Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

İ'tikaf: Kurbiyetin Zirvesi

Yüce Kitabımız Kur'ân-ı Azîmü'ş-şân da yaratılış gayemizin, ‘hangimizin en güzel amel işleyeceğini sınamak' olduğunu ifade ederek, bir anlamda özümüzde yaradılış hamurumuza katılmış ilâhî nefhanın tezâhür etmesi gerektiğini ifade buyurmuş, ardından da, bunun en kısa yoldan tahakkuku için bizi vazgeçilmez bir örnek olan Kâinâtın Efendisi'ne yönlendirmiştir.

İnsanoğlu tecelliyât-ı ilâhiyyeyi bünyesinde en üst düzeyde barındıran varlıktır. İnsanın, en güzel kıvamda yaratılıp, mahlûkâtın en şereflisi kılınması da bu sebepledir.

Tasavvuf geleneğinde yaygın biçimde kullanılan nefha-i ilâhî'nin rûhumuzla imtizâcı gerçeği bu tecelliyâtın Yüce Kudret Sahibi Yaratıcımız tarafından ifadesidir. Bu itibarla, üzerimizde taşıdığımız güzel vasıflar esmâ-i ilâhî'nin kulun nasîbi nisbetinde payına düşenlerinin tezâhürüdür.

Hiç şüphesiz bu tecelliyâttan en fazla Gönül Sultânımız Sevgili Peygamberimiz nasipdâr olmuştur. Cân-ı Cânân Efendimizin her konuda bize örneklik teşkil etmesi ve bizim de O'nun örnekliğine imtisâle mahkûm oluşumuz, arınıp durulma sürecinde en emîn yola sülûk etmemiz gerektiği içindir. Bu sülûk zorunluluğu, yasakları derhâl terk etmeyi de, emirleri en üst düzeyde gerçekleştirmeyi de kuşatan bir küllîliktedir.

Yüce Kitabımız Kur'ân-ı Azîmü'ş-şân da yaratılış gayemizin, ‘hangimizin en güzel amel işleyeceğini sınamak' olduğunu ifade ederek, bir anlamda özümüzde yaradılış hamurumuza katılmış ilâhî nefhanın tezâhür etmesi gerektiğini ifade buyurmuş, ardından da, bunun en kısa yoldan tahakkuku için bizi vazgeçilmez bir örnek olan Kâinâtın Efendisi'ne yönlendirmiştir.

Ramazân-ı Şerîf iklimi kulluk sınavının geçilmesine imkân sağlayan en uygun iklim, Hâlık-ı Zülcelâl Hazretlerinin evvelinde rahmetinin, ortasında mağfiretinin, sonunda da cehennem azabından âzâd etme garantisinin tecellî ettiği arınma zamanlarıdır. Bizi yaratan ve her şeyimizden haberdâr olan Hak Teâlâ hazretleri bütün bu ihsanlarını i‘tikaf ibadeti ile taçlandırıp arınmanın zirvesine ulaşma çabası içinde olana bol bol lütfedecektir.

Numûne-i imtisâlimiz Sevgili Peygamberimizin ismet sıfatı ve nübüvveti öncesinde ilâhî koruma altında tutulması ve nübüvveti sonrasında da her an ilâhî vahye muhâtap bulunması sebebiyle her ânı kurbiyet makâmında geçmekteydi.

Durum bu olduğu halde, biz ümmeti için nâfile olan bazı ibadetler onun için vâcip idi. Geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlandığı kendisine müjdelendiği halde, ‘şükreden bir kul olmayayım mı' buyurarak Yüce Rabbimizle kurbiyetin hazzını da sonuna kadar yaşıyordu.


Yüce Rabbimize kendimizi en yakın hissettiğimiz, onun rahmet-merhamet tecellilerinden etrafımıza en çok yaydığımız, Efendimiz Aleyhisselâtü Vesselâm'ın en güzel şekilde tahakkuk ettirdiği kulluğuna en fazla yaklaşma anlarımızdır i‘tikaf...

Mahlûkâtına karşı merhametlilerin en merhametlisi olan Hak Celle ve Alâ, biz kullarına bu hazdan nasîbimizi almamız için Ramazan iklîminde de fırsatlar sunmuş, insan rûhunun ilâhî yönünü ve aşkınlığını unutturan dünyevî zevkleri asgarîye indirerek, bir ibadethâneye çekilip, bütün vaktini tefekkür ve itaatle geçiren; Kur'ân-ı Kerîm okuyup, namaz kılan, az yiyip-içen, az konuşan, dünyevî zevklerden uzak duran kullarının geçmiş günahlarını bağışlayacağını ifade etmiştir.

Dolayısıyla i‘tikaf Ramazan boyunca gönlümüzden atmaya çalıştığımız bencillik, mal-mülk, dünya, şehvet düşkünlüğü gibi, nefsin zorlaması neticesi çok kolay mübtelâ olabileceğimiz kötü alışkanlıkları bir daha dönmemek üzere atma fırsatını bize sunmaktadır. Bir ay boyunca giriştiğimiz amansız mücadelenin son on gününde nefse ve şeytana öldürücü darbenin vurulduğu anlardır.

Yüce Rabbimize kendimizi en yakın hissettiğimiz, onun rahmet-merhamet tecellilerinden etrafımıza en çok yaydığımız, Efendimiz Aleyhisselâtü Vesselâm'ın en güzel şekilde tahakkuk ettirdiği kulluğuna en fazla yaklaşma anlarımızdır i‘tikaf...

İslâm toplumu tarafından, yüce dinimizin tebliğ edildiği andan itibaren sürdürülen i‘tikaf ibadeti, özü itibariyle arınma ve durulmanın vâsıtasıdır. İ‘tikaf süreci, yukarıda ifade ettiğimiz, ilâhî tecelliyâtın tezâhürünün mümkün kılındığı kutlu anlardır. Bütünü ile rahmet olan Ramazan ayı içinde, bin aydan daha hayırlı Kadir gecesini de içeren ve Yâr ile hem-dem olmanın adıdır i‘tikaf...

Özellikle toplumumuzda unutulmaya yüz tutmuş kutlu i‘tikaf sünnetimizin ihyâsı vesîlesiyle, kulluktaki nasîbimizi arttırmaya yönelik yeni bir canlanma ve toparlanma, sıfât-ı cemîleden payımızı arttırmaya yönelik bir silkinişle iltica ve niyaz kapısına umutla boyun bükme temennisiyle...

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.