Sonpeygamber.info
Denemeler
 

"Sünnet"i Doğru Anlamak

Yaşayan Kur'an" olarak da adlandırılan Hz. Peygamberin "en güzel örnek" olduğunu, ona ittibâ edilmesi gerektiğini haber veren Yüce Allah'tır. Onu kendisine rehber edinmek isteyen insanlara düşen en önemli vazife; onu lâyık-ı vechile tanımak ve onun uygulamalarındaki maksadı doğru kavramaktır. Sünnet; şekle ve lafza takılmayı terk edip, işin özüne ve ruhuna inmektir. Hz. Peygamberin uygulamalarının arkasındaki niyeti ve maksadı doğru kavramaktır.

Yaşayan Kur'an" olarak da adlandırılan Hz. Peygamberin "en güzel örnek"(1) olduğunu, ona ittibâ edilmesi gerektiğini haber veren Yüce Allah'tır.(2) Hal böyleyken onu kendisine rehber edinmek isteyen insanlara düşen en önemli vazife; onu lâyık-ı vechile tanımak ve onun uygulamalarındaki maksadı doğru kavramaktır. Onun "bir insan peygamber"(3) olduğu gerçeğini göz ardı etmemektir. Onu aşırı derecede yüceltmek suretiyle örnek alınma konumundan uzaklaştırmamaktır. Bütün insanlığı onun getirdiği en büyük mucize olan Kur'an-ı Kerim'e çağırmaktır.Günümüzde bütün dünyada Müslümanların en çok üzerinde durması gereken konulardan biri de, Hz. Peygamberin Sünnet'inin nasıl anlaşıldığı ve uygulandığı hususudur.

"Hz. Peygamberin Sünnet'i denilince ne anlaşılmaktadır?" ve "ne anlaşılmalıdır?" hususlarının doğru değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira bu soruların cevapları ortaya konulduğunda pek çok konuda bir takım hatalar yapıldığı fark edilebilecektir. Kanaatimizce sünnet; şekle ve lafza takılmayı terk edip, işin özüne ve ruhuna inmektir. Hz. Peygamberin uygulamalarının arkasındaki niyeti ve maksadı doğru kavramaktır.

Bunu iki misalle açıklamaya çalışacak olursak şunları söyleyebiliriz. Hz. Peygamberin misvak kullanmasındaki amaç; ağız ve diş sağlığıdır. Günümüzde bu temizlik diş fırçası ve macun ile yapılıyorsa Hz. Peygamberin maksadı anlaşılmış ve Sünnet gerçekleştirilmiş demektir. Yok eğer bazı kimseler hâlâ diş fırçasını ve macunu bid'at, misvak kullanmayı Sünnet olarak görüyorlarsa, onların Sünnet'i gerçek manada anladıklarını söyleyebilmemiz zor görünmektedir.

"Bizim Sünneti koruyan zevât-ı kirâmımızın (!) ekserisi, çeşitli tembellik ve fütûr ile kılınan öğle namazının dört rekat Sünnetini, acele bir işi sebebiyle terk eden adamı, "Sünneti terk ettin!" diye uyarmak suretiyle başına kıyameti kopartırlar. Cânım efendim, arz edilen şekillerdeki gibi kılınan dört rekat namaz mıdır Sünnet? Yâhut bıyıklarını ziyadece keserek dudaklarının kırmızılığını meydana çıkarmak? Ya da sakalını bir tutam uzatarak Sünnete uyduğunu halka göstermek midir Sünnet? Veya belinde ya da cebinde veya elbisesinin cebindeki misvakıyla takvâ fürûşluk yapmak mıdır Sünnet? Ah Sünnet! Ah Sünnet! Lütfedilsin kütüb-i sünen ve ehâdîs karıştırılsın. (O zaman) bütün cemaat-i müslimîni hey'et-i mecmuasıyla (Müslüman toplumun tamamını) selâmet-i dareyne ulaştırıp, iki cihanda hedefe ulaştıracak ve onu olgunluk mertebesine yükseltecek sünen-i seniyyenin haddi hesabının çok olduğu görülür."Aynı şekilde ezanın uzak yerlere ulaştırılması Sünnet'tir. Bunu sağlamak için minareye veya yüksek yerlere çıkmak ise Sünnet değildir. Amaç ezanı en uzaktaki insanı duyurmaktır. Günümüzde bu problem mikrofon ve hoparlör tertibatı ile sağlanıyor ve ezan en uzağa ulaştırılıyorsa Sünnet gerçekleştiriliyor demektir. Bütün bunlara rağmen hâlâ bazıları minareye çıkmayı ve mikrofonsuz ezan okumayı Sünnet sayıyorlarsa bunların Sünnet'i gerçek manada kavrayabildiklerini ifade etmemiz mümkün görünmemektedir. Zira o günün şartlarında ağız temizliği misvak ile sağlanmış, ezan da yüksek bir yerden okunmuştur ki bu doğrudur. O dönemin şartları gereği bu böyledir ve burada yadırganacak bir yön de bulunmamaktadır. Ayrıca şunu da ilave edelim ki, bazıları hâlâ bu uygulamalarını devam ettirebilirler. Misvakla dişlerini temizleyebilirler, yüksek bir yerden mikrofonsuz ezan okuyabilirler. Bu da normaldir ve yadırganacak tarafı yoktur. Ancak bu kimselerin "Sünnet budur" diye dayatma yapmaları ise kesinlikle yanlıştır. Böyle bir iddia Hz. Peygamberin doğru anlaşılmadığının bir delilidir. Bunu da ifade etmemiz gerekmektedir. Nitekim bundan yaklaşık 150 yıl önce yazılan şu satırlar Müslümanların Sünnet anlayışı hakkında bir fikir vermektedir. 19. yüzyılda Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan ve eleştirel bir bakış açısıyla problemlere yaklaşan Mehmed Arif Bey'in (1845-1897) yazdıkları bahsettiğimiz gerçeğe ışık tutmaktadır.

"Acaba bunlar niçin iltizam olunmuyor ve o kadar Sünneti ve belki farzları terk eden ne sebeple uyarılmıyor? Meselâ halka kerem ve rahm göstermek (merhametli ve yumuşak olmak) Sünnet; kimsenin elindeki şeye göz dikmemek Sünnet; kelâm-ı hakkı (doğru sözü) her yerde söylemek Sünnet; yağcılık yapmamak Sünnet; Müslümanları birbirine sevdirip bir din kardeşliğinin fiilen gerçekleşmesine çalışmak Sünnet; hatır gönül kırmamak Sünnet; hak işte ve söz de kınayanın kınamasından korkmamak Sünnet; mütebessim (güler yüzlü) ve tatlı dilli olmak Sünnet; her işi iyi yapmak Sünnet; bir cemiyete girdiğinde özel bir yer aramayıp rast geldiği ve açık gördüğü yere oturmak, kimsenin ayağa kalkmamasını beklememek Sünnet; ihvânını ziyaret, hasta iseler ziyaret etmek Sünnet, Sünnet, Sünnet!!!"(4)

Dünyanın bilgeliğini, düzgün bir hayat yaşamayı ve bütün faziletleri kazanmak isteyen bir kimsenin örneği Hz. Muhammed Mustafa'dır. O, hayırda en ileride olan, ahlâkı övülen, faziletleri kendisinde toplayan ve her türlü kusurdan arınmış bulunan, bütün insanlık için örnek bir şahsiyettir. Onu gerçek anlamda seven ise onun ilkelerini hayatına tatbik eden, onun yolundan giden ve her yönüyle onun gibi olmaya çalışan kimsedir.
 
HZ. PEYGAMBER'İN KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

Görüldüğü üzere 1,5 asır önce yazılan satırlar tazeliğini hâlâ korumakta ve geçmişten günümüze Müslümanların çoğunluğunun Sünnet anlayışı hakkında da bir fikir vermektedir. Burada şunu ifade edelim ki hâlâ aynı anlayışların devam ettiriliyor olması gerçekten düşündürücüdür. Öyleyse mü'minlere düşen vazife, Hz. Peygamberi doğru anlamaktır. Kur'an'ın bize model olarak gösterdiği Hz. Peygamberin özelliklerini gücü nispetinde kendi şahsında toplamak, onun gibi ilkeli, kararlı, tutarlı ve dürüst olmaktır. İşte bu takdirde Sünnet daha doğru anlaşılabilecektir. Bunu bir an önce gerçekleştirmeye ise her zamankinden daha çok bugün ihtiyacımız olduğu ortadadır.

Hz. Peygamberi daha doğru tanıyabilmemiz için onun bazı kişilik özelliklerini hatırlamamız yerinde olacaktır. Şöyle ki;

Hz. Muhammed (sav); hayatı boyunca sadece gerçeği söylemiş ve söylediklerini de harfiyen yaşamıştır.

Hz. Muhammed (sav); daima tatlı dilli, güler yüzlü ve hoşgörülü olmuş, sözlerinin saygı ile dinlenilmesini sağlamıştır.

Hz. Muhammed (sav); temizliğe ve sadeliğe önem vermiş, giyim ve kuşamıyla çevresindekilere örnek olmuştur. Lüks ve ihtişamdan kaçınmış, gösteriş yapmayı yasaklamıştır.

Hz. Muhammed (sav); yemeğe besmele ile başlamış, sağ elini kullanmış ve tıka basa doymadan sofradan kalmıştır. Yemekten önce ve sonra ellerini yıkamış, sağlığa zararlı şeyleri yiyip içmemiştir. Yemek yerken sofra adabına uymuş ve etrafındakileri de nezaketle uyarmıştır.

Hz. Muhammed (sav); geçici sıkıntıları tasa etmemiş, hayata daima gerçekçi ve iyimser bir gözle bakılmasını öğütlemiş, her zaman Allah'a yönelmeyi tavsiye etmiştir.

Hz. Muhammed (sav); insanlara kanaatkar olmayı öğretmiş, kimseyi incitmemiş, kendisine düşmanlık edenlerin bile iyiliğini istemiştir. İnsanların kusurlarını yüzlerine vurmamış, isim vermeden tenkit etmiştir.

Hz. Muhammed (sav); sürekli herkese iyilik yapmış, açlık sıkıntısı çekmiş, Allah'ın rızasını kazanmak için bütün çilelere katlanmış ama asla şikayet etmemiştir.

Hz. Muhammed (sav); adaleti titizlikle korumuş, insanlara makamlarına göre muamele etmeyi doğru bulmamış, fakir, kimsesiz, hasta, özürlü ve yetimlere daha fazla ilgi göstermiştir.

Hz. Muhammed (sav); kibirden nefret etmiş, kimseye karşı büyüklük taslamamıştır. Ancak hakikati inkara şartlanmış olanlar karşısında da asla ezilip büzülmemiş, hakkı ve doğruyu sonuna kadar savunmuş, hedeflerini bir bir gerçekleştirmiş ve asla ümitsizliğe kapılmamıştır.

Hz. Muhammed (sav); otoritesini zorlama tedbirlerle değil sevgiyle yerleştirmiş, dalkavukluktan ve yağcılıktan da hoşlanmamıştır.

Hz. Muhammed (sav); meclislerde boş bulduğu yere oturmuş, kendisinin aşırı derecede yüceltilmesini asla onaylamamıştır. O, hayatta iken Yahûdî ve Hıristiyanların düştüğü bu yanlışı görerek sahâbîlerini önceden uyarmıştır.(5)

Hz. Muhammed (sav); halkın arasına katılmış, komşularını, dostlarını ve hastaları ziyaret etmiş, Müslümanların acı ve tatlı günlerini onlarla paylaşmıştır.

Hz. Muhammed (sav); kendisinin de diğer insanlar gibi bir insan olduğunu, sadece Allah'ın koruması ile hata ve günahtan kurtulabileceğini, hiçbir kaygıya kapılmadan samimiyetle ifade etmiştir.

Hz. Muhammed (sav); eşlerine saygı göstermiş, haklarına riayet etmiş, gece ibadet etmek istediği zaman bile eşinden izin alma inceliğini göstermiştir.

Hz. Muhammed (sav); aile bireyleri ile şakalaşmış, aile içi tatsızlıkları anlayışla karşılamış, kusurları affetmiş, ikazlarını incitmeden ve medenice yapmıştır.

Hz. Muhammed (sav); bir ömür boyu doğruluk çizgisinden asla sapmamıştır. İyilik yolunda sebat göstermiş, sık sık tövbe ve istiğfar yapmış, ahlakını güzelleştirmesi için Allah'a bolca dua etmiştir.

Hz. Muhammed (sav); bütün ömrü boyunca erdemli bir hayat yaşamaya kendini adadığı için insanların en seçkini olmuş, Yüce Allah tarafından da "en güzel örnek" olarak takdim edilmiştir.

Hz. Muhammed (sav); inanmadığı ve yaşamadığı hiçbir şeyi söylememiştir. Onun kendisiyle çeliştiği tek bir örneğe rastlanmamıştır. Düşmanları bile onun bu hakkını teslim etmişlerdir.

Hz. Muhammed (sav); insanlığa evrensel ahlak ilkelerini getirmiş, herkesin sorunlarıyla içtenlikle ilgilenmiş, kendisine küstahça davrananlara bile insanca muamele etmiştir.

Hz. Muhammed (sav); İslam'a davet ettiği insanlara ahiret kurtuluşundan başka hiçbir peşin çıkar vaad etmemiştir. Aksine bu yolun uzun, çetin ve çileli olduğunu önceden haber vermiştir.

Hz. Muhammed (sav); saygınlığını zor kullanarak değil, getirdiği ilâhî prensipler doğrultusunda yaşadığı erdemli bir hayat sonucu kazanmıştır. Onu sevenler de gönülden sevmişlerdir.

Hz. Muhammed (sav); her fırsatta alçak gönüllü, kinden uzak, bağışlayıcı ve üstün bir cesaret sahibi olduğunu göstermiştir.

Netice itibarıyla ahiret güzelliklerini, dünyanın bilgeliğini, düzgün bir hayat yaşamayı ve bütün faziletleri kazanmak isteyen bir kimsenin örneği Hz. Muhammed Mustafa'dır. O, hayırda en ileride olan, ahlâkı övülen, faziletleri kendisinde toplayan ve her türlü kusurdan arınmış bulunan, bütün insanlık için örnek bir şahsiyettir. Onu gerçek anlamda seven ise onun ilkelerini hayatına tatbik eden, onun yolundan giden ve her yönüyle onun gibi olmaya çalışan kimsedir.

 

Dipnotlar

(1) Ahzâb, 33/21. “Gerçek şu ki, Allah´ı ve ahiret gününü (korku ve umutla) bekleyen ve O´nu her daim anan kimseler için Allah´ın elçisi güzel bir örnek teşkil eder.”

(2) Âl-i İmrân, 3/31. “De ki (ey Peygamber): Eğer gerçekten Allah´ı seviyorsanız bana tabî olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı affetsin; zira Allah çok affedicidir, rahmet kaynağıdır.”

(3) Kehf, 18/110. “De ki: Ben de sizin gibi ölümlü bir insanım. Tanrınızın bir ve tek Tanrı olduğu vahyolundu bana. Öyleyse, artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koysun ve Rabbine özgü kullukta hiç kimseyi, hiçbir şeyi (O´na) ortak koşmasın!”; Fussilet, 41/6. “(Ey Muhammed) de ki: “Ben de ancak sizin gibi ölümlü bir insanım. Bana Tanrınızın tek Tanrı olduğu vahyedilmiştir. Öyleyse O´na yönelin ve O´ndan bağışlanma dileyin!”

(4) MEHMED ÂRİF BEY, Hadisleri Anlamada Toplumsal Boyut, Son Dönem Osmanlı Toplumu ve İlmiye Sınıfına Yönelik Eleştiriler, Haz. İbrâhim Hatiboğlu, Darü´l-Hadis, İst., 2000, s. 51.

(5) Nitekim Hz. Peygamber: “Meryem oğlu Îsâ´yı, Hıristiyanların aşırı derecede övdükleri gibi siz de beni aşırı bir şekilde övmeyin! Çünkü ben bir kulum. “Allah´ın kulu ve elçisi” deyin” buyurmuşlardır. Bkz. BUHÂRÎ, 60/Enbiyâ, 48 (IV, 142); DÂRİMÎ, 20/Rikak, 68 (II, 626, 627); İBN HANBEL, I, 23, 24, 55.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.