Peygamber'in İzinde Gündelik Hayat

 

Kibir: İnkârın Basamağı

Şeytandan başlayarak tarih boyunca tüm inkârcıların ortak özelliğidir kibir. Kibirli, başkasının kendisine yol göstermesini kabul etmeyen insandır. Bu yüzden de çok kolay hata yapabilir; inkâra ve küfre düşebilir.

“Vicdanları onların doğruluğuna kesin inandığı halde, sırf haksızlık ve kibirden dolayı bilerek inkâr ettiler. İşte bak o fesatçıların sonu nasıl oldu.” (Neml 27/14)

devamını oku 15.04.2013, Pazartesi

Alışkanlıklar

Alışkanlıklar hayatımızı kolaylaştırır. Her günkü işlerimizi bir rutine bağlar ve davranışlarımızın önceden tahmin edilebilir olmasını sağlar. Bunun insan ilişkilerinde nasıl kolaylaştırıcı bir rolü olacağını tahmin edebilirsiniz.

Gelgelelim alışkanlıklarımızın bazıları aynı zamanda ayağımızın bağıdır. Yükselmek isteyen ruhumuzu yere doğru çekerler. Allah'tan gelen hükümleri benimsemekte zihnî ve kalbî bir engeli olmayanların mühim bir kısmı alışkanlıklarını değiştirme zorunluluğu nedeniyle itirazlar yükseltirler.

devamını oku 12.04.2013, Cuma

İnanma Yeteneği

İnanma yeteneği her insana doğuştan verilmiş midir? Az ya da çok bu kapasiteye sahip olarak mı geldik dünyaya? Yoksa inananlar kendi çabalarıyla mı oluşturdular inanma cevherini? İnsanoğlunun iman tarihi boyunca ürettiği tüm yalan yanlış inançlar bile inanma olgusunun fıtrî olduğunu göstermeye yetmez mi?

Bunun yanı sıra bazı insanlar ne kadar isteseler de inanmayacak şekilde yaratılmış olabilir mi? Eğer öyleyse Rabbimiz’in bizden istediği en temel kulluk hesabının O'na inanma olması haksızlık olmaz mıydı?

devamını oku 10.04.2013, Çarşamba

İmanın Alameti

İnanmak insana sorumluluk yükleyen bir iddiadır. İspat edilmeyi bekler. Kelam kitaplarının tartışma konularından biri olan "amel imandan bir cüz müdür" sorusu da bu nedenle önemli bir sorudur. İmanın oluşmasının şartı olmasa da muhafazasının ve tekâmülünün gereğidir amel. Buna göre davranışlara tesir etmeyen, imanlıyla imansız arasında olması gereken farkı gün yüzüne çıkarmaya yetmeyen bir iman gittikçe zayıflayan, sesi kısılan bir iddiadan ibaret kalır.

devamını oku 08.04.2013, Pazartesi

Bilmek-İnanmak

Bilmekle inanmak aynı şey mi? Yani her bilen inanır mı bildiğinin doğruluğuna? Her inanan bilir mi neye inandığını?

Hayır, bilmekle inanmak aynı şey değil. Peygamber efendimizin hayatı boyunca asla yalan söylemediğini, hiçbir zaman menfaatini düşünerek bir şey yapmadığını, dünyanın malında, mülkünde, makamında, mevkiinde gözü olmadığını Mekkeliler bilmiyorlar mıydı? Biliyorlardı çünkü ona kendileri ‘Emin’ (dürüst, güvenilir) ismini koydular. “Ben size şu dağın arkasında bir düşman var, birazdan size saldıracak desem inanır mısınız bana” diye sorduğu zaman, “evet inanırız, senin yalan söylediğini hiç görmedik” dediler. Ama buna rağmen getirdiği mesaja inanmayı reddettiler.

devamını oku 03.04.2013, Çarşamba

"Tanrım Neden Ben?"

Zaman zaman kendi kendinize "neden ben" diye sordunuz mu hiç? Neden bütün aksilikler beni buluyor, bütün ters insanlar benim karşıma çıkıyor? Neden hiçbir işim kolay olmuyor? Bu hastalık bula bula beni mi buldu?

Bu ve benzeri soruların bir adım daha ilerisi "Ben bunu hak edecek ne yaptım?" sorusudur. "Neden ben" sorusu insanı hayatın hikmetini anlamaya götürebilecekken bu ikincisi görünüşte hayata, arka planda ise hayatın sahibine isyana götüren bir sorudur.

devamını oku 01.04.2013, Pazartesi

Anlattıktan Sonra

Yakından uzağa, insanlara bir şey anlatmak istediğimizde amacımız konuyu doğru bir şekilde iletmek midir, muhatabımızı ikna etmek mi? Konuyu doğru bir şekilde iletmekle yetineceğimiz zaman nasıl olur üslûbumuz; illa ki ikna etmek istediğimiz zaman nasıl?

Anlatacağımız konunun Allah'tan gelen bir mesaj olduğunu düşünelim. Rabbimiz bu mesajın en güzel ve eksiksiz şekilde ulaştırılmasını mı istiyor bizden; yoksa ne yapıp edip insanları ikna etmemizi mi?

devamını oku 29.03.2013, Cuma

Kime Neyi Niçin Anlatıyoruz

En yakınlarımız da içinde olmak üzere birisine doğru olan bir şeyi hatırlatmak istediğinizde, içinizi bir korkunun kapladığı (haydi kaplamamış da hafifçe titretmiş olsun) oldu mu? Bu korku "nasıl anlatayım" ile "nasıl karşılık alacağım" arasında gidip gelen bir korkudur.

"Nasıl anlatacağım" endişesinin anlamlı ve geliştirici olmasına karşılık "nasıl karşılık alacağım" endişesi çoğu zaman insanı anlatmaktan caydıran bir endişedir.

devamını oku 27.03.2013, Çarşamba

Haklı Olmanın Zor Yanı

Herhangi bir konuda haktan yana tavır aldınız mı, ona bakın siz; insanların sizi destekleyip desteklemediğine değil.

devamını oku 25.03.2013, Pazartesi

Rabbin Taksimine Razı Olmak

Dünyaya geldiğimizde hazır bulduğumuz vasıflarımız vardır: Cinsiyetimiz, milliyetimiz, bedenimize ait özellikler, soyumuz, zekâmız (ve kanaatime göre ruhumuzun kapasitesi) gibi... Bunlar tamamen vehbidir (Allah vergisidir). Fikrimiz sorulmadan, bir bedel ödemeden hazır olarak verilmiştir. Bu kısa dünya hayatında bizden istenen bu verili malzemeyi en etkin şekilde kullanmaktan ibarettir. (Bu kullanım sırasında bizim tercihlerimizle verilen çeşit çeşit özelliklerin etkinlik oranları hiçbir kul tarafından tam olarak hesaplanamayacağından kaderin sırrını tam olarak çözemeyiz.)

 

devamını oku 22.03.2013, Cuma

 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin