Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Yürüyüşün Kalp Sesleri

Muhammed-i Emîn (sav) idi adı. Öyle biliniyordu. Güvenilir Muhammed (sav) kendini vurduğu o dağın zirvesinde, artık çok iyi bildiğimiz “olay” gerçekleşmeseydi, ne biz Muhammed-i Emin (sav)'i bilecektik, ne Muhammed (sav)'i “Emin” diye bilenleri bilecektik. Az sonra, Peygamber olacağını bilmiyordu ki O. Öyle bir planı da yoktu ki… Hatta öyle bir ümidi de… Öyleyse, onu dağa çıkarken, sade bir insan portresi içinde görme borcumuz var.

Muhammed-i Emin (sav) biliyor olmalıydı ki insan en sarp dağdır kendisine. Dağa vurdu kendini. Yokuşlarda susadı. Kendini aşmak için ter döktü. Sığ sözlerden yüz çevirdi. Boş uğultuları aşağıda bıraktı. “Yer”li kaygıları aştı. Dünyalı sevdaları küçük bildi. Sessizliğin göğsüne koydu kalbini. Yakarışların tenhasında buldu teselliyi. İnsanlığın ezeli sancısını nefeslerinde taşıyarak Hira'ya iltica etti. Ki suskun bir isyandı yürüyüşü. Anlamı olmalıydı insan olmanın.

Kesin bir itirazdı dağa sığınışı. “Böyle gelmiş böyle gider!” olamazdı.  İnsanlıktan beklenen bu değildi. Bencilliğin kuyusundan çıkmak, cimriliğin karanlığından uzaklaşmaktı niyeti. Yalnızlığına sığındı. Suskunluğu yastık yaptı başına.


"Oku!" dediğinde Cebrail (as), yeryüzünün yalnızı kendine Kur'ân'ın göğünde yuva buldu. Artık hep burada ağırlanacak, hep vahyin göğünden indirilen yağmurlarla sevinecekti.

Ki bu garip sığınmacının ağırlayanı Rabbi oldu. “Her şeyi yoktan yaratan” Rabbi. “İnsanı ilgi ve alakadan yaratan” Rabbi… “Hiç sebepsiz veren, hiç yoktan lütfeden” Kerimler Kerim’i. Muhammed-i Emin (sav) muhacir oldu, ağırlayanların en güzeli ise âlemlerin Rabbi. Söz'ün Sahibi…

"Oku!" dediğinde Cebrail (as), yeryüzünün yalnızı kendine Kur'ân'ın göğünde yuva buldu. Artık hep burada ağırlanacak, hep vahyin göğünden indirilen yağmurlarla sevinecekti. Sadece O mu? O'nun ardından yürüyen hepimiz. Her birimiz. Kur'ân'ın göğsünden teselli emecek artık kalp sızılarımız.

Yerden göğe her şeyi sorgulayan bir soru kesildi Muhammed-i Emin (sav)'in vicdanı. İnsanlığın öteden beri uyuttuğu soruları uyandırdı sorgulamaları. Küllenen hikmet ocağının kadim közlerini yeniden alazladı nefesiyle.

Hira'ya sürgün etti kendini. Gönüllü. Bile isteye. Sevgisizlik cehenneminde debelenen kalplerin solgun nabzını taşıdı Hira'ya. Bencilliğin hükmettiği, vurdumduymazlığın kol gezdiği,  şefkatsizliğin tortulaştığı, ikiyüzlülüğün naylonlaştırdığı yerin yüzüne gamze açıyordu her bir adımı. Gamze. İnce yara. İpeksi utanış.

Kendisi anlatıyor:

"Hîra'da bir kenarda kaldım. Kalacağım süre bitince indim. Vadinin tam ortasına gelince bir seslenme oldu. Önüme arkama, sağıma soluma baktım, bir şey göremedim. Dönüp yukarı baktım. Birden ben ve o -melek Cebrâil- gökle yer arasında. Hatice'ye koştum. “Beni örtün” dedim. Örttüler."

Niye örtünmek ister ki insan? Gönlüne düşen ışığın yoğunluğuna tahammül edemediğinden belki. Aklına yüklenen bakışın genişliğinden ürktüğü için belki. Alnını öpen eşsiz yakınlığın geçmesinden korktuğu için belki. Utandığından belli. Hicabından. Bir ömür yanağında al al taşıdığı var ediliş mahcubiyetini saklamak istediğinden. Muhatap seçilmenin tarifsiz hoşnutluğunu sakince yudumlama arzusuyla belki.

Örtüsüne bürünen Peygamber, derin mahcubiyetin gurbetinden “ey örtüsüne bürünen!” hitabıyla uyanır. Müzzemmil Suresi'nin sesinden nefes alacaktı darlanan kalbi. Örtüsüne iltica eden Elçi'ye sığınak olacaktı Müzzemmil. Şimdi bize olduğu gibi. Hepimize. Her birimize…

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Senai Demirci

1964, Samsun doğumlu.  1990’da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Öğrencilik yıllarında başladığı yazı hayatını sayıları 30’a yaklaşan kitapların yazarı olarak sürdürüyor. Kendi adına kurduğu Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Okul Öncesi Eğitim Kurumu’nda eğitim çalışmaları yapıyor. Çeşitli radyo ve televizyon programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu yapan Senai Demirci, Sonpeygamber.info’nun çalışmalarına düzenli olarak katkıda bulunuyor.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin