor. Dikişleri sökülüyor dünya gömleğinin. Damarları yırtılıyor zulmetli düzeninin.

Sefer başlıyor:

"Sübhan'dır O ki kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya ya götürdü -o Mescid-i Aksa ki her an etrafını bereketli kılmaktayız- ta ki ayetlerimizden gösterelim diye. Gerçek şu ki: O'dur İşiten, O'dur Gören." (İsra, 1)

Nebevî tefekkürü, Ahmedî nefhayı, Muhammedî sevdayı, arzdan semaya taşıran damla düşüyor Mekke’nin göğsüne. Gece yürüyüşü başlıyor. Bir kulu miracın eşiğine getiren bu yürüyüş, miracın yönünü de haber veriyor. Yükselişin eksenini fısıldıyor akıl sahiplerine. Belli ki bir tefekkür yolculuğudur miraç. Mekânı ve zamanı aşmakla kalmıyor, insanın benlik dağını da delip geçiyor. Sebeplerin arasında bunalmış insanı, asıl kimliğine doğru yükseltiyor. Vefasız eşyanın yüzünden teselli uman insanın yüzüne hak ettiği aynayı tutuyor. Sadrını şerh ediyor insanın. Varlığını darlıktan çıkarıyor, sonsuz genişliklere açıyor.

Miracın gölgesinde, bin infilak yaşanıyor. Sürpriz sabahlar doğuyor insanlığın ufkundan. İnsanın kâinatın ihtişamına verdiği mukabele göklerin kıyısına vuruyor. İnsanın gördüğü iyiliklere minnettarlığı âlemlerin Rabbinin nazarında coşuyor. Yerden göğe haklı bir dava, göklerin katlarınca mühürleniyor. Rahmanî iltifat insanın yeryüzündeki çaresizliğine eğiliyor. Rabbanî lütuf insanın dünya darlığını anladığını anlatıyor.

Kulunu yürütüyor Subhan; elçisi'ni değil! Demek ki her kula açıktır miracın kapısı. Her kulun başı göğe erebilir, doğrudan Rabbiyle buluşabilir. Perdesiz Allah'a hitap edebilir. Her secdede her kul miracın kapısına baş koyabilir. Miracın hakikatinden sızan ışığı alnına dokundurabilir; ışıl ışıl bir yakınlığa kavuşabilir.

Miraç'dan dönen Allah'ın Elçisi, dönüşte kapıyı aralık bırakıyor. Ve kapı hiç kapanmıyor. Muhammed Mustafa'nın 'kul' sıfatıyla yürüdüğü yola isteyen kadem basabiliyor. Kapı geniş, yol kolay… İnsan, bir teşehhüd miktarı şahitlikte şah damarı yakınlığının kalbine akabiliyor.

Selam veriyor Rabbine doğrudan. “Ettahiyyatu lillah…” Selamını alıyor. “Esselâmu âleynâ…” Her namazın her teşehhüd oturumunda miraca can oluyor kul. Miracı canlandırıyor. Bütün zamanların en anlamlı zirvesine eksiksiz ve perdesiz katılıyor.

Zirvenin diyaloglarını tekrar ede ede, miracın sahnesine oturtulduğunu fark ediyor. Yeter ki Muhammed Mustafa gibi hayretsizliğin kuyusundan, şükürsüzlüğün zindanından kurtarabilsin kalbini. Yeter ki, güzelliğe hayretini kalbinin heyecanı kılsın. Yeter ki iyiliğe minnetini kalbinin canı kılsın. O vakit ayakları yerden kesiliyor, “gök çekim”e kapılıyor. Hayret ve minnetin miracına erişiyor.

Bir gece yürüyüşüne başlıyor böylece. Ki dünya hayatı bir gece… Koyu, kopkoyu bir perdenin önünde karanlığa razı olmuşken insan, perdenin ardından gelen ışığın ardına düşüyor. An’ların sıralanışındaki yeknesaklığı kırıyor. Dünya gecesindeki yürüyüşünü ‘mescid-i haram’dan ‘mescid-i aksa’ya doğru tamamlıyor. Sebeplerin arasından sıyrılıp Müsebbib’ul Esbab’ın yakınlığına geçiyor. Eşyanın yüzünden yüz çevirip esmanın semasıyla tanışıyor.

Miracın açtığı kapıda; yeryüzünde bunalan her mümin telaşlarını secdenin gül bahçesinde dindiriyor. Dünyayı dar getiren zalimlerin, kendilerini ilah sanan mütekebbirlerin çelikten düzenlerini bir tekbirin yankısıyla yırtıyor. İrileştirilmiş her otoriteyi aşağıda bırakıyor, dokunulmaz kılınmış her mağruru küçümsüyor: "Allahuekber!"

Aşağı yerden yukarı çekiyor ruhunu. Kalıpların parmaklıklarından kurtarıyor kalbini. Sonsuzluğun mavisinde hece hece kanatlanıyor. Nefeslerini Göklü Söz’e sarıyor. Sesini vahyin ufkunda yükseliyor. Her ayetle Miracın Sahibi’ne ağız birliği ediyor. Hafifliyor yükleri. Dünyanın üzerine çıkıyor. Gövdesini alıp yanına, ruhunun gündemine yükseliyor. Buraya razı olmuş cesedinin meşguliyetlerinden, öteleri arzulayan kalbinin kıblesine yürüyor.

Bir gece yürüyüşüne başlıyor böylece. Ki dünya hayatı bir gece… Koyu, kopkoyu bir perdenin önünde karanlığa razı olmuşken insan, perdenin ardından gelen ışığın ardına düşüyor. An’ların sıralanışındaki yeknesaklığı kırıyor. Dünya gecesindeki yürüyüşünü ‘mescid-i haram’dan ‘mescid-i aksa’ya doğru tamamlıyor. Sebeplerin arasından sıyrılıp Müsebbib’ul Esbab’ın yakınlığına geçiyor. Eşyanın yüzünden yüz çevirip esmanın semasıyla tanışıyor.

“Biz atalarımızdan böyle gördük” diye oyalanan çoğunluğun yüzüne, varoluşun bin sürpriz olduğunu fısıldıyor. Hayret ve şükrün okulunda, adını “o kul”la beraber yazdırıyor.

 

Yorumlar

 
mad
mad12.05.2016

iyi ki kul Allah'a kalıyor..iyi ki , bize kalan bir ALLAH müjde ediliyor....

12.05.2016

 

Nesrin yaprak gülaçtı
Nesrin yaprak gülaçtı04.05.2016

Demekki namazla her gün beş defa o aralanan kapıdan girebilmek mümkün..ne güzel bir hediye...ve ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi..sağolun..içimdeki huzura kaynak oldunuz..allaha emanet..

04.05.2016

 

berrak birgili
berrak birgili04.05.2016

Harika bir yazı.. Senai Bey genelde doktorların estetik yönleri zayıf olur. Siz böyle yazmayı tip fakültesinde ogrenmediniz büyük ihtimal. Sizi yetiştirip bu ülkeye bagislayanlardan Allah razi olsun. Çok etkileyici..

04.05.2016

 

Senai Demirci

1964, Samsun doğumlu.  1990’da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Öğrencilik yıllarında başladığı yazı hayatını sayıları 30’a yaklaşan kitapların yazarı olarak sürdürüyor. Kendi adına kurduğu Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Okul Öncesi Eğitim Kurumu’nda eğitim çalışmaları yapıyor. Çeşitli radyo ve televizyon programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu yapan Senai Demirci, Sonpeygamber.info’nun çalışmalarına düzenli olarak katkıda bulunuyor.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin