Sonpeygamber.info
Denemeler
 

Açık Toplumun Öz Yönetimli Dindarını Yetiştirmek

Bireyin özgür ve bağımsız bir kişilik geliştirmiş olması, öncelikle İslâm'ın talebidir. İslâm'ın insan ve iman anlayışı, bireyin böyle olmasını öngörmektedir. Çünkü İslâm'a göre, her insan, alternatifler hakkında bilgilenerek onlardan birini özgür iradesiyle seçme ve bu seçimine göre davranma imkânına sahip olmalıdır. Bu özgürlüğü, onun bütün yaptıklarından bizzat sorumlu tutulabilmesinin gereğidir. (Muddessir, 38) İman da, insanın özgür seçiminin ürünü olarak ortaya çıkacaktır. (Bakara, 256; Kehf, 29)

Açık toplumun şartlarıyla baş ederek dindarca yaşamayı becerebilmek, kapalı toplumla kıyaslanamayacak ölçüde zordur; oldukça iyi bir bireysel donanıma sahip olmak gerekmektedir. Özgür ve bağımsız bir kişilik geliştirememiş bireylerin bunu başarması mümkün değildir.

İslâm'ın istediği bu özgür ve bağımsız kişiliğe sahip bireyi yetiştirmeye bugün bizi mecbur eden somut bir durum var: İçinde yaşadığımız ve çoğulcu niteliği günden güne artan açık toplum olgusu. Açık toplumun şartlarıyla baş ederek dindarca yaşamayı becerebilmek, kapalı toplumla kıyaslanamayacak ölçüde zordur; oldukça iyi bir bireysel donanıma sahip olmak gerekmektedir. Özgür ve bağımsız bir kişilik geliştirememiş bireylerin bunu başarması mümkün değildir.

Babalarımızın yaşadığı kapalı toplum, olabildiğince homojendi; farklılıklar asgari düzeyde idi. Herkes birbirini tanıdığından dolayı toplumsal kontrol oldukça etkiliydi. Yanlış davranışta bulunmak isteyen kişi, bunu kolay kolay göze alamazdı. Toplumsal baskı, yanlışlar/kötülükler, ahlâksızlıklar için çok güçlü bir engelleyici unsurdu. Kişi ahlâklı olmasa bile, ahlâklı görünmek durumundaydı. Dolayısıyla, iyi bir kişilik geliştirememiş bireyler bile, toplumun genel havasına zorunlu olarak uyum sağlamak suretiyle hayatlarını sürdürüyorlardı. Kapalı toplumun bireyi, İslâm'ın ideal olarak ön gördüğü o özgür ve bağımsız kişiliğe sahip olamasa dahi, istenen tutum ve davranışları toplumsal kontrolün etkisiyle en azından taklit ederek görüntüyü kurtarıyordu. Açıkçası, kapalı toplumda herkes, ahlâklı olmasa da ahlâklı görünmek durumundaydı. Ahlâklı görünmek, asla ahlâklı olmak demek değildi; ama o şartlarda zevahir kurtarılıyordu, zararlarının zuhuru nispeten önleniyordu.

Açık toplumun en bariz vasfı, çoğulculuğudur. Her farklı inanç, düşünce, tutum ve davranış, başkalarının haklarına tecavüz etmemek şartıyla, toplumda ispat-ı vücut edebilmektedir. Sadece var olma değil, aynı zamanda toplumda olabildiğince görünür olma imkânı da vardır. Küreselleşme olgusuyla mal, hizmet, sermaye ve bilgi hareketlerinde büyük artış ortaya çıktı. Doğal olarak, küresel hareketlilik sadece bu unsurlarla sınırlı kalmamakta; inançlar, düşünceler, ideolojiler ve bu arada değerler de küresel ölçekte hareketliliğe sahiptir. Özellikle gelişen kitle iletişim araçları, her farklı düşünce, inanç, değer ve davranışın hareket alanını genişletmekte, görünürlük imkânlarını alabildiğine artırmaktadır. Bugün nerede olursa olsun birey, çok çeşitli bilgi, düşünce, inanç ve değerler ile karşılaşma, onlarla aynı alanda bulunma, onlarla etkileşim içinde olma durumundadır. Günümüz açık toplumunda bireyin sığınacağı korunaklı bir mekân, âdeta kalmamış gibidir. Evlerin duvarları bile şeffaflaşmıştır. Bırakınız yöreyi, ülkeyi, tüm dünyada olup bitenler, anında evin içine kadar uzanıp bireyin etkileşim alanına girmektedir.

Her taraftan, farklı unsurların bombardımanına maruz kalan açık toplum bireyinin, varlığını koruması, ayakta kalması, kendi inançlarına, değerlerine sahip çıkması son derece zorlaşmıştır. Sahip olunan düşüncelerin, inanç ve değerlere ilişkin anlama ve yorumlamaların, bu yeni düşünce, inanç ve değerler karşısında çek edilmesi, onların yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Bu ortam, önemli imkânların önünü açtığı gibi, çok ciddi sorunlar da doğurmaktadır. Dün kapalı toplumun insanlarının inançları/değerleri, anlaşılma ve yorumlanma açısından bir bakıma olduğu gibi devam ederken, günümüzde söz konusu karşılaşmalar, mevcut anlayış ve yorumlar üzerinde yeniden düşünme ihtiyacını doğurmaktadır. Her taraftan, farklı unsurların bombardımanına maruz kalan açık toplum bireyinin, varlığını koruması, ayakta kalması, kendi inançlarına, değerlerine sahip çıkması son derece zorlaşmıştır. Sahip olunan düşüncelerin, inanç ve değerlere ilişkin anlama ve yorumlamaların, bu yeni düşünce, inanç ve değerler karşısında çek edilmesi, onların yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir.

Açık toplumda, her tür farklılıkla her yerde ve her zaman karşılaşma imkânına sahip olan bireyi, ailenin ve eğitimcilerin kontrol altında tutma imkânları ortadan kalkmıştır. Birey belli bir yaştan sonra, istediği çevreyle etkileşim içine girme, çok sayıda mevcut olan alternatiflerden istediğini tercih edip tutum ve davranışlarını ona göre oluşturma imkânına sahip olabilmektedir. İnternet teknolojisi, bu imkânı kullanma yaşını daha da aşağıya çekmiş durumdadır.

Aslında bireyin kontrol altında yetiştirilmesi, baskılanması başlı başına sorun kaynağı olmaktadır. Sempati amaçlanırken, antipati, sevgi beklenirken nefret üretilebilmektedir. Çocukluk dönemindeki bireyi nispeten kontrol etme imkânı olsa da, acısı sonradan daha fazlasıyla çıkmaktadır.

Daha kötüsü, sürekli kontrol altında tutularak eğitilmek suretiyle özgür bağımsız kişilik geliştirmesi önlenen bireyin, kendini denetleme, yönetme yetenekleri gelişememekte, dumura uğramaktadır. Özyönetim ve özdenetim gücünü kazanamadığından dolayı, kontrol ve baskı kalktığında ne yapacağını bilemez duruma düşmektedir. Bir başka deyişle, böyle biri tehlikelere karşı savunmasız kalmaktadır. Bu nedenle o, hayat boyu başkaları tarafından korunmaya, güdülmeye muhtaç durumda kalmaktadır. Anne-babalar ve eğitimcilerin bu ihtiyacı karşılamaları ise, tabiî ki açık toplum şartlarında mümkün gözükmemektedir.

Çoğulcu toplumda toplumsal kontrol, yerini bireyin kendi kendini kontrol etmesine bırakmış olduğundan dolayı, açık toplum bireyinin, mutlaka kendi kendini kontrol edebilecek, kendini yönetebilecek güçte/donanımda olması gerekmektedir. Yani, açık toplumun bireyi, ahlâklı görünen değil, mutlaka ahlâklı olmak zorundadır. Hem genel eğitim hem de din eğitimi bunu gerçekleştirme sorumluluğunu taşımaktadır.

Ahlâklı olan birey, kendine özgü değerlerini bizzat kendisi oluşturmuş olduğundan, kötülüklerden, yanlışlardan korunmak için artık dış kontrole ihtiyaç duymamaktadır. Nerede, hangi şartlarda olursa olsun neyi nasıl yapacağını, nasıl davranacağını, kendi değerlerine göre bizzat kendisi isabetle belirleyebilir. Bu değerlerine göre kendini yönetir ve denetler. 

Ahlâklı olan birey, kendine özgü değerlerini bizzat kendisi oluşturmuş olduğundan, kötülüklerden, yanlışlardan korunmak için artık dış kontrole ihtiyaç duymamaktadır. Nerede, hangi şartlarda olursa olsun neyi nasıl yapacağını, nasıl davranacağını, kendi değerlerine göre bizzat kendisi isabetle belirleyebilir. Bu değerlerine göre kendini yönetir ve denetler. Onun neye nasıl tepkide bulunacağını, belirleme yetkisi, tamamen kendi elindedir; çevrenin belirleyici rolü yoktur. Ona göre çevre, karar verirken dikkate alıp değerlendirmesi gereken unsurlardan biridir. Kararlarını belirleyen kendisidir, belirleme ölçütleri ise kendi değerleridir. Bu güce bireyin sahip olması, ancak onun özgür ve bağımsız bir kişilik geliştirmesiyle mümkündür.

Ahlakça gelişemediğinden ahlâklı görünme durumunda olan birey ise, robot gibidir; kumandasını ele geçiren onu yönetir. Dış şartlara bağımlı olduğundan dolayı, onun nerede ne olacağı/ne yapacağı hiç belli olmaz. Tabiî ki, hiçbir anne-baba ve din eğitimcisi, çocuğunun/öğrencisinin robotlaşmasını istemez; ama gerekli bilgi ve beceri donanımına sahip değilse, hiç farkına varmadan bunu gerçekleştirebilir.

Çoğulcu toplumun özyönetim ve özdenetim gücüne sahip bireyini yetiştirmek, genel eğitimin görevi olduğu kadar; hatta daha çok din eğitiminin görevidir. Öğretici merkezli, telkin ve takrire odaklı, empoze edici, dinî bilgileri ezberletmeyi din eğitimi adına yeterli gören ezberci din eğitimi anlayış ve uygulamaları, açık toplumun özgür/bağımsız dindarının yetişmesine asla katkıda bulunamaz. Mutlaka öğrenen merkezli ve anlamlı öğrenmeleri öngören din eğitimi anlayışını özümseyip din eğitimi uygulamalarını bu yaklaşımla gerçekleştirmeyi becermek zorundayız. Bunun bilgi ve becerisine sahip olmak, günümüz anne babalarının ve tüm din eğitimcileri için kaçınılmazdır. Çünkü bunu başarmanın yolu, gerekli bilimsel bilgi ve beceri donanımına sahip olmaktan geçmektedir.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.