Dosyalar
"Ehl-i Beyt" Kimlerdir?
 

Röportaj: Hadis Âlimi Bir Seyyid

 

Yrd. Doç. Dr. M. Sadık Hamidî (Aydın) Kimdir?

- Uzun süre yurt dışında kaldınız. Arabistan'da Ümmü'l Kura Üniversitesi Taif Eğitim Fakültesi'nde Hadis hocası olarak görev yaptınız . Ne kadar kaldınız orada?

- On bir yıl. Taif Eğitim Fakültesi'nde yalnız Hadis dersleri değil, birçok ders okuttum.

-Ne zaman döndünüz?

On bir seneden sonra 2002'de döndüm. 2003'ün başından itibaren tekrar Diyanet'te görev aldım vaiz olarak. Geçtiğimiz Haziran'da emekli oldum.

Hadisle ilgili üç tane eserim, iki tane makalem var Arapça.

-Soyadınızda dikkati çeken bir farklılık var, neden Aydın yerine Hamidî'yi kullanıyorsunuz?

- Ailemiz geçmişte Hamidî olarak tanınırdı, ancak Hamidî soyadını uzun bir süre alamadık. 1950'den sonra akrabalarımız bu soyadını aldılar ve peyderpey aile efradı bu soyadını almaya başladı. Ben de altı-yedi sene önce mahkeme kararıyla tashih ettirdim. Şu anda soyadım Hamidi, ama bir çok arkadaş Aydın olarak biliyor. Oğlumun hâlâ soyadı Aydın'dır.

- Abbasilerden başlayarak Hz. Muhammed (sav)'ın soyundan gelenlerin tespiti için özel müesseseler kurulmuş geçmişte.

-Evet, mesela bizim şeceremiz var. Dedelerimiz çok eskiden, Osmanlı öncesinde Nakübül Eşraflık yapmışlar, Diyarbakır'da ve Nusaybin'de.

- Seyyid ve şeriflerin şecere tespiti nasıl yapılıyordu?

Image

-Nakib'ul-eşraflar, seyyid olanların defterlerini tutarlar, onlara şecere verirlerdi. İbn. İnebe adında Hz. Hasan zürriyyetinden bir müellif var. Hicri IX. asırda yaşamış, 85o'den sonra vefat etmiş bir ilim adamı. İslam alemini dolaşmış ve daha önce bu konuda yazılmış kitaplardan da istifade ederek o zamanki Ehl-i beyti tespit etmiştir. Bende bir kitabı var. İşte, seyyidlerin şecereleri ona dayanarak tespit edilmiş. Umumiyetle bugün İslam aleminde neseple uğraşanlar bu kitabı bilir. Yazma olarak da Süleymaniye'de, Bayezid Kütüphanesi'nde dört beş tane nüshası var; ben hepsini tespit ettim. İki üç tane de baskısı var; Mısır'da basılmış, Irak'ta, Taif'te basılmış. Taif'te bu konu üzerinde çok çalıştım. Bilhassa İbn. İnebe'nin kitabını iki defa okudum. Bir nevi ihtisas kesbettim. Bir nesebi tetkik için bana müracaat eden çok kişi olurdu Taif'te. Hatta burada bile Arabistan'dan telefon edip soranlar oluyor. Bazen nesep araştırması, elde şecere dahi olsa bir noktaya gelip tıkanabiliyor. Mesela Hz.Ali Zeynu'l Abidin'in on bir tane oğlundan altısının zürriyyeti olmuştur, beşinin ise çocuğu yoktur. Bizim ceddimiz üçüncü oğul Hüseyn'ül Asğar'a dayanır (küçük Hüseyin). Sözgelimi Mahmud adında bir oğlunun olduğuna dair bir ibare varsa bir nesepte, o şecere yanlıştır. Çünkü Zeyne'l Abidin'in böyle bir oğlu yoktur. Bu şekilde iki nesep şeceresiyle karşılaştım.

- Nesep tespiti zor mudur?

-Yok, zor değil. Eğer eldeki bilgiler VIII. asırdan sonraya ait ise o bağlantıyı kurmak mümkün olmuyor. Ama daha eski ise onun tespiti gayet kolaydır.

-Şimdi şecere tespit edilmek istenirse ne yapılabilir?

-Eski belgeler elde olmadan tespit edilemez. Osmanlı'ya kadar gitmeli en azından. İstanbul Müftülüğü'nde Ehl-i Beyt defterleri var. İstanbul'daki seyyidlere maaş veriliyordu. Bu nedenle bilgileri arşivde kayıtlı.

- Seyyid ve şeriflerin İslam geleneğindeki yeri nedir?

-Seyyid ve şerifler İslam geleneğinde elbette ki ilgi görmüşler, saygı görmüşler. Bunun yanında, baskı, zulüm, sürgün de  görmüşler.

