Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Peygamber Nişanı: Ahmedî Mucizeler

 

 
Herşeye rağmen mucizelerin asıl etkisi, gerçekleştikleri zaman ve mekanın çok daha ötesinde hissedilmiştir. Kimi zaman peygamberlere inen kutsal metinlerle, kimi zaman da kulaktan kulağa, nesilden nesile aktarılarak farklı coğrafya ve çağlarda yol alan bu mucizeler, arkadan gelen ümmetler için de yalnızca birer övünç kaynağı olmakla kalmamış; gayba inancın, peygambere fiziki ve zaman ötesi uzaklık yüzünden zorlaştığı sonraki nesiller için de imanı kolaylaştırıcı bir rol üstlenmiştir.

 

Şakravarti Fermad. Kadim medeniyet havzası olan Hint topraklarının kralı. Arap yarımadasının yeni bir dinle sarsılıp yıkandığı dönemde, Güney Hint bölgesine hükmeden kral.

Yorgun bir günün ardından derin ve deliksiz bir uykuya duyduğu özlemle girer Kral Şakravarti o gün yatağına. Saatler kum gibi akar; ancak uyku girmez gözlerine. Çaresiz, topaklanmış çarşafından sıyrılır ve delişmen bir tay gibi kaçan uykusunu aramak üzere kendini dışarı atar. Bitkin vücuduyla sak bilinci arasındaki çelişki, yüzüne iyice vurmuştur. Çaresizliğinde, tüm güzelliği ve ziyasıyla geceyi süsleyen dolunayı keşfeder. Güney Hindistan'ın atmosferine sinen nefis rayihalarla bütünleşen bu güzelliğe kilitlenen Kral, artık yalnızca ağustos böceklerinin senfonisi eşliğinde gökteki aydınlık tepsiyi seyretmektedir.

Henüz saniyeler geçmiştir. Kral bu görkemli göz ziyafetini allak bullak eden dehşetengiz bir manzarayla irkilir. Şaşkındır. İçeride yitirdiği uyku mu esir almaktadır yoksa gözlerinden başlayarak tüm bedenini. Hayır, emindir: Ay gözlerinin önünde önce ikiye bölünmüş; ardından usulca yeniden birleşmiştir.

O geceden sonra aylarca gözlerini semaya yükseltmeye cesaret edemez kral. Gördüğü bu olağanüstü hadiseden kimselere bahsedemez. Senelerce içine gömdüğü bu sırra şahit olmuş başkalarını keşfetme arzusuyla yaşar hep.  

Çölün esir aldığı nasipsiz Arap Yarımdası'ndan tüccarlar dayanır bir gün kralın kapısına. Yeni bir din ile coşmuş olduğunu duyduğu bu halkın, komşu toprakları fethe çıktığını, İran ve Bizans'a kafa tutar bir noktaya geldiklerini duymuştur kral. Dinlerini ve peygamberlerini anlatmalarını ister onlardan. Kureyş'in inançsızlıkta ısrarını ve nasıl zorluklar çıkardıklarını dinler dikkatle. Peygamberliğini ispat etmesi için kendisinden mucizeler istenen Peygamber'in davet sürecini, inananlara uygulanan zulüm ve işkenceleri, nihayet inançları uğruna Medine'yi terke mecbur kalan muhacirlerin dramını. Kral heyecanlanmıştır; en çok da mucizelerine özel bir ilgi göstermiştir yeni Peygamberin.

