Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Sümeyye ya da İlk Kadın

İslam'a çağrının gizli gelişimi üç yıl sürdü. Üç yılın sonunda Muhammed (a.s) kavmini açıkça İslam'a davet etti. Bu daveti reddeden seçkinler,  iktidarlarını yitirme kaygısını şu sınıfçı yargılarla dışavuruyorlardı: O'na hep toplumun düşkün, yoksul, düşkün kesimleri bağlanıyor

Doğru; O'nun arkadaşları göçmenler, köleler, toplumdan dışlanan insanlar, ata mirası söylemlerle yetinemez olmuş zeki ve aykırı gençler; çoğunlukla böyle. Ebu Bekir gibi istisnalar yok değil. Kölelerin ilgisi ve sadakati, yeni dini kötüleme sebebi sayılacak kadar baskın görünüyor Kureyş seçkinlerine. Fakat ayetlerin etkileyiciliği karşısında kifayetsiz kalıyor kelimeleri. 

Yüzlerini gözlerinin altına kadar örtmüş eli silahlı adamlar Mekke'nin önemli sokaklarını ve yol ağızlarını tutuyorlar bir gün. Gelen geçen herkesi "Muhammed'le bir ilgin var mı?" diye sorguya çekiyorlar.

Müslüman olduğu anlaşılan herkesi yaşlı-genç, kadın-erkek demeden dövüyor, kan revan içinde bırakıyorlar. Dinlerinden geri dönüp, Muhammed (a.s.)'ın aleyhinde konuşsunlar, saygıyla okudukları ayetlere sırtlarını döndüklerini ilân etsinler, amaçladıkları bu. 

Daveti reddeden seçkinler, iktidarlarını yitirme kaygısını şu sınıfçı yargılarla dışavuruyorlardı: O’na hep toplumun düşkün, yoksul, düşkün kesimleri bağlanıyor. Doğru; O’nun arkadaşları göçmenler, köleler, toplumdan dışlanan insanlar, ata mirası söylemlerle yetinemez olmuş zeki ve aykırı gençler; çoğunlukla böyle.

El-Muğira b. Abdullah b. Mahzumoğullarından bir aile, cariyeleri olan Sümeyye binti Habbat'a Müslüman olduğu için işkence etmeye başlamıştı. Girdiği yeni dinden vazgeçtiğinde, maruz kaldığı işkence son bulacaktı. Sümeyye'nin hayat yoldaşı Yasir'le oğlu Ammar da  Müslüman oldukları için işkence görüyorlardı. Yasir, Yemen'den kalkıp Mekke'ye gelen ve Ebu Huzeyfe'ye sığınarak yanında çalışmaya başlayan bir gençti. Huzeyfe onu Sümeyye ile evlendirdi, çocukları olunca da azad etti. Muhammed (a.s.)  Mekke'nin kızgın güneşi altında kumlar üzerinde işkence görürlerken yanlarına gider, "Sabır ya Yasir ailesi, sabır. Gideceğiniz yer Cennet'tir..." diyerek, onlara destek vermeye çalışırdı.

Muhammed Gazali, O'nun ashabının kalbine güven yerleştirdiğini, Allah'ın İslam'ın zaferi konusundaki kalbine inzal ettiği büyük emeli de ashabına da aktardığını ifade ediyor.

Bazen efendileri tahtlara oturtanlar bizzat köleler olurlar, ya da kölece davranış sahipleridir, ezikliklerine teslim olarak tahtları taçları yüceltenler. Sümeyye benimsediği yeni dinden dönmeyeceğini bildirirken, belki ilk kez ciddi bir insan/muhatap olarak algılanıyor, işkencecileri tarafından. Kölenin bilinci, Hegel felsefesindeki ifadesinden yüzyıllarca önce farklı bir açıdan özgürlüğünü tanıyan bir ufka açılırken kaygılara boğuyor, eski efendilerini. Köle olarak işaretlenmiş kişiyi muhatap almanın gereklerine inanmayan efendi, şiddet yoluyla onun yabancı gelen, korkulara boğulmasına yol açan kelimelerini susturmaya çalışıyor.

 

Köle bir kadının işkence çektiği halde kendi seçimiyle özgürleşmesine sahne oluyor tarih. Bu aynı zamanda kadının tarihe yeniden doğuşudur. İslam, Sümeyye örneği üzerinden toplumsal yapının görünmez kıldığı kadınları gün yüzüne çıkartıyor.

Köle bir kadının işkence çektiği halde kendi seçimiyle özgürleşmesine sahne oluyor tarih. Bu aynı zamanda kadının tarihe yeniden doğuşudur. İslam, Sümeyye örneği üzerinden toplumsal yapının görünmez kıldığı kadınları gün yüzüne çıkartıyor.

Kendi çekirdek ailesi içinde nasıl bir hayat yaşıyordu Sümeyye, tam olarak bilmiyoruz. Gördüğü işkenceler karşısında direnmesi, onu "cariye" denildiğinde aklımıza düşen imgelerden ya da postyapısalcı sosyologlarca "tabi" olarak ifade edilen tanımın gösterdiğinden uzak bir konuma yerleştiriyor. Hindistanlı yapısökümcü ve post-kolonyal teorisyen Gayatri Spivak'ın "tabi kadınları",  bir konumdan diğerine rızası olmaksızın kaydırılarak sürdürürler hayatlarını. Bir ifade şansından mahrumdurlar,  konuşabilecekleri hiç bir zemin yoktur. Başka herkes konuşur tabi/köle adına, öyle ki bağımlı sayıldığı konumlar kanalıyla hikâyesi sürekli yeniden yazılır.    

Bazen özne, göze görülmese bile en uygun işaretlerle vücud bulur.  Ancak Kureyş seçkinleri hizmetli sınıfının kendi denetimleri dışında gelişen varlığının işaretlerini görmeye dahi tahammül edemiyorlar. Sesleri bastırıyor, görüntüleri kana boyuyorlar.


Sümeyye’nin işkence karşısındaki direnişi, bilincinin başka türlü bir varoluşa uyanışıyla mümkün olmuştur. Yeni din, yeni bir insanlığın şafağına uyanmak anlamına gelmiştir Sümeyye için.

Sümeyye'nin işkence karşısındaki direnişi, bilincinin başka türlü bir varoluşa uyanışıyla mümkün olmuştur. Yeni din, yeni bir insanlığın şafağına uyanmak anlamına gelmiştir Sümeyye için.  Böyle bir uyanış aynı zamanda, beşeri insan olmaya davetten ya da kişinin kullanma yetisi bulunduğu harikulâde düşünme gücünün farkına varmasından başka nedir ki...*Azad edilmiş kölelere, cariyelere, bir zamanlar onlara sahip olmuş aileler, hatta salt köle sahibi olma imtiyazını korumaya çalışan kesimlerden yönelen şiddette, köle sahiplerinin yeni dinin sınıf farklarını ve kula kulluğu reddeden söylemlerine öfkeleri somutlaşıyor. Bir köle, bir kadın, bir kadın cariye, nasıl dinini değiştirecek ölçüde bağımsız olabilir... Ellerinin altında olsun veya olmasın, bir köleyi veya cariyeyi ontolojik olarak özgürleştiren bir anlayış ufkudur, Mekke düzeninin temellerini sarsmaya başlayan. Özgürleşme yolunda anahtar birkaç kavram varsa, bunlardan biri de "muhatap alınma" olmalıdır. Sümeyye kendisini seçme hakkına sahip bir insan, bir söyleşinin eşit tarafı ve bir devrimin öznesi olarak muhatap alan dininin sağladığı güçle, nefsinin kazandığı itimatla yaşadığı işkencelere katlandı. Eski efendilerinin tahakkümünün bir kez daha benliğini kuşatmasına izin vermedi. Bu direnişiyle şehitlik mertebesine ulaştı.