- İslam geleneğinde seyyidlerin itibar görmesi nedeniyle bu konuyu istismar edenler olmuş mudur?

-Tabii olmuştur. Fıkhen Ehl-i beyt zekat alamaz. Ayet-i Kerime'ye göre  Peygamberimizin Ehl-i beyti, kendilerine sadaka ve zekatın yasaklandığı kimselerdir.    Fakat buna karşılık yine Kur'an-ı Kerim'in beyanına göre, Beytülmal'den onlara hisse ayrılmıştır. Bu açıdan birçok kişi bundan istifade etmek düşüncesiyle istismar etmiş olabilir. Saygı görmek istemeleri de etkili olmuştur muhtemelen. Ancak bu aileye çok zulüm yapıldığını da unutmamak gerek. Maalesef tarihteki örneklerini biliyoruz; sürgünler, öldürmeler... Mesela, Abbasilere çok yakın akraba oldukları halde "Ashabu'l Fehh" (Fehh, Mekke'de bir mahalle)olarak  tanınan İbrahim ve Yahya adındaki iki kardeşin, Hz.Hüseyin'inkine yakın bir hikayeleri var. Aksine yemin ettikleri halde Harun Reşid, aleyhlerinde yapılan iftiralardan dolayı onları öldürmek durumunda kalmış ve netice çok acı olmuştur.

- Seyyid olduğunuz için farklı muamele gördünüz mü?

- Biz  Peygamberin zürriyetindeniz. Ancak Şiilerce yüceltilen 12 İmam neslinden olmadığımız için o taraftan herhangi bir ikbal görmedik. Öte yandan Güneydoğu'da ailemize karşı büyük sevgi ve saygı duyuluyor. Diyarbakır, Siirt, Urfa'nın belli bir bölgesinde seyitler var. Seyyitlikle beraber ailemizde bir ilim geleneği ve tarikat şeyhliği de bulunduğu için halkın ilgisi çoktu. Fakat ben bir imam çocuğuydum. Yani hiçbir zaman kendimi başka birinden farklı görmediğim gibi, farklı bir muamele de görmedim. Böyle bir halet-i ruhiye içerisine girmedim. Zaten buralarda çok az kişi bunu değerlendiriyor, biliyordu. O bakımdan değişik herhangi bir şey yok kanaatimce.

- Peygamber nesline mensubiyet nasıl bir sorumluluk duygusu  uyandırıyor? Hz.  Peygamberin zürriyetine mensup olan kişi ahlakı, davranışları, insanlarla ilişkilerinde daha dikkatli olması gerektiğine ilişkin bir kaygı taşıyor mu?

- Kanaatimce bu endişe ilim tahsil eden insanda olur. Cahil insanda olmaz. Bana zaman zaman sorulur "seyyidler günah işler mi?" diye. Ehl-i Sünnet akidesine göre elbette günah işler, Şiilere göre ise masumdur onlar. Şiiler,  ilgili ayeti "Allah onları temiz kılmıştır, ne yaparlarsa Allah onlara günah yazmaz" şeklinde yorumluyorlar; yani, masum olarak kabul ediyorlar. Ehl-i Sünnet böyle bir inanca sahip değil. O bakımdan cahil olanlar ne bu seyyitliği takdir edebiliyorlar, ne de bazı şeyleri yapmaktan çekiniyorlar.

-"Ehl-i beytime yapışan delalete düşmez" şeklindeki rivayet sahih midir?

Image

- O Hadis sahihtir. İmam Müslim'in sahihinde var,  Tirmizi'de var. Temel kaynaklarda var. Bir Hadis daha var buna benzer. Hz. Peygamberin Veda Hutbesi'nde de geçen bir ifadesi var: "Size iki şey bırakıyorum: Kur'an ve Sünnetim" şeklindeki rivayet, hadis tekniği yönünden zayıf bir hadistir. Fakat umumiyetle Ehl-i Sünnet alimleri bunu kuvvetlendirmeye çalışıyorlar. Ehl-i Sünnet varken Ehl-i Beyt'e yapışmanın manası nedir? Bunun anlaşılması zor olmuştur. Oysa "sünneti" rivayeti el-Hakim'in Müstedrek'inde var. Ayrıca İmam Malik'in el-Muvatta'ında var. Hadis alimlerinin beyanına göre; İmam Malik'in belağen, isnatsız rivayet ettiği hadisler zayıftır. Ben İbn-i Abdulberr'in şerhine baktım. İmam Malik'in rivayet ettiği bu hadis için iki tarik var; ikisi de son derece zayıftır. Bir  de Hatib Bağdadi'nin kitabında zikrediliyor, onda da zayıflık var.  Ayrıca bu hadisi rivayet eden İkrime'dir. Abdullah İbn. Abbas'ın kölesi. İkrime Hariciydi ve Ehli Beyt düşmanı idi. Hatta sokaklarda Ehl-i Beytle ilgili  ayeti okuyarak "Bu Peygamberimizin zevceleri ile ilgilidir. Ali ve evladı ile ilgili değildir" diye nida ettiği rivayet edilir. Hadis ilminde de şu kaide var: Mezhebine uygun bir hadis rivayet edene itibar edilmez. Bu nokta da gözden kaçırılmaması gereken bir nokta. Rivayetlerin hepsi İkrime'den değil elbette, Ebu Hureyre'den de var. Ancak onun da isnadında zayıf raviler var.

Ehl-i beyte yapışmanın manası nedir? Tarihi olaya baktığımız zaman Hz. Aişe, Ümmü Seleme, Ümmü Seleme'nin oğlu Ömer bin  Ebi Seleme'den gelen sahih rivayete göre Peygamberimiz tathir ayeti nazil olduktan sonra Hz. Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin'i yanına aldı. Sırtındaki ridasını onların üzerine örttü ve "Allahım, bunlar ehli beytimdir" diye beyan etti. Burada bir tahsis var. Peki Hz. Peygamberin eşleri Ehl-i beytinden değil midir? Tabii ki Ehl-i beyttendir, kimse bunu inkar etmiyor. O halde bu durum karşısında Efendimiz "Kur'an ve Ehl-i beyte yapışan dalalete/sapıklığa düşmez" beyanıyla ne kastetmişti? Ümmet, Hz.Ebubekir, Hz. Ömer dönemlerinde ve Hz.Osman'ın ilk 6 yılında olduğu gibi Hz. Ali'nin etrafında kenetlenseydi sapıklığa gider miydi? Şiilik, Sünnilik, Haricilik gibi siyasi ve itikadi mezhepler Hz. Ali ile yapılan ihtilaftan dolayı ortaya çıkmadılar mı?

Hz. Peygamber uyarıyordu ve dediği gibi oldu. Hariciler küfre düştüler. Hz.Ali'yi tekfir ettiler, Muaviye'yi tekfir ettiler, diğer sahabeleri tekfir ettiler, öldürmeye çalıştılar. Cinayetler işlendi, Hz.Ali şehit edildi. İşte Ehl-i beyte yapışmanın manası budur. Sonra şunu da eklemek lazım; Sünnet deyince Peygamber Efendimizin söyledikleri, yaptıkları ve hoşgördüğü şeyler kastedildiğine göre "Ehl-i beytle beraber olun" demesi de sözlü sünnettir. Ayrıca bir hadiste Hz. Peygamber "benim ve benden sonraki halifelerin sünnetine uyun" buyuruyor; Hz. Ali de onlardan birisidir.

-Tüm bunlar Hz. Peygamberin zürriyyetinin Hz.Ali ile devam edecek olmasının tezahürü müdür?

-Ayrı rivayetler de var. Mesela Buhari'de bir rivayet var, "Ya Rasûlullah sana nasıl salatu selam getirelim" diye sorulunca Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: "Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ezvacihi ve zürriyyetihi". Zevcelerine ve zürriyetine salat ve selam getiriyoruz. Şimdi malesef şunu müşahede ediyoruz ki Şia ifrata giderek Ehl-i beyti masum ve günahsız kabul ediyor. Ehl-i Sünnet olarak bunu kabul etmek mümkün değildir. Öbür taraftan Ehl-i Sünnette de bu konu tamamen ihmal edilmiş. Bir çoğu bu konuyu hiç bilmiyor, hatta hiç duymamış.

-Son olarak gelenekten kopmadan günümüz dünyasında neler yapılabilir?

- Bir noktayı unutmamamız gerekir. İslamiyet'i Hz. Peygamberin ashabına tebliğ ettiği ve ashabın anladığı manada anlamak lazım. Bu çok önemli. Yani biz, bugünkü anlayışımıza göre kafamızda bir İslam şablonu oluşturuyoruz. Bu, bizi çok yanlış bir yola götürür.Bizi kökümüzden koparır.Onun için İslam deyince Kur'an ve Sünnet eksenli sahabe anlayışı, sahabe tatbikatını anlamalıyız. Tabii asrımızın getirdiği zorluklar bulunduğunu da hesaba katmak gerekir. 

İkinci bir konu da hakkında Kur'an'da hüküm bulunmayan konularda Hadislerin dikkate alınmaması meselesi. Hadis-i Şerifler Kuran-ı Kerim'in tefsiridir, izahıdır. Bu konularda daha dikkatli olunmalıdır.

-Çok teşekkür ederiz.


 

Yorumlar

 
süleyman Taş
süleyman Taş03.05.2012

Böyle kıymetli bir alim ile önemli bir konuda röportaj yapan arkadaşları tebrik ediyorum.
Şeyh Sadık Efendi gibi alimlerin kıymetinin bilinmesi temennisiyle...

03.05.2012