Dosyalar
Hz. Peygamber ve Çocuk
 

Peygamber Annesi Olmak

19 Ekim 2023 Perşembe Yazarlar


Geldi aklım gördüm ol sâhib-vefa
Gözlerimin nuru oğlum Mustafa

Amine Hatun ne yaşadı ne gördü de doğum esnasında aklı başından gitti, sonra vefa sahibi, gözlerinin nuru oğlunu ancak kendine geldikten sonra görebildi. Yıldırım Bayezid Han’ın divan imamı, Peygamberimizin aşkıyla yanan Süleyman Çelebi, Vesîletü’n Necât’ı (Mevlid) 1409’da Bursa’da kaleme aldı ve bize mübarek doğumun harika alametlerinden söz etti.

Münacat, velâdet, risâlet, miraç, rıhlet, dua bölümlerinden oluşan, yüzlerce yıldır aynı heyecanla okunup sonraki kuşaklara aktarılan Mevlid kasidesi, hakkında çok az bilgi bulunan peygamberimizin annesi hakkında sırlı beyitlerle dolu. Amine annemizin aklı başından gitmişti, çünkü doğum yapacağı gece dünya halden hale bürünüyor, etrafında melekler pervane oluyor ve vücudu hararetle yanıyordu. Ne zamanki kucağına peygamber olacağından bîhaber olduğu bebeğini aldı, o zaman anneliğini idrak edip oğlu Mustafa’yı bağrına basabildi. Çelebi hiçbir kaynakta rastlanamayan ilahi tecellileri muhayyilesinde üretmiş ve ‘hayal mahsulü fakat neden olmasın’ duygusunu kalbimize nakşetmiştir. Birçok alim anlatılanların delilleri olmasa da eseri kerih görmemiş ve derin sevgisiyle yaptığı tasvirler hüsnü kabul görmüştür.

Gencecik annenin yaşadığı harika olaylar velâdet bahrinde bütün teferruatıyla dile gelir. Yaratılmış bütün peygamberlerin risâlet açısından eş ve kardeş olduklarına iman edilse de Hatemül Enbiya olan Peygamberimizin yeri daha âlîdir. İslam’la aydınlanma silsilesi onunla tamamlanmış, vahyi bilgi olgunlaşıp hitama ermiştir. Ol deyince olduran, her şeyin sahibi olan Yüce Allah, Çelebi’nin anlatımıyla Peygamberimizi mevcudatın iftihar sebebi olarak yaratmış ve üzerine titremiştir.

Peygamberimizin geleceği İncil’de yazdığı gibi, Yahudi din adamları da gelecek olan son peygamberden haberdar olup beklemekteydiler. Ulul azm peygamberlere annelik yapan bu deneyimli mübarek kadınlar, “Cihan yaratılalı beri oğlun gibi bir oğul bu dünyaya gelmiş değil” diyerek Amine’yi kutladılar.

Velâdet bahrinde anlatıldığı üzere Peygamberimiz, rebiyülevvel ayının 12. günü (isneyn gecesi) hayrul beşer olarak doğdu. O inci tanesi Amine hatun adlı sedeften doğmuş ve gelmesi yakın olunca çok alametler belirmişti. “Annesi o anda neler gördü neler” mısraından sonra olup bitenler Amine hatunun dilinden aktarılır.

“Güneşin etrafında pervan olduğu acayip bir nur gördüm. Dışarı fırladığımda bütün cihan nur ile dolmuştu. Gökler açıldı ve biri mağrip biri meşrık öteki de Kabe’nin damında duran üç melek gördüm. Bildim ki halkın içinden çıkacak olan üstün insanın cihana gelmesi yakındır. Gökten saf saf inen melekler, Kâbe gibi evimi tavaf etmeye başladılar. Gökyüzüne Sündüs adlı melek tarafından bir döşek döşendi. Bu işler bana ayan olunca hayretler içinde kaldım. Yarılıp çıktı duvardan üç huri. Biri Asiye biri Meryem idi. Diğeri de cennet hurilerinden biri.”

Çelebi’nin, haklarında vahiy inen gözde kadınların, bu kutlu doğum için yardıma gelmiş olduklarını hayal etmesi boşuna değil. Çünkü önceki peygamberlerin anneleri olan ve peygamber annesi olmanın ne olduğunu bilen tecrübeli insanlar. Selam verip genç anne adayını çevrelemeleri, yanına oturup Mustafa’nın yüceliğini müjdelemeleri… bu sahneyi hayal etmek, zamanın ve mekânın nasıl da eriyip geçmiş ve gelecek insanları buluşturduğunu hissetmek çok etkileyici. Peygamberimizin geleceği İncil’de yazdığı gibi, Yahudi din adamları da gelecek olan son peygamberden haberdar olup beklemekteydiler. Ulul azm peygamberlere annelik yapan bu deneyimli mübarek kadınlar, “Cihan yaratılalı beri oğlun gibi bir oğul bu dünyaya gelmiş değil” diyerek Amine’yi kutladılar. Ledün ilminin sultanı, feleklerin uğruna devran eylediği, ins ve cinlerin sevinç ve hasret içinde beklediği, doğumuyla gönül ehlinin şadan olduğu bir oğul. Alemlerin rahmeti doğarken hararetten susayan Amine’ye bir cam dolusu şerbet verilmekte, kâseyi “bunu sana Allah yolladı” diyen huriler tutmaktadır. Kardan ak ve soğuk şerbetin lezzeti hiçbir nimette yoktur. Amine içince kendini nurdan tefrik edemeyecek kadar nura gark olur. Bu esnada çocukluğumuzda annelerimizle birlikte katıldığımız Mevlid törenlerinde bizi en çok heyecanlandıran hatta çoğu kez ağlamaktan gözlerimizi kızartan an gelir. 

