Sahabe
Sahabiler
 

Ziraatçi Bir Sahabi: Râfi' b. Hadîc

Küçük Kahraman

Hz. Peygamber yaşı küçük olduğu için Bedir Gazvesi’ne (2/624) katılmasını onaylamadığında Râfi’ b. Hadîc (ra)’in gönlü ne kadar da mahzun oldu. Çünkü o her cengâver gibi savaş meydanlarında Allah rızası için bedenini siper etmek istiyordu. Gönüllü olmak istediğinde yaklaşık on iki yaşındaydı. Uhud Harbi gelip çattığında şansını bir daha denedi. Ancak Uhud Gazvesi’nde de (3/625) bu talebi kabul görmedi. Halbuki aradan geçen bir senelik süre zarfında hem bedeni kuvvetlenmiş hem de ok atmadaki maharetini geliştirmişti. Babası bu sefer oğlunun maharetlerini söyleyerek ısrarcı oldu ve Rasûlullah (sav)’tan Râfî’nin cihada katılması için zorla izin aldı. Râfî’nin yaşıtlarından Semüre b. Cündeb (ra) de onun Uhud Harbine katılacağını öğrendi ve Râfî’yi güreşte yendiği için kendisinin de cihada katılmaya layık olduğunu söyleyerek öne atıldı. Âlemlerin Efendisi ne kadar da bahtiyardı. Zira dîn-i hak için canını verecek yiğitler yetişiyor ve adeta canlarını siper etmek için birbirleriyle yarışıyorlardı. Allah’ın Elçisi ikisini güreştirdikten sonra Semüre’nin de Uhud Harbine katılmasına izin verdi.

Râfîʻye bu savaşta ok isabet etti ve yaralı bir şekilde Hz. Peygamber’e gelerek kendisini iyileştirmesini istedi. Efendimiz de kıyamet günü meleklerin bu olaya şahitlik edeceğini söyleyerek onun yarasını iyileştirecek güzel sözler sarfetti. Ölümcül yara giderek iyi hâle geldi ve Râfi’ daha sonraki harplerin her birinde arz-ı endam edecek kuvvet ve kudreti yine buldu. Ömrünün hiçbir safhasında bir tane harpten bile geri durmadı. Nihayet ölüm onu cihad meydanında değil, uzun bir ömrün ardından seksen altı yaşında iken Medine’de yanına kattı. (ö. 73/692) Cenazesini Abdullah b. Ömer (ra) kıldırdı. [1]

Râfî’nin yaşıtlarından Semüre b. Cündeb (ra) de onun Uhud Harbine katılacağını öğrendi ve Râfî’yi güreşte yendiği için kendisinin de cihada katılmaya layık olduğunu söyleyerek öne atıldı. Âlemlerin Efendisi ne kadar da bahtiyardı. Zira dîn-i hak için canını verecek yiğitler yetişiyor ve adeta canlarını siper etmek için birbirleriyle yarışıyorlardı.

Kolu Kesilmekten Kurtaran Bir Hadis

لاَ قَطْعَ فِي ثَمَرٍ وَلاَ كَثَرٍ “Meyve ve hurmadan dolayı el kesilmez.” (Ebû Dâvûd, Hudûd, 13)

Râfi’ b. Hadîc’in ömrü hem çölde hem de Medine’de geçmiştir. Medine’deki hayatının onun tarım ve sulama alanlarında geniş bir tecrübe kazanmasına sebep olduğu düşünülebilir. Bu bilgisi ashabın içinde temayüz etmesini sağlamış ve ziraatla ilgili fıkhi meselelerde kendisine danışılan ashabın fakihlerinden olmuştu. Hem Muâviye b. Ebû Süfyân döneminde hem de ondan sonraki dönemlerde Medine’de fetva vermeye devam etmiştir. 

Kölenin birisi bahçeden bir hurma fidanı çalmış ve efendisinin bahçesine onu dikmişti. Belli ki sahibinin gönlünü kazanmak istiyordu. Ancak fidanın sahibi tazecik ağacını aradı, taradı ve buldu. Medine’nin emiri Mervan b. Hakem’e köleyi şikayet etti. Mervan da köleyi hapsedip elini keserek İslam’ın hükmünü infaz etmek istedi. Kölenin sahibi Râfi’ b. Hadîc’e gelip bu durumu sordu. Râfi’ de ona Rasûlullah (sav) “Meyveden ve hurmadan dolayı el kesilmez” buyurdu diyerek cevap verdi. Kölesinin kolunu kurtarmak isteyen efendisi bu hadisi Mervan’a da nakledip nakledemeyeceğini Râfi (ra)’ye sordu. Cesareti onu bildiğini saklamaktan asla men etmeyeceği için “Tabi ki” diye cevap verdi Rafi’. İşittiği hadisi Mervan’a aktardı. Mervan da kölenin serbest bırakılmasını emrederek fidan çalmanın hükmünün kol kesmek olmadığını öğrenmiş oldu. [2]

 


1. Zehebî, Siyerü a’lâmi’n-nübelâ, III/181; İbn Hacer, Tehzîb, II/136-137; Takrîb, I/ 238; Celaleddin es-Süyûtî, el-Müsareat ile’l-müsaraa, s. 80; Ali el-Kârî, Mirkâtu’l-mefâtîh, I/377-378; Abdülkadir Şenel, “Râfi‘ b. Hadîc”, DİA, XXXIV/391-392.

2. Ebû Dâvûd, “Hudûd”, 13.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.