Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Ruhum Bir Müennestir

Tanrı’nın yağmura benzeyen hizmetçileri vardır                                                                                                                       Toprağa düşünce mısır, denize düşünce inci olurlar            

(Lale Müldür, Buhur-u Meryem)

 

Anne Marie Schimmel müennes mümin ruhları anlatırken doruklara doğru çıktığını hisseder insan. Sonsuz bir imkan olarak vahiy kadını incinmelerin, aşağılanmaların ortasından çekip almış ve insanlık tahtında kutlu bir yer bahşetmiştir.

Hal böyleyken yüzlerce yıldır onu insandan ayırıp “kadının yeri” diye özel bir bahisle zihinlerin meşgul edilmesinden sorumlu olan kim peki? Müslümanlar bu tartışmaya neden herkesten daha heveskar?

Aslında kadınlar sürekli var olduklarını, müdahil olduklarını, inisiyatif sahibi kılındıklarını kanıtlamak durumunda kaldı bu fani dünyada. Feminist örgütlerin çeşitli insan hakları ihlallerini, şiddeti, ayrımcılığı kınamak için toplandıklarında “kadınlar vardır” sloganını sıklıkla kullanmaları manidar ve acıtıcıdır.

Peki, İslam hakkaniyet arayan kadınlara ne verebilir? Peygamberimizin ahfadı olan kadınlar ne yaşadılar Müslümanlar olarak, yaşamları bize ne vaat ediyor, o günlerin ışığından neler süzülüyor, bunu yeterince gösteremiyoruz belli ki.   

Son yıllarda yine Müslüman kadınların mahiyeti, işlevi şu dünyadaki görevi ve rolü tartışılıyor hiç usanmadan. Bir ayda iki önemli toplantı yapıldı İstanbul’da. Değişime Öncülük Eden Müslüman Kadın Liderler Sempozyumu’nda (Ekim 2011) dünyada ve Türkiye’de tasavvufun öncüsü kadınlar, iş dünyasından, siyasal etkinliği olan kadınlar kadının her alanda hayata katılımından söz ettiler.  Kısa adı WISE olan Maneviyat ve Eşitlikte Müslüman Kadın Girişimciliği Derneği’nin 3. toplantısıydı bu ve Türk Kadınları Kültür Derneği İstanbul şubesinin bölgesel ortaklığıyla  İstanbul Marriot Otel’de gerçekleştirildi. Slogan; “Müslüman Kadın Liderler: Değişimin Öncüsü” idi. 2009’da Malezya’da toplandıklarında kadınlar Kur’anı Kerim’in anlatılmasında kadınların da rol oynamasını istemişlerdi. İstanbul’da ise İslam’ın kadına ne kadar değer verdiğinin dünyaya anlatılması lazım ana fikri vardı.

Aralıkta 2011’de gerçekleşen ikinci toplantıya Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ev sahipliği yapıyordu. Ceylan Otel’de düzenlenen ve dünyadan onlarca kadının katıldığı  toplantının konusu “Müslüman Toplumlarda Değişim ve Kadının Rolü” idi.

2-4 Aralıkta Diyanet İşleri Başkanlığı’nın düzenlediği 5. Dini Yayınlar Kongresi’nin gündemi ve başlığı da Kadın Konulu Dini Yayınlar idi. Tefsirlerde, hadislerde ve fıkıh metinlerinde kadına yönelik olarak ortaya konan yorumların her dönemin kültürel etkisinde nasıl ortaya çıktığı tartışıldı. Kadın karşıtı söyleme karşılık müdafaa içeren tartışmalar yaşandı. İslam’ın özünde kadını yücelttiği söylense de, yaşanan örseleyici pratikler kimi kadınlarda “Bu yüceltmeden payıma düşen ne peki?”düşüncesine yol açıyordu.

Bir yerden başlanması gerekiyor daha İslami bir anlayışa kavuşmak için. Öte yandan kimi insanlarda teyakkuz hali oluşturup ihtiyacımız olan insani ve irfani değişime karşı koyma duygusu yaratıyor. Bunun tezahürü de iyi-kötü tedavülde olan yaşam biçiminin muhafazası duygusu ve hakkaniyetsiz yaklaşımlar etrafında kenetlenme.