Ümmî olduğu halde kimsenin misline denk bir beyit yazamadığı Kuran'ın, onun en büyük mucizesi olduğunu söylerler. Ona Mirac'ı anlatırlar. Kalbinin Cebrail tarafından yarılıp, zemzem ile yıkandığından bahsederler. Dilsiz bir çocuğun onun peygamberliğine şehadet ederek konuşmaya başladığını; ailesinin dirilmesini istediği bir kız çocuğunu mezarından çıkartıp konuşturduğunu, ancak kızın geri dönmek istemediğini; güreşçiliğiyle nam salmış bir pehlivanın sırtını üç kez yere serdiğini; mucize görürse iman edeceğini söyleyen biri için bir ağacı yürüttüğünü; tek bir tencere yemekten çok sayıda insana aş çıkardığını ve nihayet parmağıyla verdiği bir işaret ile ayı ikiye böldüğünü anlatırlar. Kral Şakravarti'nin içinde istiflenmiş düğümler bir bir çözülür. Kral göz yaşlarıyla yıkanmakta ve dudaklarından Allah'ın birliğine ve Muhammed (sav)'in peygamberliğine şehadet eden kelimeler dökülmektedir.

Hint Yarımadası'nda İslâm'ın yayılışını tahlil eden İsrailli bir tarihçi, ayın yarılış mucizesinin Güney Hindistan'da İslâm'ın hızla karşılık bulmasında çok önemli bir rolünün olduğunu kaydeder. Hint kralının ve muhtemelen bölgedeki başka insanların, Mekke'de bir gece yaşandığı iddia edilen bir olaya bağımsız bir şekilde şahit olduklarını belirtmeleri, Peygamberi ve nübüvveti salt maddiyat ile açıklamaya çalışan oryantalistleri, bugün dahi şaşırtmaya devam etmektedir.

Hint Yarımadası'nda İslâm'ın yayılışını tahlil eden İsrailli bir tarihçi, ayın yarılış mucizesinin Güney Hindistan'da İslâm'ın hızla karşılık bulmasında çok önemli bir rolünün olduğunu kaydeder. Hint kralının ve muhtemelen bölgedeki başka insanların, Mekke'de bir gece yaşandığı iddia edilen bir olaya bağımsız bir şekilde şahit olduklarını belirtmeleri, Peygamberi ve nübüvveti salt maddiyat ile açıklamaya çalışan oryantalistleri, bugün dahi şaşırtmaya devam etmektedir.

Peygamberlerin mucizelerle gelmesi, her ne kadar tarih boyunca beklenen bir husus olmuşsa da, asıl mucize, düşünenler için insanın, sâir canlıların, dünyanın ve kainatın, eksiksiz bir düzen içinde yaratılmış olmasındadır. Ancak insanoğlu çağlar boyunca alışageldikleri hayatın her dakikasına sinmiş olan bu mucizeleri görmekten hep uzak kalmıştır. İlahî mesajın içeriğinden ziyade, o mesajı getiren elçiyi sorgulama yoluna gitmiş; ondan hayatın biteviye sıradanlığına ilahî bir müdahale beklemiştir.

Kimi, hücrelerine dek işlemiş dünya hayatından din adına vazgeçmek zorunda kalmadan önce risaletin gerçekliğini sınamak için talep etmiştir mucizeleri. Kimi, gelmeyeceğine inandığı ilahî müdahaleyi talep ederek küçük düşürmeye yeltenmiştir daveti yapan nebiyi. Kiminin imanını çoğaltmış; kiminin hidayete ermesine vesile olmuş, kimininse küfrünü arttırmıştır mucizeler.

Meselâ mirac, alay konusu yapılarak imanı zayıf olanların dinden irtidat etmesine yol açarken, ayın ikiye bölünmesi olayı da, inanmayanların Peygambere büyücülük itham etmelerine sebep olabilmiştir. Zaten yıllarca acı, ızdırap, işkence, yokluk ve boykotla yıpratılmaya çalışılan Müslüman kalpler, bir de bu olumsuz propagandalarla ağır bir imtihana tabi tutulmuştur. Kimileri, Peygamber'e yöneltilen bu ağır istihzanın altında ezilirken, kimileri de Peygamber'in göklere çıkışını dillerine dolayan Kureyş ileri gelenlerine verdikleri cevapla imanın zirvesine taşınmışlardır: "Onun ağzından çıkan her sözün doğruluğuna yürekten inanıyorum."

Diğer yandan Kainatın Efendisine imanı konusunda zerre kadar şüphe duyulamayacak olan Ebû Zer gibi müttakiler dahi, kimi zaman kendilerini Peygamber'in bu mucizevî yolculuğu ve Allah'ın sureti ile ilgili sorular sormaktan alıkoyamamışlardır.

Esasında mucizelerin risaletin ilahî mahiyetini doğrulayan niteliği, sadece mümin kalplerin benimsediği bir gerçek olarak kalmıştır tarih boyunca. Gerek Kur'an, gerekse diğer semavî dinlerin kitaplarında, mucizelere inanmamakta ısrar eden kavimlerden bahsedilmiştir hep. Çoğu zaman mucizeler, baskı altındaki inananların imanını arttırıp dayanma güçlerini pekiştirirken, çoğunluk konumundaki inanmayanların da küfrünü azgınlaştırmıştır.

Herşeye rağmen mucizelerin asıl etkisi, gerçekleştikleri zaman ve mekanın çok daha ötesinde hissedilmiştir. Kimi zaman peygamberlere inen kutsal metinlerle, kimi zaman da kulaktan kulağa, nesilden nesile aktarılarak farklı coğrafya ve çağlarda yol alan bu mucizeler, arkadan gelen ümmetler için de yalnızca birer övünç kaynağı olmakla kalmamış; gayba inancın, peygambere fiziki ve zaman ötesi uzaklık yüzünden zorlaştığı sonraki nesiller için de imanı kolaylaştırıcı bir rol üstlenmiştir. Bazen de mucizeler peygambere yönelik muhabbeti arttırmış; öyle ki bizatihi peygamberin kendisi bir mucize olarak telakki edilmiş, alemlere rahmet Peygamber, kâinatın varlık sebebi ve günahların şefaatçısı olarak Müslümanlarca baş tacı edilmiştir.

Öyle ki, Medine'ye hicret ettikten sonraki ilk aylarda Allah Rasulü'nün vaaz verirken yaslandığı hurma kütüğü bile, Peygamber Mescidi'nin inşasından sonra Nebî'nin minberde vaaz vermeye başlaması üzerine hüzünden dile gelmiş; terkedilişine göz yaşı dökmüştür. Mevlana da bundan yola çıkarak müslümanın Peygamber aşkının, bir kütükten daha aşağı kalamayacağını dile getirmiştir.

Keza, ümmî bir peygamber ile mucizevi bir edebi üslubu olan Kur'an arasındaki görünür çelişki, ümmetin hem ilgisini çekerek hemen bütün naat ve güzellemelere girmekle kalmamış, aynı zamanda içine doğulan şartların Allah'ın inayetiyle aşılabileceğine dair bir model de oluşturmuştur. Kimi tasavvuf ehli ise, dünyevi bilgiyle "kirletilmemiş" berrak bir dimağ ile Allah yolunda ilerlemeyi önemsemiş ve "ümmî" lakabını benimsemiştir.

 Peygamber mucizeleri, İslâm tarihi boyunca yüzlerce esere konu, çocuklara Peygamberi anlatmanın vesilesi, tarikat ehline marifet ve keramet yolunu açan yol işaretleri olarak hep baş tacı edilmiştir. Ve Müslümanlar her gece rüyalarında dahi olsa Onu görebilme "mucizesinin" hayaliyle girmişlerdir yataklarına.
 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Dr. Nihal Şahin Utku

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 1996 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Abbâsî Devleti’nin Kuruluş Safhasında Abbasoğlu – Alioğlu İlişkileri” konulu yüksek lisans tezini hazırladı. Ardından aynı enstitüde “Kızıldeniz’de Denizcilik, Ticaret ve Yerleşim (VII. – XI. Yüzyıllar)” konulu doktora çalışmasını yaptı.(2005). Serbest araştırmacı olarak akademik çalışmalarına devam eden Utku, aynı zamanda İslam Tarihi alanında yazılar yazmakta, seminerler vermektedir.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin