Sonpeygamber.info
İslam
 

Teslimiyetle Denenmek

Tam ihlas ve teslim olma yaptığını sırf Allah için, Allah rızası için yapmaktır. Tevhid, ancak bundadır. Bu da nefsin, zarar veya menfaati açık olmayan, diğer bir deyişle açıkta manası makul bir sebep ve hikmeti görünmeyip, bütün hikmeti yalnız Allah'ın emrine itaatten ve O'nun rızasına uymaktan ibaret olan ve bundan dolayı görünüşte faydasız ve zararlı görünse bile yerine getirilmesi gereken, amellerle ortaya çıkar ki, bunlara ibadetle ilgili işler denilir. Ve bizzat hayır olan ihsan (iyilik) ancak bununla ortaya çıkar. Ve insan nefsin şirkinden ancak bununla kurtulur.

Teslimiyet aklı iptal etmek değil, aklını, seni aşan konuları senden daha iyi bilenin rehberliğine güvenerek kullanmak demek. Geminin kaptanına, uçağın pilotuna, ameliyatı yapan cerraha, tavsiyesini istediğimiz bilgenin tecrübesine güvenmek demek.

İbadet ve kulluk söz konusu olduğunda ise pek çok sebeple teslimiyet olmazsa olmaz bir şart. Zaten teslimiyet olmadan ibadetleri hayatın çeşitli dalgalanmaları sırasında sürdürebilmek imkânsız. Eğer teslim olamamışsak en ufak bir sıkışıklık anında akıl hemen nefisten yana çıkarak itaatsizliğe gerekçeler üretiverir. Ancak Allah'tan gelen emirler konusunda koşulsuz itaate ulaşmış kararlı şahsiyetler kulluklarını her durumda şaşırıp bocalamadan sürdürebilirler. Bu öyle bir makamdır ki peygamberler bile dualarında bu mertebeye ulaşmayı dilemişlerdir. (Bakara/128)

Teslimiyetin ibadetler konusunun vazgeçilmezi olmasının pek çok sebebi vardır; bunların ilki ibadetlerin insan varoluşunun evrenin maddî ve madde ötesi düzeni arasındaki optimum uyumu sağlayacak formüller olmasıdır. Bedenimizin işleyişinden toplumsal yasalara, gezegenlerin düzeninden zamanın insan ruhu üzerindeki etkisine varıncaya kadar aklımızın erdiği-ermediği bütün yönleriyle ilahi düzenin içinde insani var oluşumuzu anlamlandıran formüllerdir ibadetler ve bu nedenle de onlardaki hikmetlerin en önemlisi taabbudi olmalarıdır. Yani ibadet etmekle evrenin yaratıcısı, düzen ve kural koyucusu, zamanın sahibi, hayatımızı elinde tutan, her şeyin en doğrusunu bildiğine inandığımız (öyle inanmamak O'nun varlığına inanmamakla aynı şey zaten) yegâne ilahımıza itaat ve bağlılığımızı ortaya koymuş, gerçekleştirmiş oluyoruz. (Al-i İmran/83, En'am/162–163)

Ayrıca ibadetleri yerine getirmekle nefsin tekâmülü (insanın manevi gelişimi) için şart olan psikolojik güçlenmeyi büyük ölçüde temin etmiş, hayvani/beşeri tabiatımıza hâkim olmayı ve kriz anlarında doğru olanı insiyaki (içgüdüsel) bir şekilde seçebilecek teslimiyet düzeyine ulaşmış oluyoruz. Kaldı ki ibadetlerdeki çeşitlilik (namazın zamana, orucun nefse, zekatın mala, cihadın bütün bir hayata hâkimiyet olduğunu düşünürsek) kişiliğimizin bütün farklı yönlerini tekâmül ettiren hikmetleriyle bu işlevi yerine getirir. 

İbadetlerin pek çok faydasını, hikmetleri üzerinde duran eserlerde bulmak mümkündür. Biz burada daha ziyade ibadetlerin teslimiyetimizi geliştirmeleri noktası üzerinde duracağız. Hayatın devinimleri, her bir günün yeni yeni olayları vesilesiyle kaptan kaba dökülürken ibadetler de kesintisiz devam eder. Adeta bize şöyle derler: "Ne olursa olsun olaylara takılmadan asıl sorumluluğunu yerine getirme konusunda sakın dalgınlığa düşme! Her gün bir şeyler olacak, ama sen her günün yeni yeni olaylarının sarsıntısı etkisiyle dahi yönünü, yolunu şaşırmayacaksın, esen rüzgâr seni önüne katamayacak.” (Bakara/138) Peygamberimizin mü'mini tarif eden bir hadisinde buyurduğu gibi ‘rüzgâr ne yöne eğerse eğsin kökü üzerinde tekrar dimdik doğrulan (ve bire yedi yüz veren) ekin gibi olacaksın ve bu göze çarpmayan gücünün kaynağı sadece teslimiyetin olacak.’ Görünüşüyle göz kamaştıran çamlar ise (yine aynı hadiste geçtiği üzere) bütün ihtişamına rağmen şiddetli bir rüzgârda kökleriyle birlikte devrilip bir daha doğrulamayacak.

Teslimiyet insanı dosdoğru olmaya götüren sağlam bir güçtür. İnsan bir kez teslim oldu mu başta şeytan olmak üzere bütün çeldiriciler birer birer güçlerini yitirir, zayıflar ve tesir edemez hale gelirler. Bu mevkiye ulaşmak da kolay değildir. Nice tehlikeli geçitlerden geçmeyi gerektirir. Bunların başında okyanuslara açılmadan önce geçilmesi gereken küçük dereler gelir ki bu derelerin de ilki ibadetlerdir.

Ama teslimiyete ulaşmak da kolay sanılmasın. Her devirde teslimiyetin önünde çeşitli engeller olmuş. İnsan nefsinin davranışlara sınır koymama isteği (hazcılık); imana ulaşamamış aklın bu azgın nefsi haklı göstermeye çabalayan gerekçeleri ( savunma mekanizmaları); Allah'a teslim olmuş bireylerin O'nun dışında hiçbir şeyden korkmamalarından korkan idareciler; bir diğer insanı kendine benzetmek için bitmek bitmez bir iştahı olan ve teslimiyetin sadece kendi kurallarına göre olmasını isteyen toplumsal çevre; görünene dair sınırlı bilgisinin kendisini kendisine hayran hale getirip haddini bilmez yaptığı narsist bilim vs.

Bunlar el birliğiyle Allah'tan gelen ve görünen/görünmeyen, sezilebilen/sezilemeyen her ne varsa hepsine dair olan ilahi bilgiye teslim olmamamız için uğraşırlar.

Teslimiyet insanı dosdoğru olmaya götüren sağlam bir güçtür. İnsan bir kez teslim oldu mu başta şeytan olmak üzere bütün çeldiriciler birer birer güçlerini yitirir, zayıflar ve tesir edemez hale gelirler. Bu mevkiye ulaşmak da kolay değildir. Nice tehlikeli geçitlerden geçmeyi gerektirir. Bunların başında okyanuslara açılmadan önce geçilmesi gereken küçük dereler gelir ki bu derelerin de ilki ibadetlerdir. İbadetleri yerine getirebilmek için ulaşılması istenen teslimiyet, ibadetlerdeki sembolizmi bütün işaretleriyle anlamasa (hatta hepsinden haz alamasa) dahi sadece Allah emrettiği için yerine getirmek aşılması gereken ilk deredir.

Kur'ân'da insanın Allah'a teslimiyeti konusunda doğrudan ya da dolaylı pek çok ayet olmakla beraber hikmetini anlamasa dahi kullukla ilgili emirlerde Allah'a tam bir teslimiyetle itaat edebilme konusunda nasıl deneneceğimizi ortaya koyan Maide Suresi 94. ayet zaten kendisi baştan sona sembollerle dolu bir ibadet olan hac esnasında sahabenin yaşadığı bir imtihandan geçirilmeyi anlatır:

"Ey iman edenler! Allah, kendisini görmeksizin, gıyabında Kendisini tazim edip haramlardan sakınanları meydana çıkarmak için sizi av nevinden bir şeyle deneyecek. Bir av bolluğu ki elleriniz de yetişebilecek, mızraklarınız da... Kim bundan sonra konulan hududu aşarsa işte ona gayet acı bir azap vardır."

Ayetin tefsirinde Elmalılı bu olayın Hudeybiye senesinde vuku bulduğunu, Rasûlullah (sav) ve mü'minlerin çoğunun ihramlı oldukları sırada av hayvanlarının elleriyle tutulabilecek derecede kendilerine yaklaştığını, bu esnada ihramlıyken avlanma yasağına rağmen önlerine kadar gelen bu imkânın onların hırslarını tahrik etmesi nedeniyle iman ve teslimiyetlerinin denendiğini anlatır. Üstelik de ihramlıyken avlanma yasağı içki ya da kumar yasağı gibi aklın da zararını bilebileceği yasaklar gurubundan değildir.

İşte bu noktada Elmalılı der ki:

"Tam ihlas ve teslim olma yaptığını sırf Allah için, Allah rızası için yapmaktır. Tevhid, ancak bundadır. Bu da nefsin, zarar veya menfaati açık olmayan, diğer bir deyişle açıkta manası makul bir sebep ve hikmeti görünmeyip, bütün hikmeti yalnız Allah'ın emrine itaatten ve O'nun rızasına uymaktan ibaret olan ve bundan dolayı görünüşte faydasız ve zararlı görünse bile yerine getirilmesi gereken, amellerle ortaya çıkar ki, bunlara ibadetle ilgili işler denilir. Ve bizzat hayır olan ihsan (iyilik) ancak bununla ortaya çıkar. Ve insan nefsin şirkinden ancak bununla kurtulur.

