Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Risalet Zincirinin Halkaları Olan Allah Rasulleri

Peygamber de, iman edenler de O'na indirilene inandı. Hepsi de Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman etti. O'nun peygamberlerinden hiçbirinin arasını tefrik etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Affını dileriz, ey Rabbimiz. Dönüş Sana'dır, dediler. (Bakara, 285)

Bağnazlık, tutuculuk ve haddi aşma tarih boyu insanlığın yüz yüze kaldığı önemli sorunlar arasındadır. Bağnazlığın Allah Rasullerine yönelik şekli bazen onlara karşı tavır alıp düşmanlık yapma, bazen onlara iftira etme, bazen de onları birbirine karşı gibi gösterme veya bu şekilde algılama şeklinde tezahür etmektedir. İnsanlık tarihi bu bağnazlığın birçok örneğiyle doludur. Örneğin erken dönemlerden itibaren Yahudiliğe karşı gelişen tutum ve tavırlar bazı Hıristiyan akımları gerek Eski Ahit tanrısı diye adlandırdıkları evreni yaratan, yöneten ve yargılayan tanrıya gerekse Hz. Musa gibi bazı peygamberlere karşı çeşitli polemikler üretmeye sevketmiştir. Benzer şekilde Sabiilik gibi dinlerde Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa gibi peygamberler aleyhinde polemikler üretilmiş ve bu peygamberlerin mesajının Hz. Yahya’dan farklılığı ve Hz. Yahya’nın onlardan üstünlüğü tartışılmıştır. Günümüze baktığımızda benzer tutum ve tavırlara bugün de rastlanmaktadır. Örneğin Hz. Muhammed (sav)’e karşı çeşitli çevrelerde yürütülen kampanyalar ve ona yönelik önyargılarla dolu nitelemeler buna örnek olarak verilebilir.

Bütün yaşama ve evrene tevhid akidesi çerçevesinde bakan İslam insanlık tarihini de bu bağlamda ele alır. Buna göre ilk insan olan Hz. Adem’den yaşayacak son insana kadar bütün insanlık tarihi, Allah’ın tek ilah ya da üstün güç olmasının, O’na hiçbir şeyin denk tutulmamasının ve yalnızca O’na ibadet edilmesinin insanlığa öğretildiği ve bunun mücadelesinin verildiği bir tarihtir. İnsanlık tarihinde insanlara bu öğretiyi anlatmak ve öğretmek üzere birçok peygamber gelmiştir. Hz. Adem’den Hz. Muhammed (sav)’e kadar geçen sürede Allah her topluluğa bir uyarıcı göndermiş ve bu uyarıcılar insanları hak ve hidayete davet etmişlerdir. Bunlardan bir kısmının ismi Kur’an’da anılmıştır. Kur’an’da adı anılan peygamberler, Kur’an vahyinin ilk muhatapları olan Hicaz bölgesi Araplarının kendi kültürel yapı ve geleneklerinde yer verdikleri, duydukları şahıslardır. Bu nedenle Kur’an’da adı zikredilen Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Zekeriya ve benzeri peygamberler hep Hicaz bölgesinin etrafındaki Filistin, Ürdün ve Mısır gibi yörelerde yaşayan şahsiyetlerdir. Ancak Kur’an’da Allah’ın hiçbir topluluğa, onlara bir uyarıcı göndermeksizin azap etmeyeceği vurgulanmaktadır (Şuara, 208; Fatır, 24).  Bu, yalnızca Hicaz bölgesi civarında değil insanlık tarihi boyunca dünyanın hemen her tarafında Allah tarafından insanları uyarmak ve onlara hakikat mesajını iletmek üzere peygamberler gönderildiğine işaret etmektedir.

Bütün peygamberleri aynı mesajı insanlara ileten davetçiler zincirinin birbirini izleyen ve birbirine bağlı olan halkaları olarak gören İslam, peygamberler arasında bir ayrım yapılmasını yasaklamaktadır. Kur’an’da Müslümanlar, “Biz; Allah'a, bize indirilmiş olana, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Ya'kub'a, ve torunlarına indirilmiş olanlara, Musa'ya, İsa'ya verilenlere, peygamberlere Rableri tarafından verilmiş olanlara iman ettik. Onların hiçbirinin arasını diğerinden ayırmayız; biz ona teslim olmuşlardanız” (Bakara, 136) demeye çağrılmaktadır. Yine Kur’an’da Allah ve peygamberlerine iman ederek onların birini diğerinden ayırmayanları Allah’ın mükâfatlandıracağına dikkat çekilmektedir (Nisa, 152).

Peygamberler arasında bir ayrım yapmayan İslam, peygamberler arasında yapılmaya çalışılan ayrımcılığa da izin vermez. Peygamberleri birbirleriyle kıyaslayarak kimini diğerine tercih etmeye ya da peygamberleri sanki biri diğerine muhalifmiş ya da karşıtmış gibi göstermeye şiddetle karşı çıkılır. Allah Rasulü döneminde yaşanan bir olay bu konuda verdiği mesaj açısından oldukça önemlidir. Ebu Hureyre’nin (r.a) anlatısına göre bir gün Müslümanlardan biri ile Yahudilerden biri aralarında münakaşa edip küfürleşirler. Müslüman öbürüne: "Rasulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı âlemler üzerine seçkin kılan Zât-ı Zülcelâl'e kasem olsun!" diye yemin edince Yahudi de: "Musa aleyhisselam'ı âlemler üzerine seçkin kılan Zât-ı Zülcelâl'e kasem olsun!" diye yemin eder. Yahudi böyle der demez, Müslüman elini kaldırıp Yahudi'ye bir tokat atar. Yahudi de doğruca Hz. Peygamber’e gidip şikayetçi olur. Olayı dinleyen Hz. Peygamber: "Beni Hz. Musa'ya üstün kılmayın! Çünkü insanlar hep bayılacaklar. İlk kalkan ben olacağım. Ben ayılınca Hz. Musa'yı Arş'ın bir ucundan tutmuş göreceğim. Bilemiyorum. O, bayılıp hemen ayılanlardan mıdır, yoksa Allah'ın istisna ettiklerinden midir?" buyurdu." (Buhârî, Husumât 1, Enbiya 34, 35, Rikâk 43, Tevhid 31; Müslim, Fezâil 160; Ebu Dâvud, Sünnet 14).

Hz. Peygamber bu hadisiyle insanlar arasında zaman zaman nükseden bağnazlıklara ve bağnazlıktan kaynaklanan haddi aşmalara karşı çıkmakta ve bu konuda Müslümanları (aslında yalnızca Müslümanları değil bütün insanları) uyarmaktadır. Zira Hz. Musa’yı Hz. İsa’yı ya da bir başka peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in karşısında, farklı bir kulvarda imiş gibi gösteren/gören yaklaşım İslam’ın tarih anlayışıyla ve peygamber öğretisiyle çelişiktir. Onlardan birine/birilerine karşı bir tutum geliştirmek açıktan haddi aşmaktır. Kur’an insanlık tarihinde bu çeşit bağnazlıkların çeşitli örneklerine değinir. İsrailoğulları gibi bazı toplulukların zaman zaman bazı peygamberlere karşı nasıl katı tutum takındıklarını, onları kovup reddettiklerini, hatta zaman zaman onları nasıl katlettiklerini anlatır. Peygamberlerin gerek getirdikleri ve tebliğ ettikleri mesajlar gerekse yürüttükleri risalet görevi açısından aynı konumda olduklarına işaret eder. Kuşkusuz Kur’an’da peygamberlerden kiminin diğerine üstün kılındığına yönelik ifadeler bulunmaktadır (örneğin Bakara, 253; 17/55). Fakat ilgili ayetlerin bağlamına dikkat edildiğinde bu üstünlüğün onların getirdikleri mesajlar ve peygamber nitelikleri yani önder, rehber, öğretmen, uyarıcı vb görevleri haiz olmaları açısından değil, Bakara 253’te vurgulandığı gibi, her bir peygamberin doğumu, yaşadığı sosyal çevre ve sosyal çevreyle olan ilişkilerine yöneliktir. Hz. Adem’in topraktan yaratılan ilk insan ve ilk peygamber olması, Hz. İbrahim’in Allah’ın dostu olması, Hz. İsa’nın babasız yaratılması, Hz. Davud ve Hz. Süleyman’a dünyevi iktidar bahşedilmesi ve Hz. Muhammed (sav)’in son peygamber olması gibi hususlar her bir peygamberin özel durumlarını ifade etmektedir.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. Şinasi Gündüz

1960’ta Malatya’da doğdu. İlk ve orta öğretimini Gaziantep ve Mardin’de, lisans eğitimini ise Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamladı. 1985’te Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı’na Araştırma Görevlisi olarak atandı. 1988’de lisansüstü eğitimi için İngiltere’ye gitti. Durham Üniversitesi School of Oriental Studies’te MA Research, Manchester Üniversitesi Department of Middle Easter Studies’te PhD çalışmalarını sürdürdü. Kasım 1991’de Doktorasını tamamladı. 1992’de Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne Dinler Tarihi Yardımcı Doçenti olarak atandı. 1995’te Dinler Tarihi Doçenti oldu. 2003’te ise İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne Dinler Tarihi Profesörü olarak atandı. Anabilim Dalı Başkanlığı, Bölüm Başkanlığı, Senato üyeliği ve çeşitli kurul üyelikleri gibi görevler yapan Prof. Dr. Şinasi Gündüz 2009 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı görevini yürütmektedir. Gnostik dinler, heterodoksal akımlar, Sabiilik, Hıristiaynlık, küreselleşme ve din ilişkisi, karşılaştırmalı dinler ve dinler arası ilişkiler gibi alanlarda  yaptığı birçok çalışması yurtiçi ve yurtdışında yayımlanmış, bazı eserleri çeşitli dillere çevrilmiştir. Eserlerinden bazırları şunlardır: Ş. Gündüz, The Knowledge of Life. The Origins and Early History of the Mandaeans and Their Relation to the Sabians of the Qur’an and to the Harranians, Oxford University Press 1994 [256s.] Ş. Gündüz, Sâbiîler Son Gnostikler, Ankara: Vadi 1995 [213s.] Ş. Gündüz, E. Sarıkçıoğlu, Y. Ünal, Dinlerde Yükseliş Motifleri, Ankara: Vadi 1995 [135s.] Ş. Gündüz, Din ve İnanç Sözlüğü, Ankara: Vadi 1998 [468s.] Ş. Gündüz, Mitoloji ile İnanç Arasında. Ortadoğu Dinsel Gelenekleri Üzerine Yazılar, Samsun: Etüd 1998. Ş. Gündüz, Pavlus: Hıristiyanlığın Mimarı, Ankara: Ankara Okulu Yayınları 2001 [272s.] Ş. Gündüz, Dinsel Şiddet: Sevgi Söyleminden Şiddet Realitesine Hıristiyanlık, Samsun: Etüt 2002. Ş. Gündüz, M. Aydın, Misyonerlik: Hıristiyan Misyonerler, Yöntemleri ve Türkiye’ye Yönelik Faaliyetleri, İstanbul: Kaknüs 2002 Ş. Gündüz, Küresel Sorunlar ve Din, Ankara: Ankara Okulu Yayınları 2005 [223s]. Ş. Gündüz, Misyonerlik, Ankara: DİB Yayınları 2005 [120s] Ş. Gündüz, Anadolu’da Paganizm: Antik Dönemde Harran ve Urfa, Ankara: Ankara Okulu Yayınları  2005 [144s.] Ş. Gündüz, Cafer S. Yaran (editör), Change and essence: dialectical relations between change and continuity in the Turkish intellectual tradition, Washington: RVP Pres 2005 Ş. Gündüz, Hıristiyanlık, İstanbul: İSAM Yayınları 2006. Ş. Gündüz (editör), Yaşayan Dünya Dinleri, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı 2007 [605s.]

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin