Sonpeygamber.info
Röportajlar
 

'Diyalog'dan 'Farklılıklarla Birlikte Yaşama'ya

Diyalog kavramına getirdiği yeni açılımlarla birlikte Dinler Tarihi alanında değerli çalışmaları olan Prof. Dr. Şinasi Gündüz peygamberlik anlayışını bir de Hıristiyanların gözüyle değerlendiriyor. Aynı zamanda "İnancın Renkleri" köşesinin yazarı olan Sayın Gündüz'e, diğer dinlere mensup insanların peygamberlik kavramına farklı bakışını göz önünde bulundurmadan, onlara Peygamber Efendimizi anlatmak mümkün mü diye sorduk. Ayrıca:

Diyalog kavramının tanımı?

Bizdeki algılanış ve uygulanış biçimi?...

Diğer din mensuplarıyla ortak noktada buluşabileceğimiz 5 temel ‘kutsal' nedir?

Diyalog mu? Tearüf mü? ‘Farklılarla birlikte yaşama' mı?

Yeni dini hareketler taraftar bulmak için hangi yöntemleri kullanıyor?

Ve daha merak edeceğiniz birçok soruyu konusunda uzman hocamıza sorduk. İlgiyle okuyacağınızı umuyoruz.

Prof. Dr. Şinasi Gündüz Kimdir?

- Peygamberlere iman, İslam inanç esasları arasında önemli bir  yer tutuyor. Hıristiyan bir Batılı için peygamberlik anlayışı noktasında durum nedir? Ve peygamberlik anlayışı açısından, var olan farklar dikkate alınmadan Hz. Peygamberin  örnekliği anlatılabilir mi?

Dinleri sınıflarken, peygamber inançlarını temel  alarak 2 kategoriden söz edebiliriz: 1- Peygamberliğe yer veren dinler, 2- Peygamberliğe yer vermeyen dinler. Ki, peygamberliğe yer vermeyen dinlerde de, genellikle  peygamberliğe yer veren dinlerdeki peygamber figürünün karşılığı olan birtakım şahsiyetler olduğunu biliyoruz.

Image

Peygamberliğe yer veren dinler kuşkusuz  İslam-Hıristiyanlık-Yahudilik gibi dinlerdir. Ama, bunların da peygamberlik anlayışları arasında köklü farklılıklar var. Örneğin, Hıristiyanlara göre peygamberler, Kitab-ı Mukaddes'in Eski Ahit dönemi içerisinde yaşamış olan ve Kutsal Ruh aracılığıyla almış oldukları vahyi insanlara aktaran, bu çerçevede insanlara ilahi yasayı öğreten şahsiyetlerdir ve bunların en önemli misyonları, Tanrı'nın  oğlu olan İsa Mesih'in yeryüzüne gelerek, yeryüzünde bedenleşmesini müjdelemektir. Bundan dolayı da Hıristiyanlar Eski Ahit'teki Yeremya kitabı, Danyal kitabı gibi -ki bunların her biri bir Peygambere atfedilir- kitaplardaki ifadeleri irdeleyerek, bu ifadelerden kendi inançlarına göre Tanrı oğlu olan İsa Mesih'in gelişini müjdeleyen ifadeleri çıkarmaya çalışırlar.

Bir de, Hıristiyanlık'ta İsa Mesih'in yeryüzüne geldikten sonraki dönemde, İsa Mesih aracılığıyla ilahi vahyi insanlara aktaran kimseler vardır ki, bu çerçevede örneğin Hıristiyanların havarileri Resul olarak adlandırılırlar. İşte Yeni Ahit'in ilgili bölümüne verilen isim "Resullerin İşleri" ya da "Elçilerin İşleri" bölümüdür ki, o resuller ya da elçiler arasında özellikle "Pavlus" önemli bir yer tutar. Çünkü Pavlus, İsa tarafından meşhur Şam Yolu misyonunda özel amaçla seçilmiş ve Yahudi asıllı olmayan insanlara dini ve İsa Mesih inancını öğretmek amacıyla görevlendirilmiş bir resuldür, bir elçidir.

