Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Zulme Karşı Mazlumun Tarafında Olmak


Hz. Peygamber’in ve etrafındaki Müslümanların gerek Mekke’de gerekse Medine’de temel karakteri, zulme karşı çıkmak ve mazlumun yanında yer almak olmuştur.

Risalet öncesi dönemde katıldığı önemli bir organizasyon olan Hılfu’l-Fudul cemiyeti Hz. Peygamber’in zihninde önemli bir yer tutmuştu. Ezilmişlere, mazlumlara ve yoksullara yardım etmeyi, zulme karşı çıkmayı amaçlayan bu cemiyet, cahiliye döneminde Mekke’nin hayır amacı güden nadir kuruluşları arasındaydı. Mekke’de vicdan sahibi diğer kişilerle birlikte emin/güvenilir vasfıyla ön plana çıkan Hz. Muhammed (sav) de bu cemiyetin üyeleri arasındaydı. Bu cemiyetin Mekke dönemindeki faaliyetleri hakkında çok ayrıntılı bilgi sahibi değiliz, ancak risalet sonrası dönemde, Medine’de, kendisine bu cemiyet hakkında sorulduğunda Hz. Peygamber, bugün de olsa yine katılırım ifadesiyle bu ve benzeri oluşumlara yönelik Müslümanların duruşunun çerçevesini çizmekteydi.

İslam’ın erken dönemlerinde, Hz. Peygamber’in ve etrafındaki Müslümanların gerek Mekke’de gerekseMedine’de temel karakteri, zulme karşı çıkmak ve mazlumun yanında yer almak olmuştur. Etnik kimlik, ırk, soy, cinsiyet ya da sosyal statü farklılıklarının ötesinde insanların adalet, iyilik, ihsan ve doğruluk gibi temel değerler çerçevesinde birbirlerine yaklaşmaları esas alınmış ve insan olma temelinde herkesin canı, malı, ırzı, dini ve aklı/düşüncesi saygı duyulması gereken hususlar olarak kabul edilmiştir. Nitekim, Medine döneminde, önünden geçen bir cenaze için ayağa kalkan Hz. Peygamber’i, o bir Yahudiydi diye uyaranlara, Hz. Peygamber’in verdiği şu cevap, İslam’ın insana verdiği değerin ifadesi açısından oldukça çarpıcıdır: O da bir can taşımıyor muydu? Burada Hz. Peygamber’in vurguladığı şey, farklılıkları ne olursa olsun insana ve insanın temel haklarına saygı ilkesiydi. Gerek Kur’ân’da gerekse Hz. Peygamber’in sünnetinde, Müslümanların her zaman zalimin ve haksızlığın karşısında ve mazlumun yanında olmaları gerektiğinin altı çizilmiştir. Kısacası, insanlar arası ilişkilerde hak ve hakikatle haklının yanında yer almak, İslam’ın Müslümanlara yönelik temel bir öğretisi olmuştur.

Gerek Hılfu’l-Fudul örneği gerekse risalet döneminde Hz. Peygamber’in yaşamında şahit olduğumuz birçok örnek, İslam’ın insanlar arası ilişkilerde adalet, iyilik, doğruluk, ihsan gibi değerler etrafında bir araya gelmeye ve zulme ve zalime karşı çıkma konusunda ortak akıl üretmeye ve ortak tavır geliştirmeye yönelik yaklaşımını ortaya koymaktadır. Bu açıdan bakıldığında İslam, insanlar arası ilişkilerde adaleti ve iyiliği tesis etmeyi ve ahlaki değerler doğrultusunda sonuçlar üretmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçlara yönelik olan her çabayı önemsemekte ve Müslümanın hayır amacına yönelik bu çabaya taraf olmasını telkin etmektedir. Nitekim iyiliğin emredilmesi ve kötülükten sakındırılması şeklinde çevirebileceğimiz el-emri bi’l-maruf ve’n-nehyi ani’l-münker ilkesi, sosyal çevresiyle olan ilişkilerinde temel olan bir ölçüt olarak Kur’ân’da vurgulanır.

Zulme ve zalime karşı onurlu bir duruşun ifadesi olan Gazze’ye Özgürlük Filosu hareketi, farklılıklarına rağmen insanların erdemler için nasıl bir araya gelebileceğinin ve haksızlığa karşı onurlu bir birliktelik sergileyebileceğinin güzel bir örneğini teşkil etmiştir.

Gazze’deki insanlık dışı uygulamalara, ablukaya ve adeta soy kırıma dönüşen katliamlara karşı farklı dinlerden, inançlardan, etnik kimliklerden ve kültürel geleneklerden insanlarla birlikte hareket eden ve haksızlığa karşı adaleti, doğruyu, iyiliği ve ihsanı haykıran Gazze’ye Özgürlük Filosu’nun hareketini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Zulme ve zalime karşı onurlu bir duruşun ifadesi olan bu hareket, farklılıklarına rağmen insanların erdemler için nasıl bir araya gelebileceğinin ve haksızlığa karşı onurlu bir birliktelik sergileyebileceğinin güzel bir örneğini teşkil etmiştir. Bir araya gelmede amacın hakkı ve adaleti savunmak ve haksızlığa ve zulme karşı ortak bir duruş sergilemek olması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu hareket birçok çevrede diyalogun güçlülere göre pozisyon belirlemek ve çeşitli dini ve akademik kesimler arasında entelektüel muhabbetler yapmak şeklinde anlaşıldığı günümüzde, farklılıkların bir araya gelmesinde amacın ne olması gerektiğini de bizlere göstermiştir. Tıpkı Hılfu’l-Fudul’da olduğu gibi bir arada olmanın amacının zulme ve zalime karşı hakkı ve hakikati savunmak ve mazlumun yanında yer almak olduğunu vurgulamıştır. Kur’ân ve Hz. Peygamberin sünnetinin biz Müslümanlara öğrettiği de bu değil midir?

 

Yorumlar

 
hatice gökce
hatice gökce02.01.2012

Allah razı olsun hatırlattığınız insanlık ayet ve adetleri için. Aynı düşüncelerle Uludere'de hayatını kaybedenlerin yakınlarının acı ve üzüntülerini paylaşmayı insani, ahlaki, dini bir vecibe olarak görüyor ve merhamet etmeyenin rahmet bulamayacağını ifade etmek istiyorum.

02.01.2012

 

Prof. Dr. Şinasi Gündüz

1960’ta Malatya’da doğdu. İlk ve orta öğretimini Gaziantep ve Mardin’de, lisans eğitimini ise Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde tamamladı. 1985’te Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dinler Tarihi Anabilim Dalı’na Araştırma Görevlisi olarak atandı. 1988’de lisansüstü eğitimi için İngiltere’ye gitti. Durham Üniversitesi School of Oriental Studies’te MA Research, Manchester Üniversitesi Department of Middle Easter Studies’te PhD çalışmalarını sürdürdü. Kasım 1991’de Doktorasını tamamladı. 1992’de Ondokuz Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne Dinler Tarihi Yardımcı Doçenti olarak atandı. 1995’te Dinler Tarihi Doçenti oldu. 2003’te ise İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne Dinler Tarihi Profesörü olarak atandı. Anabilim Dalı Başkanlığı, Bölüm Başkanlığı, Senato üyeliği ve çeşitli kurul üyelikleri gibi görevler yapan Prof. Dr. Şinasi Gündüz 2009 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı görevini yürütmektedir. Gnostik dinler, heterodoksal akımlar, Sabiilik, Hıristiaynlık, küreselleşme ve din ilişkisi, karşılaştırmalı dinler ve dinler arası ilişkiler gibi alanlarda  yaptığı birçok çalışması yurtiçi ve yurtdışında yayımlanmış, bazı eserleri çeşitli dillere çevrilmiştir. Eserlerinden bazırları şunlardır: Ş. Gündüz, The Knowledge of Life. The Origins and Early History of the Mandaeans and Their Relation to the Sabians of the Qur’an and to the Harranians, Oxford University Press 1994 [256s.] Ş. Gündüz, Sâbiîler Son Gnostikler, Ankara: Vadi 1995 [213s.] Ş. Gündüz, E. Sarıkçıoğlu, Y. Ünal, Dinlerde Yükseliş Motifleri, Ankara: Vadi 1995 [135s.] Ş. Gündüz, Din ve İnanç Sözlüğü, Ankara: Vadi 1998 [468s.] Ş. Gündüz, Mitoloji ile İnanç Arasında. Ortadoğu Dinsel Gelenekleri Üzerine Yazılar, Samsun: Etüd 1998. Ş. Gündüz, Pavlus: Hıristiyanlığın Mimarı, Ankara: Ankara Okulu Yayınları 2001 [272s.] Ş. Gündüz, Dinsel Şiddet: Sevgi Söyleminden Şiddet Realitesine Hıristiyanlık, Samsun: Etüt 2002. Ş. Gündüz, M. Aydın, Misyonerlik: Hıristiyan Misyonerler, Yöntemleri ve Türkiye’ye Yönelik Faaliyetleri, İstanbul: Kaknüs 2002 Ş. Gündüz, Küresel Sorunlar ve Din, Ankara: Ankara Okulu Yayınları 2005 [223s]. Ş. Gündüz, Misyonerlik, Ankara: DİB Yayınları 2005 [120s] Ş. Gündüz, Anadolu’da Paganizm: Antik Dönemde Harran ve Urfa, Ankara: Ankara Okulu Yayınları  2005 [144s.] Ş. Gündüz, Cafer S. Yaran (editör), Change and essence: dialectical relations between change and continuity in the Turkish intellectual tradition, Washington: RVP Pres 2005 Ş. Gündüz, Hıristiyanlık, İstanbul: İSAM Yayınları 2006. Ş. Gündüz (editör), Yaşayan Dünya Dinleri, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı 2007 [605s.]

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin