Dosyalar
Hepimiz Aynı Gemideyiz
 

Nebevi Hikmetleri Günümüz Aynasına Yansıtabilmek

Bina merdiven ve asansörleri, ev içi planlamaları, sokak, cadde kaldırımları, trafik akışı ve düzenlemeleri, trafik işaret ve lambaları, alış veriş mekânları, özel ve resmî iş yerleri imar veya inşa edilirken yaşlılara ve görme, işitme, ortopedik veya zihinsel bütün engellilere engel olmayacak şekilde planlanıp inşa edilmeli ve engelli, kimseden yardım almadan hayatını idame ettirebileceği şekilde düzenlenmeli, özel imkânlar sağlanarak “engelsiz şehir, iş yeri, ev veya yerleşkeler” oluşturmalıdır.

Çevre probleminin de Hz. Peygamber’in ebedi mesajlarında çözümleri vardır. Sadece bunları güncelleyebilecek akıl ve çalışmaları beklemektedir. Bu çerçevede hadislerden çevrecilik ahlakına dair evrensel prensipler çıkarmak ve bunların güncel yorumları ile günümüz insanının kültür, bilgi ve anlayış seviyesine göre yeniden dillendirmek önem arz etmektedir. Bu hadislerden birkaçını burada misal kabilinden bu çerçevede değerlendirmeye çalışalım:

Yiyecek Kaplarının Örtülmesi Emri: “Yemek kaplarının örtülmesi ve su kırbalarının ağzının bağlanması” emrini,[1] su ve gıda maddelerinin her türlü dış tesire karşı korunması ve kirletilmemesi için gerekli tedbirlerin alınması; evdeki yiyecek ve içeceklerin saklanması, tüketim aşamasına kadar geçecek sürede gerekli iklimlendirme şartlarının sağlanması; su kaynakları ve havzalarının yapılaşma ve diğer atıklarla kirletilmemesi, su güzergâhlarının sağlıklı tutulması, evlere intikalini sağlayan tesisatın, depoların ve diğer su araç ve gereçlerinin hıfzıssıhhaya uygun olması, gerekli arıtma ve dezenfektenin sağlanması gibi her türlü hijyen ve koruma şartlarının hazırlanması şeklinde anlamak gerekir.

Lanetli İki Şey: “Lanet edilen (zarar verip hakaretamiz sövme, yergi ve ayıplanma şeklinde sözlere maruz kalacağınız) iki şeyden sakınınız!” buyuran Hz. Peygamber’e sahabe, “Lanetli bu iki şey de nedir?” diye sordular. Hz. Peygamber şöyle cevap verdi: “İnsanların kullandıkları yolu ve gölgelendikleri yeri abdest bozmak (tuvalet veya helâ) için kullanmaktır.” [2] Hadisin İbn Abbas’tan gelen diğer tarikinde “lanetli üç şeyden sakının” şeklinde geçmekte ve üçüncüsü “subaşları veya su kaynakları yanına abdest bozmaktan kaçının”[3] şeklinde açıklanmaktadır.

Hz. Peygamber bu ve benzeri hadislerinde[4] pınar, dere, çeşme, kuyu gibi subaşlarına, insanların dinlendiği, gölgelendiği, bugün için piknik yaptığı mesirelik ve ağaç gölgeliklerine abdest bozmayı veya tuvalet olarak kullanmayı yasaklamıştır. Bu mahiyetteki rivayetlerden “su havzalarını korumayı dini bir görev” addederek, “toplumsal bir sünnet” haline getirilmesinin gerekliliği mesajı çıkarılmıştır. Bu çerçevede günümüze de hitap eden bu evrensel mesaj ve emri sadece “içme ve kullanma sularının temin edildiği barajlara, su havzalarına”[5], nehir ve göl civarına sadece tuvalet ve kanalizasyon atıklarının salınmaması şeklinde değil, bu bölgelere sanayi ve özellikle kimyasal atıkları olan üretim tesislerinin kurulmaması, hatta imar izni verilmemesi, şehir planlamalarının bu şartlara göre yapılması gerektiğini de anlamak gerekir. Görüldüğü gibi, insan ve sürdürülebilir sağlıklı çevresi açısından, modern teknoloji çağında bu evrensel mesaj hayatî önemi haiz geçerliliğini hâlâ devam ettirmektedir.

Suya Bevletmemeli: Hz. Peygamber durgun ve akarsulara abdest bozmayı (idrar yapmayı) kesin bir dille yasaklamıştır.[6] Fıkıh ve hadis kitaplarında bu hadis suyun kırsal ve dar çerçeveli yerleşim şartlarında küçük veya büyük su kaynaklarının içilebilirlik ve abdest gibi ibadetlerde kullanılabilirlik özelliğinin bozulmaması açısından değerlendirilmiştir. Zaten bu yasak ebedîdir. Diğer açıdan hadisin günümüze bakan yönünü şöyle izah edilebiliriz: Dere, nehir, ırmak veya çay ve benzeri akarsulara; su birikintisi, havuz, gölet, baraj, göl, deniz, okyanus ve benzeri durgun sulara şehir ve sanayii atık sularının akıtılmaması, zorunlu ise arıtıldıktan sonra uygun şartlarda bu kanalların bağlanması gerekir ve bu da dinî bir vecibedir. Kimyasal üretim ve benzeri yollarla yer üstü suları kadar yer altı sularını da kirleten kimyevî, radyoaktif ve zehirli maddelerin ziraî ilaçlama veya benzeri yöntemlerle kirletilmemesi de aynı hükme tabidir. Bu zehir ve ilaçların hem ambalajları, hem atıkları, hem kendileri durgun veya akarsuya atılmamalı, yer altı sularını kirlettiğini de dikkate alarak toprağa da gömülmemeli, hava kirliliği için de tehlike arz ettiğinden yakmamalı; yetkililerce hazırlanan özel şartlarda imha yoluna gidilmelidir. Aynı şekilde kimyevî ve radyoaktif atıkları bulunan hastane atıklarının ve bu maddelerin üretim ve kullanımı bulunan diğer bilumum iş yerlerinin atıklarının da aynı şartlarla imha edilmesi dinî bir görev addedilmelidir. Bu ve benzeri tehlikeli ve zehirli maddelerin su kaynak ve havzalarına yaklaştırılmaması evleviyetle bu hadisin beyan ettiği yasak kapsamında değerlendirilmelidir. Yine aynı nebevî yasak muhtevasına çöp depolama tesislerinin, su havzalarına inşa edilmemesi de dâhil edilmelidir. Zararı sadece sulara değil, hava ve toprağa hatta insan, hayvan ve bitkilere dokunan, cansız maddeleri bile mahveden kimyasal ve nükleer silahların savaşta bile kullanılması da bu evrensel nebevî yasak kapsamında değerlendirilmelidir.[7]

Yolun Hakkını Verebilmek: Hz. Peygamber bir ara “Yolların kenarlarına oturmaktan sakınınız” buyurdular. Sahabe, “Ey Allah’ın Rasulü, ihtiyaçlarımızın bir kısmını buralarda görüyoruz, buralarda oturmaktan başka çaremiz yok. Yol kenarları bizim meclislerimiz, oturup sohbet etmek durumunda olduğumuz yerlerimizdir, oralarda biz meselelerimizi görüşürüz” serzenişi ile bu konuda izin istediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber, “Mutlaka oturmanız gerekiyorsa, o halde yolun hakkını veriniz” buyurdu. Sahabe hemen “Ya Rasûlullah, yolun hakkı nedir?” diye tekrar sordular. Hz. Peygamber: “Gözüne sahip olmak (kötü gözle bakmamak, harama bakmamak), halka eziyet vermekten kaçınmak, selam verenin selamını almak, iyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktır” buyurdular.[8] Bu çerçevede yolda insanlara eziyet veren şeyi kaldırmanın sadaka olduğu, dikenli dalı kaldırmanın karşılıksız kalmayacağı ve karşılığının cennet olduğu, Hz. Peygamber’e gösterilen ümmetinin güzel amelleri içinde rahatsızlık veren şeyin yoldan kaldırılmasının sayılması, tavsiye talep eden sahabiye, Müslümanların yolundan rahatsızlık veren şeyi kaldırmasını söylemesi, imanın yetmiş kusur şubesinin en üstünü kelime-i tevhit, en aşağı derecesinin “yoldan eziyet verici şeylerin kaldırılması” istikametindeki hadisleri[9] de dikkate alarak günümüz açısından mesajlarını şöyle izah edebiliriz: Yollara çivi, diken, demir, cam kırığı veya başka tekerlek patlatan şeyleri atmamak, taş ve benzeri engeller koymamak; atılmış veya unutulmuş veyahut dağdan yuvarlanmış taş ve benzeri maddelerin tehlike arz eden durumu varsa bunları kaldırmak veya ilgili birime hemen haber vermek bu mükâfatlara nail olma sebebidir. Bunları yapmak aynı zamanda yolun hakkıdır. Yetkili ve sorumlu birimlerin yolları en güzel şekilde imar etmeleri ve düzenini sağlamaları, trafik işaretlerini koymaları, yol imarını sürüncemede bırakmadan ve en kısa zamanda, insanları asgarî seviyede rahatsız ederek imar etmeleri, kasis ve çukurların derhal ve en güzel şekilde tedbir alarak bakım ve onarımını yapmaları yine yol haklarındandır. Uygunsuz yer ve şartlarda yola park etmek, trafik kurallarına riayet etmemek, arabasında taşıdığı yükü başkalarına zarar verecek şekilde ve tedbirsiz taşımak gibi geçişi ve yol akışını engelleme tarzındaki trafik suçları da kul hakkına karşı işlenmiş dinî suçlar telakki edilmelidir. Ev ve dükkân sahiplerinin yaya ve vasıtaların geçişini güçleştirecek, trafiği aksatacak şekilde yollara eşya koymamaları, bir şeyler dökmemeleri, sergi yıkamamaları gibi sayılabilecek şeyler de yol hakkından sayılmalıdır. Özellikle sahiplerinin inşaat esnasında malzemeleriyle yolları işgal etmeleri, trafiği tehlikeye sokmaları ve engellemeleri gibi hususlar da yol hakkını gasp ve kul hakkına girmektir şeklinde yorumlanmalıdır. Çöp atma ve toplama disiplinine uymamak da aynı çerçevede değerlendirilmelidir. Sürücü ve yayaların da kurallara uyması “yolun hakkını veriniz” çağrısına uymanın gereği diye telakki edilmelidir.[10]

“Yoldan insanlara eziyet (sıkıntı veren veya engel olan) veren şeyi kaldırmak sadakadır.” [11] Mezkûr hikmet-i Nevbeviyyeyi bir önceki konu çerçevesinde “yolun hakkı” muhtevasında değerlendirmek gerektiğine işaret ettikten sonra, bunu “engelliler” açısından da değerlendirmek gerekir. Zira sağlıklı ve engelsiz insanlar açısından “yolda eziyet veren şey” ile engelliler açısından eziyet olanlar farklılık arz etmektedir. Bu “sadaka” çerçevesinde engellinin önündeki her türlü engeli kaldırmak da aynı teşvik, dolayısıyla tedbir ve sorumluluk içine girdiğini insan bilincine yerleştirmek gerekir. Bina merdiven ve asansörleri, ev içi planlamaları, sokak, cadde kaldırımları, trafik akışı ve düzenlemeleri, trafik işaret ve lambaları, alış veriş mekânları, özel ve resmî iş yerleri imar veya inşa edilirken yaşlılara ve görme, işitme, ortopedik veya zihinsel bütün engellilere engel olmayacak şekilde planlanıp inşa edilmeli ve engelli, kimseden yardım almadan hayatını idame ettirebileceği şekilde düzenlenmeli, özel imkânlar sağlanarak “engelsiz şehir, iş yeri, ev veya yerleşkeler” oluşturmalıdır. Zira tekerlekli sandalyeye mahkûm bir engellinin önündeki beş santimlik bir kaldırım veya kasis bile onu başkasına muhtaç eder. İşte onun önündeki bu ve benzeri engelleri kaldırarak yatağından kalkıp evinde ihtiyacını giderdikten sonra tekerlekli sandalyesiyle ama özel rampalarla ama özel asansörlerle sokağa çıkıp kendisine ayrılan tahsisli yoldan giderek hiç kimseden yardım almadan özellikli halk otobüsüne binerek çarşı pazar veya iş yerindeki ihtiyaçlarını yine yardıma ihtiyaç duymadan giderdikten sonra aynı rahatlıkla evine ulaşabilmesi imkânlarının hazırlanması bu hadisin müjdesi içine girdiğini idrak etmek/ettirmek gerekir.

Gürültü Kirliliği: Hz. Peygamber  “Müslüman, dilinden ve elinden diğer Müslümanların güvende olduğu kimsedir” buyurur. [12] Aynı şekilde, Hz. Peygamber tarafından “Allah’a ve ahiret gününe inanan mümin, hayır konuşmuyorsa susması telkin edilmiştir.” [13] Her derin elem ve keder esnasında, en üzücü ölüm ve felaket anında bile çığlık atarak bağırıp çağırmayı, yüksek sesle ağıtlar yakmayı veya vaveyla koparmayı dahi yasaklayan Hz. Peygamber [14] elbette diğer gürültülere hiç cevaz vermeyecektir. Nitekim bir hadiste de sertlik ve katı kalpliliğe sahip, develerin kuyrukları dibindeki yaygaracı bedevilerin kınanmalarına mukabil, başkalarını rahatsız eden davranış ve hareketlerden uzak, nazik kalpleri yumuşak kimseler övülmüşlerdir.[15] Bu anlamda evde, iş yerinde, çarşıda, mahallede veya taşıtlarda insanları araba egzozu veya müzik sesiyle rahatsız etmek de katı kalplilik veya kaba insanlık, medeniyetten uzak ve başkalarını rahatsız etmekten zevk alan kişilik bozukluğu anlamına gelmektedir.

Mekân veya meskenlerin genişliği ise insana huzur verebilir. Ayrıca insanın hava alıp huzur bulacağı yeşilliklerde gezinmesi de rahatlamasının en güzel yöntemlerindendir. İşte Hz. Peygamber’in sünnetine bu meselede de ittiba ederek (tabi olarak), şehir palanlarında bu tür mesirelik alanları ayrılıp buralara güzel parkların inşası ve akabinde temiz tutularak bakımlarının sürekli yapılması gerektiğini söyleyebiliriz.

Koruluk veya Park (veya Sit Alanları) Oluşturmak: Hz. Peygamber Nakî’ denilen yeri, Hz. Ömer de Seref ve Rebeze’yi korunmuş park (himâ) ilan etmişlerdi. [16] Diğer önemli hüküm harem bölgesinin korunması veya ilahî sit alanı olarak ilan edilmesi ile ilgili şu hadislerdir: (Meâlen) Mekke’nin dikenli ağacı (sidr) kesilmez, av hayvanı ürkütülmez, ilan etmek amacıyla alınan hariç yitiği alınmaz, yeşil otu koparılmaz.[17] Medine’nin de bizzat Hz. Peygamber tarafından tayin edilen “haram bölgesi ”vardır. Bu alanın ağaçları ve sidri kesilmez, burada bid’at çıkarılmaz. [18]

Günümüz modern dünyasının geldiği noktadaki en önemli problemlerinden birisini de devasa kentler ve bu şehirlerin getirdiği problemler yumağı oluşturmaktadır. Özellikle betonlaşmanın getirdiği sosyal, siyasal, ekonomik ve adlî problemler büyük harcamalara sebep olmaktadır. Sakinleri açısından en büyük problemlerin başında ruhî buhranlar ve ruh hastalıkları gelmektedir. Hâlbuki insan huzur ve sükûn ister. Mekân veya meskenlerin genişliği ise insana huzur verebilir. Ayrıca insanın hava alıp huzur bulacağı yeşilliklerde gezinmesi de rahatlamasının en güzel yöntemlerindendir. İşte Hz. Peygamber’in sünnetine bu meselede de ittiba ederek (tabi olarak), şehir palanlarında bu tür mesirelik alanları ayrılıp buralara güzel parkların inşası ve akabinde temiz tutularak bakımlarının sürekli yapılması gerektiğini söyleyebiliriz.

Yetkililerin bu alanları sürekli temiz tutup bakım görevlerini aksatmadan yapmaları da aynı sünnetin emrine uymak demektir. Aynı şekilde mesirelikleri kullanan insanların buraları kirletmemeleri, temiz tutarak katkı sağlamaları da sünnete ittiba cümlesindendir. Bu düşünce küçük yaştan itibaren eğitimle insanların zihnine yerleştirilmelidir. Canavarca ve âdeta azgın sel gibi hızla büyüyen şehirler yeşil çevreyi yutup yok etmekte, sadece, içinde veya civarında yeşil alan olarak belirlenen sit alanları ve ulusal parklar varlığını sürdürebilmektedir, diğer yeşillikler ve tarihî doku bu acımasız sel önünde sürüklenip yok olmaktadır. En acı örneğini İstanbul boğazı ve diğer sahillerimizde görmek mümkündür.

Bu açıdan insan çevresiyle sıcak ve samimi dostluk kurmak zorundadır. Bu dostluk da hakkaniyete dayalı ve dengeli olmalıdır. Zira israf, arsız tüketime, tüketim tahribe dönüşürse birlikte yok oluş veya bitiş kaçınılmaz olur. Kapitalist, materyalist ve benzeri sistemler, sürekli tüketim ve israfı veya daha fazla refah çılgınlığını tahrik ve teşvik etmek suretiyle, tabiî kaynakları tehlikeli sınırlarına sıkıştırmıştır. Beklenen acı akıbet ilmî veriler ile de artık muhayyel veya mevhum tehlike olmaktan da çıkmıştır.

Çevrecilik fikri gerçekten insanlığın, özellikle Müslümanların zihniyetine yerleştirilmek isteniyorsa, bunun yolu, çevrecilik hassasiyetinin de manevi değerlerden olduğunu insanımıza anlatmak, öğretmek ve onları eğitmekten geçmektedir. Kanaatimizce, bu noktada yapılacak ilk zihniyet değişikliği, günümüzün temel değerleri haline gelen üretim, katma değere katkı ve verimlilik üçgenini; manevî ve vicdanî sorumluluk bilinci, dünya ahiret dengesi ve ebedî hayat inancı ile daireye dönüştürmek, ferdî çıkar ve maddî olan değerleri mutlaka manevî değerlerle de mezc etmek (katmak) ve post modern anlayışa alternatif bir medeniyeti kurmaktır. Verdiğimiz birkaç örnekte de olduğu gibi, Hz. Peygamber’in ilgili hadisleri, günümüz çevre problemleri göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve onun diğer evrensel mesajlarıyla birlikte çevre konusundaki mesajları da günümüz insanının diline ve idrakine sunulmalıdır.

 

Not: Bu yazı “Çevre ve Ahlak Sempozyumu”nda tebliğ edilmiş olan Prof. Dr. Talat Sakallı’nın “Hz. Peygamber’in Evrensel Mesajlarındaki Çevre Bilincine Güncel Bir Bakış” adlı bildirisinden bir bölümdür. 


Dipnotlar:

  1. Buharî, Eşribe, 22.
  2. Müslim, Tahâret, 68; Ebu Davud, Tahâret, 14.
  3.  Ahmed, Müsned, II. 372.
  4.  Tirmizî, Taharet, 51.
  5.  Ertürk, Mustafa, Çevre Hakkındaki Bazı Hadislerin Güncel ve Evrensel Değeri, Çevre ve Din Sempozyumu, I. 297, İstanbul, 2008.
  6.  Buharî, Vudû’, 73; Müslim, Tahâret, 94-97; Ebu Davud, Tahâret, 14.
  7.  Su kaynaklarının korunması ve suya Hz. Peygamber’in Sünnetinde verilen önemle ilgili bütün rivayetlerin değerlendirilmesi için bkz. Doç. Dr. MehmetEren, “Hz. Peygamber’in Sünnetinde Su Kaynaklarını Korumaya Verilen Önem”, Çevre ve Din Sempozyumu, I. 243-254, İstanbul, 2008.
  8.  Buharî,
  9.  Hadisler ve izahları için bkz. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, X. 391 (Yolların Temizliği, Yolları Kirleten Lanet başlıkları), Ankara, 1995.
  10.  Doç. Dr. Muhammed Aydın, Kur’an ve Sünneti Göre İnsanların Bozgunculuklarının Çevreye Etkileri (Çevre Bağlamında Yol Hakkı başlığı ve devamı), Çevre ve Din Sempozyumu, I. 196- 201, İstanbul, 2008.
  11.  Müslim, Zekât, 56.
  12.  Buharî, İman, 45.
  13.  Buharî, Rikâk, 23; Müslim, İman, 74.
  14.  Müslim, İman, 165.
  15.  Buharî, Menâkıb, 1. Konu hakkındaki diğer hadis ve değerlendirmeler için bkz. Dr. Yunus Macit, İslamî Perspektifte Çevrecilik, s. 188-196, Trabzon, 1999.
  16.  Buharî Şirb, 11.
  17.  Buharî, Lugata, 7. Hac esnasında yapılacak bu hataların ayrı ayrı kurban ve oruç türünden cezaları vardır.
  18.  Buharî, Fedailü Medine, 1. Ancak Medine’de yapılan bu suçlar için kefaret yoktur.

Çevre ve Ahlak Sempozyumu Bildiri Kitabı, Gaziantep 2014.
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.