Dolayısıyla, bizzat havarilerin kendileri de birer resul ve elçi olarak görülür. Ama, Pavlus sonrası dönemde resullük ya da elçilik işi bitmiştir. Çünkü, ondan sonra geçen dönemde, yine tanrısal üçlemenin üçüncü unsuru olan Kutsal Ruh, İsa'nın ikinci kez yeryüzüne gelecek olduğu döneme kadar bizzat faaliyettedir. Ve her insanın kalbine imanı getirmek, ona ahlâkı öğretmek suretiyle insanları kurtuluşa hazırlamaktadır. Yine kilisenin şahsında, Kutsal Ruhun iradesinin her zaman devam edeceğine, onun yeniden tecellî edeceğine inanılır. Böylelikle, önceki dönemlerde peygamberlerin yaptığı şeyi, Kutsal Ruhun bu şekilde devam ettirdiğine, sürdürdüğüne   inanır Hıristiyanlar. 

İslam'daki peygamberlik inancının temelinde ise, peygamberlerin birer resul olmalarının yanı sıra uyarıcı olmaları, birer mübelliğ, önder olmaları; yani sadece vahiy getirip insanlara ileten değil, aynı zamanda onu anlamada, yaşamada ve uygulamada birer örnek, birer mürşit olmaları, bilerek günah işlememeleri vb. birtakım özellikler vardır. Yine İslâm'ın peygamber inancında, Hz. Adem (a.s)'dan Hz. Muhammed (sav)'e kadar gelen bir silsile vardır ve bu silsilede Hz. Muhammed (sav), peygamberlerin sonuncusudur.  Bütün peygamberlerin insanlara ulaştırdığı mesajlar da özü itibariyle aynıdır. Bu ortak mesaj tevhîddir ki tevhîdin 3 temel unsuru vardır; yalnızca Allah'ın ilah olarak kabul edilmesi, O'na hiçbir şeyin ortak kabul edilmemesi ve bir de peygamberlere itaat edilmesi. Hatta peygambere itaat; tevhîd çerçevesinde, peygamberin öngördüğü yaşam modelini, öngördüğü ahlâkı, onun örnekliğini esas alarak ona ittibâ etmektir. Yani bunu Hz. Nuh'ta da, Hz. Hud'da da görmek mümkün. Bütün  peygamberlerin Kur'an'daki  kıssalarına baktığımız zaman mesajlarında hep bu görülüyor.

Tabii ki, Hıristiyanlar Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğini kabul etmiyor. Çünkü, onlara göre Tanrı oğlu olan İsa'nın yeryüzüne yerleştikten sonra, artık peygamberlerin getireceği bir şey yoktur. Ondan sonraki dönemlerde insanlara düşen, sadece İsa'nın tanrılığına inanmaktır.

Bununla birlikte, Hz. Muhammed (sav)'in peygamber olduğunu kabul edenler de var. Mesela bu konuda yazılı bir referansta bulunan Montgomery Watt örnek verilebilir. Montgommery Watt'ın Körfez Savaşı sonrası "Müslümanlar ve Hıristiyanlar" başlıklı makalesini çavirmiştim. Hz. Muhammed (sav) için, "Evet o bana göre de bir peygamberdir. Ama Müslümanların anladığı manada peygamber değil, bizim anladığımız bağlamda peygamber" diyor bu makalede. Yani Kitab-ı Mukaddes bağlamında peygamber. Şimdi bu çok önemli bir nüanstır. Çünkü Kitab-ı Mukaddes bağlamında peygamber, genel anlamda geleceğe yönelik bir şekilde ilahi vahyi, ilham veya sezgi yoluyla edindiği bilgileri insanlara aktaran, ileten, yani apokaliptik bilgileri insanlara sunan şahsiyettir. Bunların insanlara aktardığı her mesajın yüzde yüz doğru olması gerekmez.

Bütün bunları dikkate alacak olursak, kuşkusuz Hz. Muhammed (sav)'in risaletinin, özellikle Batı toplumuna -Yahudi ve Hıristiyan kesimi kastediyorum- anlatılmasında bunları bilmek son derece önemlidir. Hz. Muhammed (sav)'in peygamberliğinden önce, İslam'daki peygamber inancını anlatmak gerekiyor.

-Yani zihnimizdeki peygamberlik kavramının, diğer  dinlere mensup olanların da zihinlerinde ortak karşılığı olduğu yanılgısına düşmemek gerekir.

Tabii..Kesinlikle.. Zaten bu bağlamda anlattığımız zaman, yani peygamberlik nedir, biz bundan neyi kastediyoruz, İslam'da peygamberlik inancı nedir, Hz. Muhammed (sav)'in son peygamber olduğunu anlattığınız zaman, insanlar daha sonra bu inanca bağlı olarak, daha sağlıklı bir şekilde düşünmeye başlarlar. Yani bizim ne dediğimizi daha iyi anlarlar. Çünkü kafalarındaki önyargıyla, "kendi kültürlerinin kendilerine verdiği peygamberlik" inancıyla bizim onlara anlattığımız şeyi düşündükleri zaman çok farklı sonuçlar çıkar ortaya.

-Bu noktada, Hıristiyanlar arasında  farklılıklar  var mı? Hıristiyanların tamamı böyle bakıyor  diyebilir miyiz?

Tabii, bu anlattıklarım Hıristiyanların ortak olarak kabullendikleri bir düşüncedir. Çünkü Hıristiyanlık, malum Yahudiliğin mirasçısı olarak ortaya çıkan bir inanç sistemidir. Ve dolayısıyla da, kendi inançlarını Eski Ahit geleneğinden hareketle  temellendirirler. Baba Tanrı inancını, peygamber inancını veya diğer birtakım inanç esaslarını, mesela ahiret inancı gibi vb. esaslara dayandırıyorlar. Yeni Ahit metinlerini okuduğumuz zaman, sık sık Eski Ahite atıflar vardır. Farklı Hıristiyan mezhepleri arasında, birtakım görüş farkları olduğunu biliyoruz. Fakat peygamberlik inancı konusunda, en azından ana gövdede Hıristiyanlığı ele alacak olursak -Katolikler, Ortodokslar ve Protestanlar - esasında bunlar arasında bir farklılık söz konusu değil.

-Hz. İsa'nın öğretisinde de ahlâkî konularda daha duyarlı bir toplum yetiştirme ve ahlâkî yozlaşmaya karşı bir itiraz olduğunu biliyoruz. Bugün Hıristiyan dünyası bunu neden dikkate almıyor?

Image

Bu, gerçekten çok köklü bir soru Batı dünyası için. Yani Hıristiyanlık ne kadar Hz. İsa'yı model alıyor? Hıristiyanlığın en önemli handikaplarından bir tanesidir bu. Hz. İsa'nın mesajına baktığımız zaman, mesela zulme karşı çıkma vardır, ahlâksızlığa ve  toplumun içerisindeki şiddete karşı çıkma vardır. En azından, İsa'nın bu konuda şu anda da Hıristiyanlığın kutsal metinlerinde yer alan birçok söylemi var.

Fakat bugün Hıristiyanlar, özellikle de Batı dünyası - Avrupa ve Amerika'yı kastediyorum- İsa'yı ne kadar izliyor ve ne kadar Hıristiyan'dır; bu da bence son derece tartışılır bir konudur. Batı'nın Hıristiyan olduğunu zannederiz. Oysa bu doğru değil. Mesela Avrupa Hıristiyan değil, pagan bir toplumdur. İnsanlar Hıristiyan mirasından hareketle isimler taşırlar. Yani insanlar kültürel olarak Hıristiyan bir arka plana sahip olmakla birlikte, yaşam ve hayat felsefesi olarak kesinlikle Hıristiyan değillerdir. Hıristiyanlık, ahlâkî açıdan onların hayatına sirayet etmiyor. Seküler bir yaşantı daha yaygındır ve dikkat ederseniz mesela Papa da Batı'daki seküler ahlâktan rahatsızdır. 

Kuzey Amerika'ya baktığımız zaman, biraz daha dindar olduğunu söylemek mümkün Avrupa'ya göre. ABD ve Kanada'nın dindarlığının birtakım tarihsel nedenleri var.  Çünkü Püriten hareket Amerika'nın, özellikle Kuzey Amerika'nın Batılı yerleşimciler tarafından işgal edilmesinde ve oralarda beyaz bir toplum oluşmasında çok önemli bir rol oynamıştır. Çünkü Püritenizm Hıristiyanlık'ta aslî, yani ilk dönem Hıristiyanlığına dönüş söylemiyle ortaya çıkan temizlenmeci ve arınmacı bir Protestan akımıdır, fanatik bir akımdır. Amerikan toplumunda etkisi vardır.

Ama bununla birlikte, mesela şöyle bir soru sorsak kendi kendimize, bütün buna rağmen, Amerika sözgelimi Ortadoğu'da ya da Afganistan gibi bölgelerde başvurduğu şiddeti Hıristiyanlığın neresine sığdırıyor? Yani bu, gerçekten Batı'da da, Hıristiyanlıkta da çokça tartışılan bir konudur. Ama yapılan şey şudur: Burada Hıristiyan ahlâkını yorumlayarak, mesela Hıristiyanlık tarihinde haklı bir savaş kuramı çıkarılmıştır. "Haklı  savaş" kuramı şudur: "Bir şerri def etmek, daha iyi bir gelecek kurmak için şu anda bazı masumların katledilmesi caizdir".

-Bazı siyasi taleplerin meşrulaştırılması için dinlerin varlığına ihtiyaç duyulduğunu söyleyebilir miyiz?

 Evet. Örneğin uygunsuz evlilikler, bazı ülkelerde -Hollanda gibi yerlerde- yasal hale getirildi ya da getiriliyor. Oysa bu konudaki Hıristiyan ahlakına baktığız zaman, kesinlikle bunun kabul edilemez bir şey olduğunu görürsünüz. Bundan dolayı, Kilise bununla yıllar yılı mücadele etmiştir. Ama, şu anda Batı'da eşcinsel kiliseler ortaya çıkmıştır. Eşcinsellik, muhafazakar diyebileceğimiz birçok kesimde bile şöyle yorumlanmaktadır artık: Dinin temeli nedir? Sevgi. Tanrı, sevgi tanrısıdır. Dinin özü de sevgidir. Çünkü kurtuluşun yolu İsa'ya iman ve sevgidir. Dolayısıyla ha bir kadın bir erkeği sevmiş, ha bir erkek bir erkeği sevmiş, ya da bir kadın bir kadını sevmiş. Burada dehşet bir yorum, bir tevil var ve bu mevcut durumu esas alarak Hıristiyan ahlakını yönlendirme var. Yapılan şey bu.

-Bu durumda aynı dine mensup olmasalar  da, aynı ahlaki duyarlılığı taşıyan insanlar, diyalog kanallarını güçlendirerek birlikte hareket edebilir mi?

 Diyalog konusunda savunduğum şey şudur: Diyalog, kesinlikle dinlerin telifi değildir. Veya dinlerin birbirine yakınlaştırılması değildir. Veya cedel (tartışma) değildir. Çünkü cedel ayrı bir şeydir. Dinî birtakım teolojik konularda, kelâmî konularda tartışmak diyalog değildir. Diyalog insanların birbirlerini tanıyıp anlamlarıdır. Ve önyargıların ortadan kalkmasıdır. Yani karşımızdakini tanıma, kendimizi ona anlatma -bu aynı zamanda tebliğdir biliyorsunuz- diyalogun önemli bir ayağıdır. Ama, bunu tamamlayan bir diğer ayağı da şudur: Ahlâkî temellere dayalı olarak, insanların ortak sorun olarak yüz yüze kaldıkları sıkıntılara karşı mücadele etmenin yollarını aramalarıdır. Yani ortak aklı üretmedir.

 Bugün, hemen her alanda savaşlar var, istilalar, açlık ve kıtlık, eğitimsizlik, dünyanın dört bir tarafında ortaya çıkan fırsat eşitsizlikleri var, değil mi? İşte bunlara karşı ortak akıl üretmektir diyalog. Peki ama ne yapılabilir; ya da ne yapabiliriz? Sadece aklı üretmekte değil, aynı zamanda ortak eylemde bulunmaktır. Ortak ses vermektir. Asıl diyalog da budur zaten. Bu bağlamda, sadece Hıristiyanların değil, gerek Batı dünyasının ve gerekse Doğu dünyasıyla  Müslümanların bir araya gelip yapabilecekleri  birçok şeyin olduğu kesindir. Ve bu çerçevede dünyada, mesela Hıristiyan camiası içerisinde, bazı akımlar var. Bunlardan bir tanesi, mesela Latin Amerika'da, Orta ve Güney Amerika'da bazı Katolik ilahiyatçılar arasında 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren geliştirilen bir kurtuluş teorisi, yani "Teoloji Of Liberation" dediğimiz bir akım vardır ve bu akımın temel tezi şudur: İnsanlara Tanrı'nın ve İsa'nın anlatılması salt teolojik kavramlarla, söylemlerle olmaz. İnsanlara sen İsa'yı nasıl anlatabilirsin; Açlığa karşı savaş vererek, işgallere, istilalara, şiddete ve uyuşturucuya karşı mücadele ederek, baskılara karşı çıkarak... İşte bu yönde, birtakım şeylere karşı çıkan bir anlayış, bir teolojik akım oluşturmuşlardır. İşte bu teolojik akım ve oluşumu Müslümanların İslam tarihindeki farklılık pratiğine bakarak karşılaştırdığınızda, çatışan bir anlayışta değildirler.

Hz. Peygamberin bir hadisini hatırlıyorum. Der ki; "Dinin koruma altına  aldığı 5 temel ilke vardır. Yani dinin amacı bu 5 şeydir. Nedir bunlar: Dini, malı, nesli, aklı ve canı korumak. Tabii canı korumak ilk sırada geliyor. İşte bu 5 şeye baktığımız zaman, insanın yaşam hakkı, düşünce hakkı, inanç hakkı, mal-mülk edinme hakkı, aile kurma ve çocuk edinme hakkını İslam kutsal sayıyor. Sadece Müslümanlar için değil; evrensel anlamda herkes için. Dolayısıyla bu şu anlama geliyor; Müslümanlar bu 5 temel kutsalı savunma, bunun mücadelesini verme anlamında bütün dünya insanlarıyla işbirliği yapabilir. Onlarla bir araya gelebilir. Yani bu bir ortak payda, ortak bir zemindir. Dünyanın neresinde yaşam hakkına bir tecavüz varsa, Müslüman orda taraftır. Kimin tarafındadır; tabii ki mağdurun tarafındadır. Veya bir inanç özgürlüğüne, insanların birtakım aile kurma özgürlüğüne-iffetine bir müdahale varsa Müslüman orda taraftır. Dolayısıyla biz bu yönüyle düşündüğümüzde, tabii ki diyalogun temelini oluşturan, aslında etik temeller üzerine bir araya gelerek insanların ne yapabileceklerini ortaya koymaları. Ama mevcut diyalog sürecinde, bu maalesef çok daha geri planda kalıyor.

-Dinler arası diyalog çabalarını bu bahsettiğiniz anlamda diğer din mensupları uyguluyorlar mı? Yani bu konudaki tavırları nedir?

Dinler arası diyalog konusunda, özellikle 20. yüzyılın son 20 yılına, yani kabaca 30 yıllık bir sürece baktığımızda iki ana akım var Batı dünyasında. Bunlardan birincisi ve Kilisenin, özellikle Katolik kilisesinin başı çektiği ve Protestanlarla Evangelistlerin destek verdiği bir anlayıştır ki, bu anlayış, diyalogu Hıristiyanlığın misyonerlik faaliyetleri çerçevesinde bir etkinlik olarak görüyor. Nitekim bu çerçevede, Kilisede özellikle son Papa 16. Benedictus'un Papa olmasından sonra bunun ciddi olarak sorgulandığını da biliyoruz. Hatta Benedictus, özellikle Venedik şubesini daha alt bir kurum halinde, geride  kurguladı; diyaloga biraz daha az yer verdi. Kilise içerisinden de bu defa ciddi birtakım eleştiriler aldı.

İkinci diyalog anlayışı da, daha ziyade seküler temeller üzerine kurulu olan ve plüralist bir söylemi esas alan bir anlayıştır. Bu da seküler camia tarafından dillendiriliyor. Bu diyalog anlayışında da şu var: Herkes tabiri caizse -bütün inançlar da dahil- önyargılarını bir tarafa bıraksın, özellikle hakikat ve haklılık konusundaki, kurtuluş konusundaki düşüncelerini bir tarafa bıraksın, herkes birbirinden öğrenebileceği -hakikat anlayışı da dahil olmak üzere- birtakım şeyler olduğu konusunda bir araya gelsinler ve konuşsunlar. Tabii burada bireysel dindarlığın ciddi anlamda sıkıntıya düştüğü, dini hakikat ya da kurtuluş iddiaları söyleminin dejenere edildiği bir anlayış da öngörülüyor. Bu da daha ziyade seküler çevrenin dayattığı bir diyalog anlayışı.

Bu iki anlayış dışında bizim kendi diyalog anlayışımızın da aslında 3 temel ayağı vardır.  Birincisi, karşıdakini önyargısız bir şekilde tanımak, sadece tanımak değil anlamak aynı zamanda. Çünkü tanımak ayrı bir şey, anlama ayrı bir şey. Yani bir bakıma empati yapmak. İkincisi kendimizi tanıtıp anlatmak. Ve  önyargıları ortadan kaldırmak.

Diyalogun 3. önemli ayağı da, az önce ifade ettiğimiz ortak birtakım sıkıntı ve problemlere karşı ortak akıl üretmek. Bu da, diyalogun ayrılmaz bir parçasıdır. Kur'an-ı Kerim'e de baktığımız zaman, Cenab-ı Hakk insanları niçin "farklı milletler, kabileler halinde yarattık" ifadesinde o niçini bir bir anlatıyor. "Birbirinizi tanıyasınız diye" değil mi? Tearuf diyor. Tanışma yani. Tanışma da öyle sen kimsin ben kimim değil, buradaki birbirini tanıma ve anlamadır.

 Farklılıklar, kuşkusuz Allah'ın kudretinin, iradesinin ve ilminin bir eseridir. Onun dışında bir şey hasıl olmamış, bir şey yaratılmamıştır. Bu bütün farklılıkların yasal olduğu, caiz olduğu ve doğru olduğu anlamına gelmiyor; bir şekilde farklılıklara karşı kuşkusuz biz doğruyu, inandığımız değerleri anlatmakla yükümlüyüz. Ama bunları yaparken de onları anlamak ve tanımak zorundayız. Bu da işte ancak diyalogla mümkündür.

Tarih boyunca, bütün farklılıklar bir şekilde Müslümanların içerisinde belirli bir hukukla  -işte o 5 temel hakkı koruma altına almakla-  yaşama hakkı bulmuşlar. Yani, İslam böyle bir model üretmiş aslında. Dolayısıyla, az önce ifade ettiğim 3 ayaklı diyalog anlayışı nevzuhur bir şey değil yani. Farklılıklarla birlikte yaşama diyebiliriz buna ve bu konuda dünyaya öğreteceğimiz çok şey var aslında.

-İlahi kaynaklı dinlerin varlığının yanısıra dünyada yeni dinler ortaya çıkmaya başladı.  Yeni dinî hareketler yayılmak, taraftar bulmak için hangi araçları kullanıyorlar? Yayılma teknikleri hakkında bizlere bilgi verir misiniz?

Yeni dinî akımların temel özellikleri, aslında bunların yayılma yöntemleri açısından bize ipuçları veriyor. Genel olarak baktığımız zaman, mesela bu akımların tamamı kişi ya da şahıs merkezlidir. Dahası, bu akımların tamamı mevcut dinî geleneklere karşı tepkisel akımlardır. Mesela yaygın dinî gelenekleri -bu İslam olabilir, Hıristiyanlık olabilir- baskıcılıkla ve despotizmle suçlarlar. Tek tipçilikle suçlarlar. Dolayısıyla bir anarşizm, bir başkaldırı bunların ruhunda vardır.

Bunların önemli bir kesimi gizemcidir. Gizemciliği esas alırlar. Bu, uzayla ilgili olabilir, doğayla ilgili olabilir -pagan geleneklerinde olduğu gibi- veya ruhçu bir düzeyde olabilir. Bunların yine önemli bir kesimi 1000 yılcı hareketlerdir. 1000 yılcı ve Mesihçi hareketlerdir. Bir kurtarıcı fikri üzerine yoğunlaşırlar ve bir "altın çağ" beklentisi içerisindedirler. Yine bunların önemli bir özelliği, elden geldiğince çok liberal bir etik ahlak savunurlar. Mesela neopagan akımların birçoğunun temel ilkesi şudur: "Başkasına zarar vermiyorsa her şey caizdir. Her şey meşrudur."

İşte, bütün bu özellikleri dikkate aldığınız zaman, bunların yayılma teknikleri şu şekilde oluşuyor. Bunlar, insanların inanç zaaflarını kullanıyorlar bütün toplumlarda. Özellikle inanç zaafının ayyuka çıktığı Rusya gibi, Polonya gibi, Batı Avrupa gibi yerlerde veya ABD'nin bazı eyaletlerinde  bunlar daha bir yayılma temayülüne giriyorlar.

İkincisi, bunlar insanlara doğayla bütünleşme ve çevreci bir söylemden bahsederler.  Çünkü, bu neopagan akımların doğaya yönelik gizemci düşünceleri, doğanın kendinde kutsal bir ruh taşıdığı, dolayısıyla bu kutsal ruhla uyum içerisinde olmak gerektiği, doğayla bütünleşme ya da doğayla bir arada yaşamak fikri,  tabii günümüzün insanlarına cazip geliyor. Bundan başka, mesela internet yoğun bir şekilde kullanılıyor. Müzik yine öyle... İletişim mekanizması olarak  sinema, müzik gibi şeyler sürekli  kullanılıyor.