Böyle toplantılar olmasa mevcut durumun düzelmesi için hiç kimse bir adım atmayacak belli ki… Bir yerden başlanması gerekiyor daha İslami bir anlayışa kavuşmak için. Öte yandan kimi insanlarda teyakkuz hali oluşturup ihtiyacımız olan insani ve irfani değişime karşı koyma duygusu yaratıyor. Bunun tezahürü de iyi-kötü tedavülde olan yaşam biçiminin muhafazası duygusu ve hakkaniyetsiz yaklaşımlar etrafında kenetlenme. Zafiyetlerimizi dile getirenleri Batı’nın oyununa gelmekle suçlamak. İslam’la hesaplaşmak isteyenler elbette bir takım yolları denemekte ama bu kendi gücümüzü ve sağduyumuza inancımızı zayıflatmamalı.   

Bu ikircikli yaklaşımlar genç kuşaklarda özgüvensizliğe yol açıyor. Öyle bir tereddüt var ki, geçtiğimiz günlerde üniversite öğrencileri ile bir sohbet toplantımızda bazı genç kızlar hala okuyup okumamak, toplumda bir rol üstlenip üstlenmemek hakkında kararsız ve zihin parçalanması içindeydi. Oysa çalışmak, bu dünyadaki misyonumuzla ilgili. Her koşulda gündelik hayatı aşan,  aşmak isteyen bir yaşam tarzımız olmasını öngörüyor İslam. Üretmek, insanlığın inkişafına, fitnenin yeryüzünden kalkmasına katkıda bulunmak.

Hala bunları konuşmamız Peygamberimiz (sav)’den tamamen uzak düşmemizle ilgili. Zamansal olarak mesafe açıldıkça söyleminden de uzaklaştık, daha önce berrak olan tecrübe bize bulanık olarak sunulmaya başlandı, araya nefsaniyet ve zaaflı nakiller girdi. Bu da bizi helezonik bir gerçeklikle geçmişin şimdiden üstünlüğü duygusuyla karşılaştırıyor.  

Tıpkı Osmanlı kadınlarının Batı’yla karşılaşmada mevcut statülerini tartışmaya açarken Asr-ı Saadet kadınlarını referans almaları gibi. Fatma Aliye mesela, İslam’ın kadına biçtiği rolü anlatmak için Nisvan- ı İslam adlı bir kitap kaleme alarak tarihçi Suyuti’nin söz ettiği 13. yüzyılda yaşayan, erkek talebeleri de olan müderris ve alim yüzden fazla kadını anlatmış.   Çiçek dürbünüyle içimize bakıyor ve iyilik bahçesini görüyoruz bütün pırıltılarıyla.  

İslam dünyasında kadın meselesi ve kadınların ürettiği eserlere ve eylemlere hakkıyla vakıf olan Schimmel, “Ruhum Bir Kadındır” kitabında kadın geçmişimizden ve İslami birikimden izler sürer. İslam’a ve Müslümanlara derinlemesine nüfuz etmek üzere doğu dillerini öğrenmiş kıymetli bir şarkiyatçı.

Schimmel’in önerisi araştırmacıların kadınların yazdığı mektupları, şiirleri, minyatürlerde yer alış biçimlerini derleyerek büyük bir Müslüman kadın tarihinin yazılması ve kadınların tarihi yazan özneler olarak da gözler önüne serilmesi. Sürekli saldırılara hedef olan, maruz kalan değil, müessir olan varlığının ortaya çıkması.  

Birçok örnekler veriyor kitabında. 18. yüzyılın sonunda Hindistan’da yazılan romanlarda Gelinin Aynası (Nazır Ahmed) ve Zinet’de (Mirza Kalich Beg) iyi tahsil görmüş çalışkan ve hamiyetli kadın kahramanlar vardır. Zinet’te kadim ilimleri tahsil etmiş bir kadının her vasatta nasıl doğru ve müessir davranacağı tasvir edilmiş. 16. yüzyılda kadın şairler çok güzel beyitler yazmışlar ve kısmen de olsa bazı büyük alimler kadın hoca ve alimlerin rahle-i tedrisinden geçmişler. 900 senesi civarında İbn-i Battuta Maldivler’de Müslüman bir melikeye rastlamış, ve Kuzey Afrika’daki Tuareg’lerde mümin kadınların geniş bir hürriyet içinde hareket ettiklerini görmüş. Türk geleneğinde de kadınlar hiçbir mania olmadan hükümranlık icra ettiklerinden Türk soyundan gelme Delhi Meliki İltuftmış, 1236 senesinde kızı Raziye’yi halefi tayin etmiş. Daha sonraları da yine Hindistan’da Mogul, ardından da Dakka Sultanlığı zamanında kadınlar mümtaz mevkilere sahip olmuşlar. Bu kadınlar mimari hat ve edebiyatın da hamileri olmuşlar ülkelerinde.

Şu anda Arap dünyasında nasıl ki Müslüman kadınlar uyanışın ve devrimlerin öncüsü olarak öne atılıyorlarsa, daha önce kurtuluş savaşlarında ellerinden geleni yapmışlardı İslam dünyasında.  

Schimmel’in önerisi araştırmacıların kadınların yazdığı mektupları, şiirleri, minyatürlerde yer alış biçimlerini derleyerek büyük bir Müslüman kadın tarihinin yazılması ve kadınların tarihi yazan özneler olarak da gözler önüne serilmesi. Sürekli saldırılara hedef olan, maruz kalan değil, müessir olan varlığının ortaya çıkması.  

Daha Peygamberimiz (sav)’in toprağı soğumadan onun adına uydurulan kimi hadisleri düzeltme ve itiraz etme durumunda kalmıştı Hz. Aişe. İnsanları eşitlikten hakkaniyetten uzaklaştıran ve üstünlük hakimiyet ve saltanat duygularını besleyen eski yaklaşımlar zihinlere sızmaya başlamıştı bile. Müsamaha ve adaletle yorumlanan kaideler yasaklara kısıtlamalara ve hak ihlallerine yol açacak şekilde yorumlanıyordu.   

“İlim, kadın-erkek her mümine farzdır.” hükmünden kadınlara okuma yazma öğretmemek lazım noktasına gelinebilmişti zaman içinde mesela. Kur’an’da yasak meyvenin yenilmesinde günahkar olarak bir cinse atıf yapılmazken, Havva nasıl jğvacı olmuştur ve buradan nasıl belli bir ayet dizgesi ve akıl almaz yorumlar silsilesi içinde kadın fitne fesat söylemi içinde zikredilegelmiştir?

Celaleddin-i Rumi, kadının geri plana atılması değil toplumun kurucu öznesi olması için inkişaf etmesinin önünün açılmasına çalışmış bir kalp adamı. İnsanın ruhunun dişilik ve erkeklik vasfından uzakta, mana ve varlık olarak cinsiyetiyle sınırlanmayacak bir yerde bulunduğunu, ortak maksadın Hakk’a ulaşmak olduğunu söyler. İtilmiş dışlanmış kesimlere ulaşmayı, ümitsizliği kırmaya çalışır. Kadına ariflerin yumuşak, cahillerin ise kaba ve hükümran davrandığını anlatır.


Hep birlikte aynı ölüm akıbetine doğru koşarken nasıl birilerinin elinden Allah’ın verdiği haklarını alabiliriz, 6. yüzyılda cari olanı, peygamberin var ettiğini 21. yüzyılda esirgeyebiliriz?

Futuhat-ı Mekkiye’de İbn Arabi menfi manalar yüklenen “nefs” kelimesinin müennes olduğu söylemine karşı, cevher kelimesinin de müennes olduğunu bildirerek müennes unsurun alemdeki merkezi rolünü çok fazla vurgulamış bu yüzden çeşitli suçlamalara maruz kalmıştır.

Döneminin en güçlü ve müdanasız kadınlarından biri olan Hz. Hatice’nin ilk Müslüman olması ve Peygamberimiz (sav)’e gelen vahyin rahmani bir hakikat olduğunu açıklıkla söylemesi çok önemli. Çünkü Kur’an’ın kadına ve erkeğe eş bir şekilde yücelere tırmanma imkanı vermediğini, tersine kadına statü kaybettirdiğini düşünse, onu Müslüman olmaya hiç kimse  zorlayamazdı.

Alışılmış adetlerden, nefse hoş gelen alışkanlıklardan kopmak hiç kolay değil. Hindistanlı erkekler mesela, dul bir kadınla evlenmekten mümkün mertebe kaçınmakta, bunu savunanları modernistlikle suçlamaktalar. Peygamberimiz (sav)’in, Hz. Aişe hariç bütün eşleri dul ya da yetim idi. Fakat bu işlerine gelmiyor ve gelenekler ağır basıyor.  

Yahya Kemal’in mısralarındaki gibi :

Bir merhaleden güneşle derya görünür

Bir merhaleden her iki dünya görünür

Son merhale bir fasl-ı hazandır ki sürer

Geçmiş gelecek cümlesi rüya görünür

Hep birlikte aynı ölüm akıbetine doğru koşarken nasıl birilerinin elinden Allah’ın verdiği haklarını alabiliriz, 6. yüzyılda cari olanı, peygamberin var ettiğini 21. yüzyılda esirgeyebiliriz? Kadın erkek demeden hep birlikte ağır emaneti yüklenmişken... Haşr Suresi’nde “Her nefis yarına ne hazırladığına baksın.” hitabıyla erirken… Hiç kimse dünyada olup bitenlere, hepimizi tutuşturan yangınlara mümin kadınların seyirci kalmasını, hanım hanımcık süslenip camdan bakmasını beklememeli. Müenneslik var olmanın bütün tezahürlerini, gereklerini barındırır içinde.  

 

Yorumlar

 
yıldız ramazanoğlu
yıldız ramazanoğlu14.02.2012

esracığım tabii ki devam etmelisiniz. yorumlara cevap yazılmaz sanırım ama "çalışmak" dediğimiz şey bir derya. okulunuzu bitirmek önünüzü her şekilde açacaktır. çalışmak gereğini yapmaktır her şeyden önce. bu manada farz-ı ayın zaten.

14.02.2012

 

Esra
Esra09.02.2012

s.a. çok güzel anlamlı çok derin mesajları olan bir yazı.Allah razı olsun.Bu toplumda bu gibi ifadelere çok ihtiyacımız var.Fakat aklıma takılan bir soru var.ben de üniversite öğrencisiyim. çok rahat bir şekilde eğitimime devam ediyorum fakat mezun olduktan sonra çalışma alanında bu kadar rahat olamayacağım. yani bazı şeylerden vazgeçmek zorunda bırakılacağım. yine de devam etmeli ve çalışmalı mıyım?

09.02.2012

 

yasemin oğuz
yasemin oğuz23.01.2012

çok beğendim çok güzel ifade etmişsiniz kaleminize yüreğinize sağlık HUDA HAFIZ

23.01.2012

 

fbetul ozer
fbetul ozer08.01.2012

çok boyutlu düşünerek, çok net ifade etmişsiniz 'hakkı' . Allah sesiniz gür kılsın.

08.01.2012

 

Yıldız Ramazanoğlu

1958 Ankara doğumlu. Ankara Kız Lisesi’ni ve Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitirdi. Birçok süreli yayında denemeler ve hikâyeler yayınladı.  -KiTAPLARı- Bir Dünyanın Kadınları ( Ekin yay, 1998, İstanbul) Osmanlıdan Cumhuriyete Kadının Tarihi Dönüşümü (editör) (Pınar yay, 2000, İstanbul ) Derin Siyah – Hikâye (Söylem Yay, 2002, Selis yay, 2006, İstanbul) TYB Hikâye Ödülü İkna Odası  - Roman   (Timaş Yay, 2008) İçimden Geçen Şehirler –Deneme (Selis yay, 2005, İstanbul) Kırmızı – Hikâye (Selis yay, 2006, İstanbul) Zilha Günü – Hikâye (Timaş Yay, 2008) Bağdat Fragmanı -Deneme (Timaş yay, 2008) TYB Deneme Ödülü Angelika -Hikâye (Timaş Yay. 2010) Eskader Hikâye Ödülü

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin