Dosyalar
Hz. Peygamber ve Çocuk
 

Öfkelenmek Yerine ‘Selam!’ Deyip Geçenler

2 Nisan 2023 Pazar Yazarlar


Bir idam sehpası vardı görüntüde. Yaşanan müstesna an film ya da kurgu değil gerçeğin ta kendisiydi. Bir anne, oğlunu öldüren genç katilin infazını izlemek üzere alanda hazır bulunuyordu. Suçlu sehpaya çıkarılmış, kalın urgan boynuna geçirilmişti. Çadoru içinde metanetle duran acılı annenin oğlunun katiline doğru yürüyüp ilmeği çıkarışı, sonra bir tokat atarak zımnen affettiğini göstermesi unutulmaz bir sahnedir. Ölümün eşiğinden dönmüş olan nedamet içindeki gencin hercümerç olmuş yüzünü, annenin elini öpme çabasını, kadının yüzündeki bu anı düşünerek geçirdiği yılların izini unutmak ne mümkün.

Bir masada oturan akranlardan birinin tartışma sonucu diğerini öldürmesi, sonra da bütün hayatını bir anlık kontrol dışı öfke uğruna heba edip ahirette de cana kıymanın bedelini ödeyecek olması tam bir kıyamet. İslam’ın insan ruhunda yarattığı en güçlü devrimlerden biri insandaki kin nefret kıskançlık ve intikam duygularına set çekmesi ve kâmil insan olarak önümüze öfkeyi yenmiş, sabrı seçmiş bireyi koyması.

Kâmil insandan söz edilirken öfkeyi yenmek ve affetmekten söz edilmesi göklerden gelen bir aydınlanma. Özellikle kişisel meselelerde hayati önemi olan affın, toplumsal zararlara yol açan durumlarda dirayetli bir duruşun önüne geçmemesi ise ayrı bir dikkat gerekiyor.

Öfke; üzülmek, sevinmek, yerinmek, pişmanlık gibi benliğimizde kodlanmış halde var olan, kararlarımızı, davranışlarımızı, hayatımızın yönünü etkileyen, gerektiğinde tehlikelerden korunmak için bize destek ve artı güç sağlayan duygulardan biridir. Fakat kontrol altında tutulamayan her şey gibi yıkıcı olabilir ki bu hâl, gündelik hayat içinde ve toplumsal hareketlerde ancak ateşle ve selle tanımlanabiliyor. Öfke seli, öfke ateşi. Kin nefret intikam linç duygularını da yanına alarak yakan yıkan bütün ilişkileri bitiren öfke, komşuluğu, evliliği, aileyi, toplumu hatta inanç dünyamızı yerle bir eden büyük afet.

İslam’ın temel hedefi, bizi Jose Saramago’nun Körlük romanındaki gibi zillet içinde yaşayan bir topluluk olmaktan sakındırmak ve insaf merhamet nezaket ve adalet duyguları gelişmiş, akleden bireylere dönüştürmek. Âli İmran 133-135’te tanımlanan mümin kişiliğe ulaşmak emekle iradeyle gerçekleşebilir ancak: “Rabbinizin mağfiretine mazhar olmak, takva sahipleri için hazırlanmış olup gökler ve yer kadar geniş olan cennete girmek için yarışın. Onlar (takva sahipleri) bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah işini güzel yapanları sever. Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler.”

Kâmil insandan söz edilirken öfkeyi yenmek ve affetmekten söz edilmesi göklerden gelen bir aydınlanma. Özellikle kişisel meselelerde hayati önemi olan affın, toplumsal zararlara yol açan durumlarda dirayetli bir duruşun önüne geçmemesi ise ayrı bir dikkat gerekiyor. İnce ayrımları idrak etmekten mahrum kalanların, dini tebliğ ettiklerini sanırken sürekli kin ve nefret saçmaları, tâbileri dışındaki herkesi kolayca cehenneme atma eğilimleri dinin özünden radikal bir kopuş.

Peygamberimizin alameti sırtındaki mühürden çok insanları bir arada tutan kalp yumuşaklığı, huzur veren bağışlayıcı sesi, alçakgönüllülüğü, öfkeli ve kinci olmayışı, kendisine yapılanlara sabretmesiydi. Uhud savaşında birçok hatalar yapan, yerlerini terk edip kaçmaya başlayan sahabeleri öfkeyle değil, şefkatli sabrıyla bir arada tutmayı başarmıştı.

Cennetin Araf 43’te “Altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini hasedi kötü düşünceleri çıkarıp atarız” şeklinde tanımlanması da kin intikam ve yıkıcı duyguların dünyayı nasıl cehenneme çevirdiğinin göstergesi. Zalimlerin Peygamberimizin tebliğ yapmasının bütün yollarını şiddetle, öfkeyle, alayla kapattıkları bir zamanda bile Müzemmil 10’da “Onların söylediklerine sabret. Yanlarından güzellikle ayrıl.” buyruluyordu. Casiye 15’te de: “İnananlara de ki, Allah’ın bir milleti yaptıklarına karşılık cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar. Kim yararlı iş işlerse kendinedir, kim kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra rabbinize döndürülürsünüz.” Fussilet 34-35: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel davranışınla sav, o zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş. Bu sonuca ancak sabırlı olanlar ulaşabilir, yine buna ancak erdemli insanlar varır.”  

Peygamberimizin alameti sırtındaki mühürden çok insanları bir arada tutan kalp yumuşaklığı, huzur veren bağışlayıcı sesi, alçakgönüllülüğü, öfkeli ve kinci olmayışı, kendisine yapılanlara sabretmesiydi. Uhud savaşında birçok hatalar yapan, yerlerini terk edip kaçmaya başlayan sahabeleri öfkeyle değil, şefkatli sabrıyla bir arada tutmayı başarmıştı. Eğitim metodu olarak da müstesna bir tutum. Kaba ve nobranca herkesi suçlayıp ağır sözler söyleseydi etrafından dağılıp gidecekleri, Peygamberin Allah’ın rahmetiyle sakin kaldığı bildiriliyor Kur’an’da. Şura 37. ayette de takva ehli anlatılırken “Onlar günahların büyüğünden ve hayasızlıktan kaçınan, öfkelendikleri zaman bağışlayan kimselerdir.” denilmesi, aşırı öfkenin büyük günah ve hayasızlıkla bir tutulmasının göstergesi. Özellikle de şahsi çıkar, hükümranlık, ihtiras ve enaniyet yüzünden sergilenen öfke gösterileri, insanı aşağıların aşağısına sürüklüyor. Elbette haksızlıklar için müdahil olan, inisiyatif alan, öfkelenen ama bunu hayırlı bir eyleme ulaştıran özne kişi, bunu belli bir vakar ve asaletle gerçekleştirir.  

Bütün yedek kuvvetlerin harekete geçtiği, insanın normalin üstünde bir güce ve cesarete kavuştuğu öfke durumu, ortadan kaldırılması gereken bir hal de değildir. Sadece ince bir ayar ve denetim gerekir ki, varlığımıza kastedildiği zamanların dışında hoşgörüye, sabra, sükuneti muhafazaya anlamaya dinlemeye evrilsin. Aksi hallerde öfke nöbetleri tedavi edilmesi gereken derin bir ruhsal bozukluktur. Kökenine inilmesi ve kuytuda kalmış yaraların iyileştirilmesi gerekir.

Cezaevleri “Bir an kontrolümü kaybettim” diyen insanlarla dolu. Aile çatışmalarının ve ağır sonuçların hepsinin kaynağı kontrolden çıkan öfke. Şûra 43’de “Her kim de sabreder ve bağışlarsa işte bu elbette ancak büyük insanların yapabileceği işlerdendir.” ifadesiyle öfkenin panzehrinin sabır olduğu açıkça beyan ediliyor. Bu ise büyük bir irade ve azmin tezahürü olarak görülüp övülmüş.

Bir gün de Peygamberimiz, yanındaki dostlarına “En güçlü kişi kimdir” diye sormuş, sonra da kendisi cevap vermişti: “Yiğit dediğin güreşte rakibini yenen kimse değildir. Asıl yiğit kızınca öfkesini yenen adamdır.” Tıpkı büyük cihattan sonra çok daha zor olan küçük cihadı, nefisle mücadeleyi öğretmesi gibi.

Öfke selinin önüne geçmenin yolları hakkında Peygamberimizin hadisleri şifa kaynağı. Peygamberimiz ashabıyla otururken, yan tarafında bir adamın öfkeyle bağırıp çağırdığını gördü, yüzü kızarmış boyun damarları ortaya çıkmış, aşırı sözler sarf ediyor. Sahabelere “Bir söz var ki onu söylese öfkesi diner gider” dedi; “Euzu billahi mineşşeytanirracim.” Bu kendisine iletildiğinde adam “Ben deli miyim ki bunu öneriyor” dedi ama bu öğüt akıl baliğ insanlar içindi zaten.

Bir gün de Peygamberimiz, yanındaki dostlarına “En güçlü kişi kimdir” diye sormuş, sonra da kendisi cevap vermişti: “Yiğit dediğin güreşte rakibini yenen kimse değildir. Asıl yiğit kızınca öfkesini yenen adamdır.” Tıpkı büyük cihattan sonra çok daha zor olan küçük cihadı, nefisle mücadeleyi öğretmesi gibi.

Peygamberimize göre öfkelenen kişi ayakta ise oturmalı, oturuyorsa bir yere yaslanmalı ya da yere uzanmalıdır. Bir hadiste de ellerini toprağa temas ettirmesi söylenir.  

Bir adam yaklaşıp, “Ya Resulullah bana bir öğüt ver fakat kısa olsun ki aklımda kalsın” deyince, tek bir kelime söylemişti ona, “Öfkelenme!” Adam isteğini tekrarladıkça da her seferinde öfkelenme diye tekrarlamıştı. Demek ki öfke güzel amellerin içini boşaltıyor, iyiliklerimizi yiyip bitiriyor.

Bir adam sahabeden Urve İbnu Muhammed es-Sadi’nin yanına girdi ve hoşlanmayacağı bir üslupla konuşarak onu kızdırdı. Urve kalkıp abdest aldı, bir hadis nakletti yanındakilere. “Babam, dedem Atiyye’den anlattı ki o, Resulullah’ın şöyle söylediğini nakletmiş: Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülür, öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın.” O zaman özetle şeytandan Allah’a sığınmak, abdest almak, toprağa dokunmak, pozisyon değiştirip oturmak ya da uzanmak, dua etmek öfkenin şifası için en kıymetli bilgilerdir.

Furkan 63 ne güzel bir rehber: “Rahmanın has kulları, onlar yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler ve ne zaman kötü niyetli dar kafalı kimseler kendilerine laf atacak olsa, sadece ‘Selam!’ deyip geçerler.”

Peygamberimiz de beşerdi ve onu üzen hatta öfkelendiren şeyler vardı. Kendisine eziyet edenler, kibir içinde olanlar, ilk Müslümanlardan olan sahabeleri üzenler, imanını dünya menfaatine indirgeyip ahireti öteleyenler, peygamberleri kıyaslayıp birbirlerinden üstünlüğü üzerine tartışanlar, kader üzerine ileri geri ahkam kesenler ve daha birçok insan canını sıkmıştır. Fakat asla itidalini kaybetmedi ve sakin yollardan uyarılarda bulunmaya devam etti. Bu üslup peygamber geleneğidir, ki onlar Rab tarafından terbiye edilmiş seçilmiş kimselerdir.

İslam kaynaklarında hırçın, öfkeli, celalli olarak tanımlanan, hatta Peygamberimizi öldürmek için kapısına dayanan Hz. Ömer’in dönüşümü de Müslümanın değişmesinin mümkün ve mecbur oluşunun timsali. Kendisine haksız yere hakaret eden birine “Vallahi elimle de dilimle de sana karşılık verebilecek durumdayım. Ama ben Müslüman olduğum için eskisi gibi her aklıma geleni söyleyemem, her aklıma geleni yapamam. Ben Allah’a ve ahiret gününe inandım, hesap vereceğimi biliyorum, böyle olmasa işler farklı olurdu.” demesi ve Müslüman olduktan sonra derin adalet duygusuyla, hatta “Hz. Ömer adaleti” kavramıyla bilinmesi çok önemli.

Furkan 63 ne güzel bir rehber: “Rahmanın has kulları, onlar yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler ve ne zaman kötü niyetli dar kafalı kimseler kendilerine laf atacak olsa, sadece ‘Selam!’ deyip geçerler.”

Baştaki anneye dönecek olursak, oğlunun katili de olsa, pişman olan bir cana kıyamayan yüce bir kişi. Öfkesini bastırmış, rahmana yönelmiş, yukarıdaki bütün ayetlerin tecelligâhı mümin bir kalp.