Geldi bir ak kuş kanâdiyle revan
Arkamı sıvadı kuvvetle heman

Hepimiz birbirimizin sırtını sıvazlarız. O an annelik duygusuyla yaratılmış olan kadınların birbirlerine iyiliğinin dokunduğunu, doğum anını yaşamanın aşk ve vecd haliyle günahlarımızın döküldüğünü, arındığımızı hissederiz. Dinin sultanı doğar o saatte ve semâvât ve zemin nur içinde kalır. Gözyaşlarının süzüldüğü andır bu. Gam gitmiş alem yeniden can bulmuştur.

“Ben atam İbrahim’in duası, kardeşim İsa’nın müjdesi ve annemin gördüğü rüyayım. Annem rüyasında içinden çıkan bir aydınlığın Şam (Dımeşk) ve Basra diyarı saraylarını aydınlattığını belirtmişti. Peygamber anneleri hep böyle rüyalar görürler.”

Farklı Mevlid nüshaları bulunduğundan bazı mısralar farklılık arz edebiliyor metinler arasında. Fakat hayret heybet ve muhabbet baki. Feleklerin mutluluk ve şevkle raks etmeye başladığı, meleklerin de birbirini kutladığı bir anda aklının sınırları zorlanmıştır Amine annemizin.

İşbu heybetten Amine hûb rû
Bir zaman aklı gidip geldi gerû

Bu beyitte de yine şahane olaylara, hikmetlere, mucizelere işaret edilir.

Doğum bahrinin hemen arkasından Merhaba! diye başlayan bölümde dünyanın bütün zerreleri peygamberi selamlar. Bu faslın Mevlid’in orijinaline dâhil olmadığı ilmi olarak kanıtlanmış olsa da bazı nüshalarda eseri derleyenler tarafından konuya yakıştırılarak eklendiği düşünülüyor. Mevlid törenlerinde en coşkuyla okunan dinlenen bölümlerden birisidir. Eserde anlatılanlar muhabbet ve aşk dolu bir hayalin ürünü olsa da olağanüstülüğün bir delili olarak sahih kaynaklardan gelen güçlü bir rivayet de var. Diğer bütün peygamberlerin annelerinin gördüğü gibi Amine de hamileyken bir rüya görmüş, sonra küçük yaştaki oğluna anlatmıştı. Peygamberimizin kendi anlatımı bu mucizeye işaret ediyor. “Ben atam İbrahim’in duası, kardeşim İsa’nın müjdesi ve annemin gördüğü rüyayım. Annem rüyasında içinden çıkan bir aydınlığın Şam (Dımeşk) ve Basra diyarı saraylarını aydınlattığını belirtmişti. Peygamber anneleri hep böyle rüyalar görürler.”

Bekir Topaloğlu, bu rüyadan peygamberimizin bizzat söz ettiğini İslam Ansiklopedisi için yazdığı “Amine” maddesinde birkaç kaynaktan aktarıyor.

Âmine binti Vehb Benî Kureyş kızıydı. Babası Vehb b.Abdimenaf, annesi Berra binti Abduluzza’dır. Kureyş Arap kabileleri arasında bilgi ve asalet bakımından göze çarpan bir kabile. Kabilenin reisi, Peygamberimizin dedesi Abdulmuttalib, yüzünde bir nur parıldayan, çok yakışıklı olması hasebiyle kadınların bizzat evlenme teklif ettiği oğlu Abdullah için, seçkin bir aileye mensup zeki ve güzel konuşan Amine’yi istemişti. Abdullah evliliğin daha ilk aylarında vefat ettiğinde Amine hamileydi. Babasını hiç göremeyen Peygamberimiz çok genç yaşta dul kalan annesini de beş altı yaşlarında kaybetti. Zaten ilk dört yılını da süt annesi Halime ile geçirmişti. Annesine kavuşalı iki yıl olmuşken bir yolculukta, altı yaşlarında iken onu da kaybedince dedesine teslim edildi.

İsa peygamberin annesi de benzersiz bir doğum yaşadı. Bakire bir kızken hamile kalışından, Kur’an’da “İmran kızı Meryem’e ruhumuzdan üfledik” diye bahsedilir. Bu izah edilmesi o kadar zor bir durumdur ki doğum sırası gelince bir hurma ağacına yaslanıp keşke daha önce ölseydim ve unutulup gitseydim diyen Meryem’in hali Meryem Suresinde de Matta İncili’nde de benzer şekilde anlatılır.

Hristiyanlık teolojisi başlangıçta Meryem’e çok az yer verdi. Din bütünüyle Hz. İsa’nın şahsı ve tabiatıyla ilgili dogmalar üzerine kuruluydu. Meryem de kendi kişiliği üzerinden değil sadece İsa’nın annesi olması dolayımıyla zikrediliyordu. Kilise İsa’nın doğumundan sonra beş yüz sene Meryem ile ilgilenmemiştir. Bu da özellikle Protestanların ona kendi kimliği ve kişiliğiyle değil de sadece Hz. İsa zaviyesinden değer vermelerinin, başlı başına bir kişilik olarak anmamalarının temelini oluşturur. Sonraları Meryem de uğruna yortular düzenlenen önünde diz çökülüp dua edilen bir ikona dönüştü. Evlat acısını yaşamış bir annedir ama işin aslı, Al-i İmran suresinde açıklandığı gibi Hz. İsa’yı kimse öldürememiş, Allah Teala, resulünü inkarcıların zulmünden arındırıp kendi katına yükseltmiştir.

Kuran’da birçok ayette peygamberlerin birbirlerinin mirasçısı olarak manevi dayanışma ve aktarım içinde oldukları, birbirleriyle kuvvetlendirildikleri söylenir. Mevlid’de ise peygamber annelerinin dayanışması var. Meryem ve Asiye’nin doğumda Amine’ye yardıma gelmesi düşüncesi insanın ruhunda inşiraha yol açıyor.

Asiye’nin anneliği ise bambaşka bir hikâye. Musa peygamberin annesi Yochebed, peygamberler tarihinin en acayip olaylarından birini yaşar. Mısır’da zulüm dönemi yaşanmaktadır ve iktidarını tehlikede gören Firavun, İsrailoğullarından doğan bütün erkek çocuklarını öldürmektedir ki ona rakip olacak biri ortaya çıkıp da hükümranlığına halel getirmesin. Hz. Musa’nın annesi Yochebed, oğlunu doğurunca ancak birkaç ay saklayabilir, sonra büyük bir tevekkül ve inançla onu bir sepetin içinde Nil nehrine bırakır. Nehirde yıkanmakta olan firavunun kızı onu bulup firavunun karısı Asiye’ye götürür. Asiye’nin biyolojik olmayan derin anneliği başlar böylece. Firavuna “bu bir göz aydınlığı, belki bize bir hayrı dokunur” diyerek çocuğu evlat edinmeye ikna eder. Sonra masal gibi olaylar zinciriyle aranan sütanne Yochebed olur. Bu arada Asiye de elinden geleni yapar ve en büyük peygamberlerden birini büyütmek ona nasip olur. Sonra peygamberliğinde ona iman edince firavunun akıl almak işkencelerine maruz kalır. Bu yüzden şanı yüce bir kadın. Kimi mezhepler onun peygamberlerden biri olarak kabul ediyor. Kur’an’da firavunun karısı olarak geçse de adının Asiye olduğunu peygamberimiz bizzat zikretmiştir.

Kuran’da birçok ayette peygamberlerin birbirlerinin mirasçısı olarak manevi dayanışma ve aktarım içinde oldukları, birbirleriyle kuvvetlendirildikleri söylenir. Mevlid’de ise peygamber annelerinin dayanışması var. Meryem ve Asiye’nin doğumda Amine’ye yardıma gelmesi düşüncesi insanın ruhunda inşiraha yol açıyor. Onlar peygamber annesi olmanın tecrübesiyle gelirler ve bu olağanüstü durumda onun yanında olmak isterler Süleyman Çelebi’ye göre. Acayip olayları, sırları, görülmemiş alametleri tek başına sindirmek, taşımak kolay değildir çünkü. Aklın ihata etmekte zorlandığı an, zaman ve mekân farklılıkları erimiş ve aralarında belki yüzlerce yıl olan kadınlar peygamber aydınlığında bir araya gelmiştir. Artık akıl yatışır, anne peygamberimizi bağrına basarken, yanında Asiye ve Meryem vardır, yekpare bir zamanda. Anlarız ki hepimiz olanın da olacak olanın da olmuş olduğu, zamansız mekânsız bir kader denizinde yüzmekteyiz.

Amine annemizin ölümünden önceki son sözleri olduğu düşünülen cümleyle bitirelim bu bahsi: “Her hayat sahibi ölecek, her yeni eskiyecek, her büyüyen fenâ bulacak, yok ola­cak. Ben de öleceğim fakat ebediyyen yâd edileceğim. Çünkü temiz bir evlât dünyaya getirdim ve arkamda hayırlı bir hatıra bırakarak gidiyorum!”


(Bu yazı, 2022’de Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından yayınlanan, Bilal Kemikli’nin hazırladığı “Süleyman Çelebi’nin İzinde Buluşmak: Merhaba” başlıklı kitaptan alıntılanmıştır.)