Bunun içindir ki, namaz, oruç, zekât, hac gibi ibadetlerin, nefsinize şu şu faydaları vardır gibi nefisle ilgili bir maksatla değil, sırf Allah rızası için ve Allah'ın emri olduğu için, yalnız bir ibadet etme fikriyle ve sırf Allah'a yaklaşmak için samimi ve ihlaslı olarak ibadet niyetiyle yapılması gerekir. Ve öyle olmadıkça makbul olmaz. Çünkü o zaman Allah'a değil, nefse ibadet edilmiş olur.

Böyle demek, bunların hadd-i zatında hiçbir faydası yok demek değil, tersine faydaları ve menfaatleri sayılamayacak ve tayin edilemeyecek kadar genel ve sonsuz demektir. Fakat Allah ve Allah'ın rızası kavramına göre "umûmî" ve "sonsuz" kelimeleri bile ufak olduğundan, ibadette nefsine az-çok bir mabudluk hissesi düşüncesi vermekten uzak olmayan genel menfaatler ve sonsuzluk fikirlerinden de sıyrılarak Allah sevgisini ve Allah korkusunu her menfaat ve zarardan öne almak, ancak ve ancak Allah'ı ve Allah'ın emrini düşünmek aslî bir şarttır."

Allah Teâlâ Hazretleri, Allah'a itaat ve henüz görmedikleri azabından korunma konusunda O'ndan ne kadar çekindikleri konusunda denediği ashabı ilerde dünya önlerine serildiği zamandaki büyük imtihanlara hazırlamış, büyük ilahi emanetler konusundaki ehliyetlerini ortaya çıkarmıştır.

Aynı zamanda bizlere büyük mevkilere gelmesi ön görülen kişilerin küçük denemelerden geçirilmesi yöntemini öğretmiştir. Allah'ın hukukuna riayet etme, henüz görmediği azabından korkma, bu uğurda küçük menfaatlerden vazgeçebilme başarısını gösteremeyenler nefislerin daha çok meyledici ve daha çok hırslı olacakları şeylere karşı nasıl sabredebilirler? Çok daha büyük emanetlerin hakkını nasıl eda ederler? "Ve o halde böyle kimseler canların, ırzların, hazinelerin, Allah'ın hakları (hukûkullah) ve kulların haklarının başına geçmek ehliyet ve salahiyetini nasıl yüklenebilirler?"

Allah Teâlâ Hazretleri, Allah'a itaat ve henüz görmedikleri azabından korunma konusunda O'ndan ne kadar çekindikleri konusunda denediği ashabı ilerde dünya önlerine serildiği zamandaki büyük imtihanlara hazırlamış, büyük ilahi emanetler konusundaki ehliyetlerini ortaya çıkarmıştır.

Ve ayetin tefsirini mükemmel bir hatimeyle bağlıyor merhum:

"Görülüyor ki, bu ayet ihramdaki ibadet hikmetini açıklamak için müminlere ileride yönelecek büyük ilâhî nimetleri av şeklinde bir öncü misal teşkil eden olağanüstü bir bolluğun vuku bulacağını haber vermiş ve bununla müminlerin en büyük ilâhî emanetlere ehliyet temin edecek bir deneme ve düzeltmeden geçirileceklerini hatırlatmış ve iman ehline büyük bir ders ve yüksek bir fazilet terbiyesi veren bir mucizeye işaret etmiştir. Şu halde müminin öyle bir fazilet ile yükselmesi gerekir ki, her zaman haram ve çirkin olan şeyler şöyle dursun, aslı helal olan her türlü nimetler etraflarına saçılmış, önlerine konulmuş olsa bile, Allah'ın izni ve şer'î cevazı olmadan onlara el uzatmayacak, haksız, salahiyetsiz (yetkisiz) hiçbir şeye dokunmayacak, kendine sahip, nefsine malik, eğilimlerine hâkim, Allah'ın emirlerine bağlı olacak. Bu şekilde her türlü emanetlere yetkili, ahlâkî bir fazilet ile başkalarından ayrılacaktır. Hudeybiye senesi Müslümanlar böyle bir imtihan ve ıslah ile seçilmiş ve Hudeybiye barışının kendisi de bu imtihanın başka bir şekilde tekit ve teyidi olmuş ve bundan sonra İslâm sofrası gelişmiş de gelişmiştir. Ve ihram işte böyle bir seçim hikmetiyle meşru kılınmıştır."

 

(Benzer bir şekilde Talut ordusunun geçirdiği imtihan için bkz. Bakara 249)

 

 

Yorumlar

 
A. Demirbaş
A. Demirbaş20.08.2015

elinize, yüreğinize, aklınıza sağlık. çok güzel bir yazı

20.08.2015