Hacer soyundan bir kadın, Sümeyye, toplumun en alt sınıfından bir kadın...  Ne sesi duyulur ne hizmeti bilinir. Serbest bırakıldığında dahi, el altında telakki edilir. Aklı, bilinci yok sayılır, üretimi kısıtlanır. 

Sümeyye, tarihin kaydettiği ölümü pahasına seçiminde direnen Müslüman kadınların  ilkidir.

 "Acı Çekmiş Yüzünde"  isimli hikayemde Sümeyye'nin ve onun direnişini paylaşan kardeşlerinin kan ve ter sızan silueti örtük veya açık olarak dolaşır. 


 

*Edward L. Murray,  Muhayyileye Dayalı Düşünmek, sf.350, Tercüme: Yusuf Kaplan,  Açılım Kitap; İstanbul, 2008.


 


 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Cihan Aktaş

1960 Refahiye-Erzincan doğumlu. Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Yüksek Okulu’nu (1982) bitirdi. Mimar, basın danışmanı, gazeteci ve okutman olarak çalıştı. Roman ve öykü kitapları yanı sıra kadın, kamusallık, sanat ve siyaset etrafında araştırma ve denemelerden oluşan kitaplar yayımladı. 1995’te Türkiye Yazarlar Birliği, 1997’de Gençlik Dergisi tarafından ‘Yılın Hikâyecisi’, 2002’de TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi. 2009’da “Kusursuz Piknik” isimli hikâye kitabı ESKADER tarafından yılın hikâye kitabı ödülünü kazandı. 2015’de Bursa 15. Edebiyat Günleri Ahmet Hamdi Tanpınar Ödülü’ne layık bulundu. Hâlihazırda www.dunyabulteni.net, www.sonpeygamber.info siteleri ve Gerçek Hayat dergisinde yazıyor.  Eyüp Sinema Akademisi’nde sinema kültürü dersleri veriyor. Kitapları: İnceleme-Araştırma: Hz. Fatıma (1984), Hz. Zeynep (1985), Sömürü Odağında Kadın (1985), Veda Hutbesi (1985, 1992), Sistem İçinde Kadın  (1988), Tanzimat’tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar I (1989, 1990, 2006), Tesettür ve Toplum/Başörtülü Öğrencilerin Toplumsal Kökeni (1991, 1993, 1995, 1997), Modernizmin Evsizliği ve Ailenin Gerekliliği (1992), Mahremiyetin Tükenişi (1995), Şark’ın Şiiri-İran Sineması (1998, 2005), Bacı’dan Bayan’a/İslamcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi (2001, 2003, 2005), Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri- İran’da Siyasal, Sosyal ve Kültürel Değişim (2004, 2005),  Türban’ın Yeniden İcadı (2006), Bir Hayat Tarzı Eleştirisi İslamcılık (2007), Yakın Yabancı (2008) , Kardeşliğin Dili (2010), İktidar Parantezi: Kadın Dil Kimlik (2011), İslamcılık/Eksik Olan Artık Başka Bir Şey (12014), Şehir Tutulması (2015). Hikâye: Üç İhtilal Çocuğu (1991), Son Büyülü Günler (1995), Acı Çekmiş Yüzünde (1996), Azizenin Son Günü-Azerbaycan Hikâyeleri (1997, 2006), Suya Düşen Dantel (1999), Ağzı Var Dili Yok Şehrazat (2001, 2005), Halama Benzediğim İçin (2003), Duvarsız Odalar (2005), Kusursuz Piknik (2009), Ayak İzlerinde Uğultu (2013), Kızım Olsaydın Bilirdin (2015). Roman: Bana Uzun Mektuplar Yaz (2002, 2003, 2005, 2010), Seni Dinleyen Biri (2007), Sınıra Yakın (2013). 

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin