Sonpeygamber.info
Hadislerden Hayata
 

Üç Grup İnsan

وحدثنا أبو بكر بن أبي شيبة حدثنا وكيع وأبو معاوية عن الأعمش عن أبي حازم عن أبي هريرة قال : قال رسول الله صلى الله عليه و سلم ثلاثة لا يكلمهم الله يوم القيامة ولا يزكيهم ( قال أبو معاوية ولا ينظر إليهم ) ولهم عذاب أليم شيخ زان وملك كذاب وعائل مستكبر

Ebû Hüreyre’den (ra) rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ kıyamet gününde üç kişiyle konuşmaz, onları temize çıkarmaz, suratlarına bile bakmaz. Üstelik onlar korkunç bir azaba uğrarlar. Bunlar; zina eden ihtiyar, yalan söyleyen hükümdar, kibirlenen fakirdir.” (Müslim, İman 172)

Cenâb-ı Hak insanları inanç ve davranışları konusunda sınamak üzere yaratmış, peygamberleri vasıtasıyla kendilerine doğru yolu göstermiş, hür iradelerine göre yapacakları seçim ve bu dünyadaki hareket tarzlarına göre de âhirette mükâfat veya ceza ile karşılaşacaklarını haber vermiştir. İslâm’ı din olarak seçen kişi, iradesini Allah ve Rasûlü’nün iradesine tabi kılacağına, onların emir ve yasaklarının dışına çıkmayacağına da söz vermiş demektir. Dolayısıyla bir Müslümanın bilerek ve isteyerek, hele zevk duyarak bir günah işlemesi söz konusu olamaz; o ancak bütün çabasına rağmen nefsine yenik düştüğü zaman, bir başka ifadeyle çaresiz kalarak ve istemeyerek günah işler.

Bu çerçevede cinsel arzuları baskın bir gencin zinaya, başkalarından bir fayda edinmek veya zararlarından sakınmak durumunda olan birinin yalan söylemeye, servet ve makam sahibi birinin böbürlenmeye (gurur, kibir) karşı zaafı ne kadar çoksa; cinsel arzuları zayıflamış veya sönmüş ileri yaşta birinin zina, hiç kimseye ihtiyacı olmayan hükümdarın (devlet başkanı) yalan söyleme, kendi geçimini sağlamada zorlanan ve başkalarına muhtaç durumda olan fakirin de böbürlenmeden sakınma konusunda iradesi o kadar güçlü olmalıdır; dolayısıyla bunların günaha düşme konusunda öncekilere oranla özürleri o derece azdır. Bu sebeple işledikleri günah diğerlerine göre daha büyük, karşılaşacakları ceza daha ağır olacaktır. Buna karşılık iffetini koruyabilen gencin, yalan söylemekten sakınan hükümdarın ve tevazu gösteren zenginin de mükâfatının o derece büyük olacağı açıktır.

Cenâb-ı Hakk’ın kullarıyla konuşması ya rıza/hoşnutluk, ya pişman olup af dilemeleri ve bağışlanmaları için onları ayıplama/yerme, ya da kâfirlerde olduğu gibi kendilerini tekdir ve cezalandırma şeklinde olur. Hadiste, Allah’ın anılan üç grup insanla kendilerini sevindirecek, hoşlarına gidecek şekilde konuşmayacağı kastedilmiştir. 

Yaşlı insan Allah’a tâat ve isyan ile bunların sonuçları konusunda birçok tecrübe geçirmiş, nefsine hâkim olma bakımından genç birinden daha deneyimli durumda olduğu halde zina ederse elbette gence nazaran daha ağır bir sorumluluk altında kalır.  İnsanlar genelde ya bir menfaat temin etme veya zarardan sakınma ya da korku nedeniyle yalan söyler veya söylemek zorunda kalırlar. Bir hükümdar kimseye muhtaç olmadığı, başkasından bir menfaat gözlemediği ve kimseden korkacak durumda olmadığı halde yalan söylerse elbette yalan söylemek durumunda kalan sıradan bir insandan daha ağır bir cezayı hak eder.  Ailesinin geçimini sağlamada zorluk çekecek kadar fakir ve muhtaç durumda olan birinin, bu haliyle başkalarına karşı büyüklük taslaması da böyledir. Bu üç durumda da kişinin, kendisini günaha zorlayacak şartlar ortada bulunmadığı, hatta aksi bir durum söz konusu olduğu halde günah işlemesi, nefsine karşı mücadelede yenik düşmesinden çok, kötülük eğiliminin onun benliğinde yer ettiğini, bir karakter, ruhî ve manevî bir hastalık haline geldiğini gösterir.

Cenâb-ı Hakk’ın kullarıyla konuşması ya rıza/hoşnutluk, ya pişman olup af dilemeleri ve bağışlanmaları için onları ayıplama/yerme, ya da kâfirlerde olduğu gibi kendilerini tekdir ve cezalandırma şeklinde olur. Hadiste, Allah’ın anılan üç grup insanla kendilerini sevindirecek, hoşlarına gidecek şekilde konuşmayacağı kastedilmiştir. Allah’ın kullarını tezkiyesi (temizlemesi) dünyada iman, salih amel ve takva ile nefislerini arındırması ile âhirette ise günahlarını affedip cennete sokmasıyla olur. Onlara bakmaması da yine rıza nazarıyla bakmaması anlamındadır. Zira Cenâb-ı Hak zaten bütün kullarını ve yaratıklarını görmektedir. Sonuç olarak Allah bir kuluna rıza, rahmet ve lütuf nazarıyla bakmaz, onunla rıza konuşmasıyla konuşmaz ve kendisini temize çıkarmazsa bunun sonucu acıklı bir azaptır.

Yine Ebû Hureyre’den nakledilen benzeri bir hadiste Allah’ın kendileriyle konuşmayacağı, temize çıkarmayacağı ve yüzlerine bakmayacağı üç grup insan olarak yukarıda anılanlar yerine çölde/yolda kendisine yetenden fazla suyu olduğu halde ihtiyaç sahibi yolcuya vermeyen kişi, bir malı satın aldığından daha fazla bir fiyata aldığına dair yemin edip ona göre yüksek fiyat isteyen satıcı, devlet başkanına dünya menfaati için biat eden kimse olarak anılır (el-Müsned, II, 253; Müslim, “Îmân”, 173; İbn Mâce, “Cihâd”, 42). Ebû Zer’den (ra) nakledilen hadiste ise bu üç grup insan malını satarken fiyatını yükseltmek için (satın aldığı meblağdan daha fazlaya aldığı yahut kaliteli olduğu, ya da fiyatının indirimli olduğu vb. konusunda) yalan yere yemin eden kişi, yaptığı iyiliği başa kakan (mennan) ve elbisesini yerden sürüyerek böbürlenen kişi olarak anılmıştır. (el-Müsned, II, 134, V, 148; Müslim, “Îmân”, 171; Ebû Dâvud, “Libâs”, 25).

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.