- Hayatımızın bir parçası haline gelen internet üzerinden yapılan yayınlarla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

İnternet hem üretilen bilginin paylaşılması açısından, hem de bilgiye ulaşılma açısından bugün dünyada en sık başvurulan bir kaynaktır. Yazılı ve görsel medyada, kitaptan ve her şeyden daha çok günlük yaşantımıza girdi. Öyle ki mesela geleneksel posta, mektuplaşma gibi şeylerin tamamı çöpe atıldı. Şimdi bütün bunların yerini elektronik postalar aldı. Yine, her insan dünyanın neresinde olursa olsun, internette kendisini ifade imkanı buldu. Herkes kendi özel sitelerini açıyor. Kendi özel tartışma sitelerini açıyor. Kendi fikrini saçma olsun olmasın, doğru olsun olmasın bir şekilde tartışmaya açıyor ve dünyanın en ücra yerlerindeki insanlara ulaştırıyor.

İnternet, üretilen bilginin bugün dünyanın neresinde olursa olsun bütün insanlara ulaştığı bir kaynaktır. Bundan dolayı da, dünyanın dört bir tarafında hem Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler gibi ana gövde dini grup mensupları, hem de her türlü cemaat interneti yaygın bir şekilde kullanıyor. Dolayısıyla, internet son derece önemli bir araçtır kullanan açısından. Bilgiye ulaşmada da bu böyle..

Şimdi, bilgiye ulaşmada, örneğin biz önceden yüksek lisans ve doktora yapan öğrencilere çalışmaları için belirli konular verdiğimizde, gelen ilk itirazlardan bir tanesi şuydu: "Hocam ben nasıl kaynak bulacağım." Öğrenci özellikle taşrada bir yerde ise, kaynak bulmak için İstanbul'a taşınırdı, Ankara'ya taşınırdı. Daha olmazsa, yurtdışından böyle koliler dolusu fotokopiler getirtmeye çalışırdı. Ama şu anda öğrencilerime diyorum ki; bahane yok artık. Çünkü, dünyanın her yerindeki bütün kaynaklara ulaşabiliyorsunuz. Milyonlarca kitap bizzat internette. Artı, bu işi ticari amaçla yapan bir sürü internet sitesi var. Mesela, aylık 10 ya da 20 dolar gibi bir ücret ödüyorsunuz, dünyanın en gelişmiş kütüphanelerine mesela New York'taki bir kütüphaneye abone oluyorsunuz ve o kütüphanedeki bütün kaynakları internetten okuyabiliyorsunuz. Şimdi müthiş bir kaynak bu.

Onu bırakın, artık arama motorlarıyla tabiri caizse bilinmedik bir şey kalmadı. Hatta bunun kötü bir yönü de var; internet alimleri çıktı piyasaya. İnternet alimleri, online alimler. Şöyle ki, insanlar artık hiç araştırmadan, diyelim ki bir konuda kitap ya da makale yazacak, hemen google'dan, yahoo'dan tarıyor, 10-15 tanesini okuyup anladığını yazıyor. Her türlü imkân istismara açık olabiliyor.

Bütün bunlar bir tarafa, kullanıcı açısından internet çok önemli bir kaynaktır. Bundan dolayı da ben şöyle görüyorum; mesela sizin öncülüğünüzde kurulan sonpeygamber.info sitesinin gerçekten son derece geç kalmış, ama şu an itibariyle de son derece önemli bir hizmet olduğunu düşünüyorum. İşte İngilizce, Rusça, Türkçe sayfalarla, ya da en azından bu dillerle konuşan milyarlarca insana bunun ulaşması mümkün hale geliyor. Yani insanlar bir şekilde, kafalarındaki önyargıları buradan giderme yoluna gidebiliyorlar.

-İnternet üzerinden kaynağa ulaşmak mümkün, ama kaynağın sıhhati konusunda birtakım problemler olabiliyor. Bu konuda önerileriniz neler?

Belirli alanlarda aklı başında insanların, gerçekten bu işi ciddiye alan insanların oluşturacakları birtakım sitelerle, insanlara doğru bilginin verilmesi sağlanabilir.

Şimdi size bir siteden bahsedeceğim. Wikipedia diye online bir ansiklopedi var biliyorsunuz. Hemen hemen 30-40 dilde yayın yapıyor. Bu ansiklopedinin bir özelliği şu; internet kullanıcısı olan herkes oraya madde yazabiliyor. Bir maddeyi siz girip gözden geçirebiliyorsanız, yeniden yazabiliyorsanız bu aslında bilgi kirlenmesini de beraberinde getiriyor. Ama bir şekilde -tabii ben nasıl çalıştığını bilmiyorum- bu moderatörler, eğer bu site  hassas bir moderatör ya da moderatör grubu tarafından yönetiliyorsa-  kendisine gelen bilgileri süzerek, bunların doğrusunu yanlıştan ayırt ederek daha yetkin bilgilerle donatabilir, ya da donatması gerekir.

Bu konuda ben şunu düşünüyorum; bizim hemen her alanda -sadece Hz. Peygamberle ilgili alanda değil- yetkin kişiler tarafından bu tarz örnek çalışmalar yapıp insanların hizmetine sunmamız gerekir. Onun ötesinde bazılarını yasaklamanız mümkün değil. Dediğim gibi, insanlar birtakım abuk sabuk siteler kurabiliyorlar, bunu da yayınlayabiliyorlar. Ve bu konuda bilgi arayan insanlar, bazen çok yalan yanlış şeyleri oradan okuma durumunda kalıyorlar. Fakat biz alternatifleri çoğaltabilirsek, insanlar en azından o yanlışın yanısıra doğrusunu da bulursa, tabii ki doğruyla yanlışı yan yana getirdiğinde, aradaki açık fark insanların daha doğru bilgiye yönelmelerine imkan sağlayacaktır.

-Bu kadar etkili bir aracın karşısında olmak yerine, daha doğru  bilginin yer aldığı bir  platforma dönüştürmek mi gerekir?

Kuşkusuz...Tabii bu konuda Müslümanların da epey bir mesafe aldıklarını düşünüyorum. 80'li yılların ortalarından itibaren dindar ve muhafazakâr kesim, TV, sinema ve diğer iletişim araçlarının ne kadar önemli olduğunu anladı. İnterneti yasaklamak, ondan uzak kalmak artık mümkün değil. Tabii, internet iki ucu keskin bıçağa benziyor. Özellikle çocuklarımız için söylüyorum bunu. İyi bir yönlendirme yapılmadığı zaman, faydadan çok zarar da getirebilir. Şöyle ki, örneğin internetin içerisinde pornoya, suça, cinayete kadar bir sürü kötülüğü de görebiliyorsunuz. Ama çocuklarımız eğitilerek, kamuoyu eğitilerek, doğruya yönlendirilerek internetin olumsuz değil de olumlu yönü ortaya çıkarılabilir. Ki bu çerçevede dünya genelinde yapılan istatistiklere bakıldığında, internetin suç ya da olumsuzluk anlamında kullanılmasının çok az bir sınırın altında olduğunu, daha çok olumlu bir şekilde kullanıldığını  görüyoruz.

-Hocam, son olarak özellikle sonpeygamber.info için  daha geniş kitlelere ulaşma noktasında neler söyleyebilirsiniz?

Rusça ve İngilizce olması tabii çok çok önemli bir şey. Özellikle İngilizce olması, İngilizce konuşan bütün dünyaya hitap etmesi anlamına geliyor.

Almanca ve Arapça çok önemli. Arapça'yı ihmal etmemek lazım. Yani bizde şöyle bir anlayış var: Araplar zaten Müslüman. Ama burada Müslüman olmaları ya da olmamaları hiç önemli değil. Önemli olan geniş bir kesime hitap etmektir. Onların katılımını da sağlamaktır. Bakın bu tarz hizmetlerin şöyle bir faydası da var: İnsanlar için model oluşturuyor. Yani siz bir şey yapıyorsunuz; mesela Fas'ta bunu biri görüp kendisi de benzer bir şey yapmak isteyebilir. Böylece birçok benzeri hizmete de kapı aralamış oluyorsunuz. Mutlaka bunun Arapça'ya da çevrilmesi, hatta mümkünse İspanyolca'ya. Çünkü bütün Batı Amerika'da  -Portekizce konuşulan bölgeler de var ama- İspanyolca yaygın. Orta Amerika'da ve  ABD'nin güney kıyılarında da İspanyolca yaygın.

Şimdi bu farklı dillerden, farklı kişiliklere hitap etmek mümkün olabilir. Sitenin genel olarak yapısı oldukça güzel. Yani tartışma ve forum konuları, soru-cevap kısımları oldukça güzel devam ediyor. Ben bunu çok hayırlı işlem olarak görüyorum, her zaman da takdirlerimi ifade ediyorum.

- Teşekkür ediyoruz hocam.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.