Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Aynaların Gönlünü Alıyor Elçi

Allah'ın Elçisi, bu eşsiz sürprizin aynasında buldu kendini. Bir ömür bu eşsiz sürprize ayna olmaya adadı nefeslerini. Mahcubiyetinden anlıyoruz bunu. Var edilişini mahcubiyetle tatmakta çünkü. En güzel ayna diye tutuyor yüzümüze hayretini ve minnetini.

Aynaların dili olsa… Şaşkınlıklarını anlatabilseler bir ara… Hayal kırıklıklarını parça parça dökseler bir akşamüstü… Önce insanları şikâyet ederlerdi. Ayna olduklarına utandırıldıkları için belki. “Ne oldu da bunca hayret yoksunu oldunuz?” diye diye. “Bu sıradan bakışlar niye?” “Kör mü gözleriniz sahi?” “Size verileni görmüyor musunuz?” Mahzun edilmelerine içerlerlerdi belli ki... “Kendinizi görmek üzere diktiğiniz biz aynaları nasıl da mahcup ettiniz!”

Unutur insan. Unutmaya yazılı. Unutmalardan alınma çünkü. Unutkan olduğunu bile unutacak kadar unutkan. İnsan diye kasten var edilişini unutuyor en çok. En çok hatırlaması gerekeni hatırlamıyor. Hiç ummadığı halde kendisini insan diye bulduğunu unutuyor. Unuttuğunu aynalar hatırlatıyor insana.

Çünkü aynalara bakması hiç beklenmeyendi insan. Aynaya insan kadar heyecan verici bir şey düşemez çünkü. Hiçbir olay aynada insanın kendine bakışı kadar ışık dolu değil. Hiçbir yüzeyde bu kadar aydınlık bir araya geliyor değil.

Hayret içindir aynalar. Hayretler içinde olduklarını söylerlerdi dili olsaydı. Aynalarda toplanır tüm zamanların zirvesi. Aynalara doluşur sürprizlerin cümlesi. İşte, orada kendisi. İnsandır aynanın umduğu. Aynaya ilk bakışta kimliğine ulaşır, biricikliğine alışır insan. Yüzünün eşsizliğini görür aynada. Başkaları gibi değil. Başka şeyler gibi hiç değildir. Anlar, anlar da; anlar anlamaz unutur o anın biricikliğini. O aynaya gelinceye kadar verilen nihayetsiz emeği yok sayar.

Hiç duymadık, ama bir insan gören ayna hiç olmadığı kadar sevinir ayna olduğuna. Eşsizliğin imzası olur insanın bakışıyla çünkü. Biricikliğin şavkı vurur gözbebeğine, ilk defa. Ayrıcalıklı olur ayna da. Biricik sayılır o da. Kimselere benzemeyen bir sima kazanır o da. Yeniden yüz bulur var olmaya. Simya gerçekleşir, ışık büyülenir aynada.

Ne var ki aynaları sevindiren insan çok geçmeden aynaların önünden çekilir. Aynalar var olmaya devam ederken, insan aynaya sunacak yüz bulamaz. Aynalardan silinir siması. Yokluğuna aldırış edilmez olur. Aynalar yolunu gözlemez olur. Gelip geçer insan, aynalar duvarda asılı kalır. Solup tükenir insan, aynalara başkaları bakar.

Elçi’nin aradığı aynaydı Hira’da. Arandığını bilmek istedi. Bütün insanların arayışı bu olmalıydı aslında ama unutmuşlardı neyi arayacaklarını. Yitiklerini aramak yerine bulduklarıyla avunmuşlardı. Bulunmak istediğinden emin olmaktı muradı Elçi’nin. Erdi muradına. Hiçbir aynayı üzmeyecek bir hayret kuşandı sonunda. Söz’ün aynasında gördü özünü. Yüze tutulan aynalardan fazlası oldu Söz. Suretlere aldanmış insanı sure sure ruhuna dokundurdu.

Söz’ün aynasında buldu asıl simasını. Sözün gözbebeğinde bildi arandığını Allah Rasûlü (sav). Söz’ün yüzünde bulduğunun aradığı olduğunu gördü. Hiç hesap etmediği bir iyiliğin ışıltısı altında son verdi yalnızlığına. Dilinin ucuna değdirmeye aklının ermediği bir duanın kabul edilmiş hali diye gördü kendini. Sessiz bir ‘âmin’ diye düşmüşmüş meğer Söz’ün avuçlarına. Hayal bile edemeyeceği bir menzile varmışlığın adını öğrenerek döndü Hira’dan. “İnsan” diye buldu kendini yeni baştan. Her adımda çoğalan, her bakışta yenilenen, her nefeste açılan bir zafer tacı kuşandı. Anladı ki, hep anlatmak isterdi ki apaçık bir fetihti insan diye anılmak.

Yokluğun sürgünü iken, şimdi burada insan. Unutulmuşluğun dehlizlerinde yitik iken, burada nazlı bir misafir olarak ağırlanmakta. Hiç önemsiz iken, şimdi sabahlara selam vermekte. Yokluğu kanıksanmışken, eksikliğine alışılmışken, şimdi gün ışıklarını hak etmekte. Adı anılmazken, şimdi baharlarla sevindirilmekte. Kayda değmez iken, yaz bahçelerinde yürümekte.

Allah'ın Elçisi, bu eşsiz sürprizin aynasında buldu kendini. Bir ömür bu eşsiz sürprize ayna olmaya adadı nefeslerini. Mahcubiyetinden anlıyoruz bunu. Var edilişini mahcubiyetle tatmakta çünkü. En güzel ayna diye tutuyor yüzümüze hayretini ve minnetini. O yüzden hep mahcup, hep sevinçli. Varlığın ihtişamına mukabele etmekte geciktiğinin bilinciyle telaş halinde. Hayata lâyık görülüşünü muazzam bir minnetle anamayışının ezikliği altında. Hiçbir şey sıradan ve olağan gelmiyor O'na. Her şeye taze bir heyecanla şaşırmakta. Hayran olmakta olup bitene. Hayretsizliği yırtmak üzere iniyor dağ başından. Adımlarında ebediyetin çıtırtısı duyulmakta. Bakışının pervasından cennetin ışıltısı sızmakta.   

Göz göre göre kör olduğumuz eşsiz iyiliğin şavkını O'nun gözlerinde okuyoruz. Duyuranı oluyor duyumsamakta zorlandığımız sessiz ve sürekli iyiliğin:

"O seni muhtaç bulup da doyurmadı mı?" (Dûha, 8)

Ah, evet, şimdi bu sesi duymak bile, bu sitemli sorunun cevabı. Yoklukta kalsaydı insan, şimdi Rabbinin sözünü duyabilir miydi? Öylece sahipsiz bırakılsaydı unutulmuşluğun karanlığında, şimdi burada kendisine hitap edilir miydi?

Çaresizliğin zemherisinden çıkarıldık her birimiz. Şimdi burada, varlık sofrasında, hayat düğününde nazlanıyoruz. İnsan diye başköşede oturtuluyoruz. Bundan böyle, bize verileni takdir etmeye bile güç yetiremeyiz. Bize bahşedileni sayacak nefeslerimiz bile yeniden yeniye bahşedilirken bize, Rabbimizden başka kime iltica ederiz?

Yanlış yerlerin, boş sözlerin, yersiz hazların, yalancı zevklerin sürgününden geri çağırıyor bizi hayret göğü, minnet ufku. Peygamberimiz. Aynaların suskun dudağına emanet O’nun gül hatırı… Aynalar kadar aramızda Elçi’nin Söz’e susayan, Söz’e kanayan, Söz’e kanan soylu feryadı…

Çaresizliğin zemherisinden çıkarıldık her birimiz. Şimdi burada, varlık sofrasında, hayat düğününde nazlanıyoruz. İnsan diye başköşede oturtuluyoruz. Bundan böyle, bize verileni takdir etmeye bile güç yetiremeyiz. Bize bahşedileni sayacak nefeslerimiz bile yeniden yeniye bahşedilirken bize, Rabbimizden başka kime iltica ederiz?

Aynalar, ah aynalar... Özlediğinize değer O’nun siması. Şimdilik bizi kabul edin, bizim yüzümüzden sevinin. Ayna diye tutulduğumuz Söz’e tutuna tutuna hayretin göğüne yükseliyoruz. Yeniden yüz bulmaya geliyoruz gözlerinizde. Siz, aynalardaki yokluğumuzu gören, eksikliğimizden hoşnut olmayan Rabb-i Kerim’e minnetle yar yüzüne bakmaya yüzümüz oldu bizim.  

Elçi yüzünden seviniyoruz, Elçi’nin yüzünde seviliyoruz biz. En güzel aynaya doğru seferdeyiz.

 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Senai Demirci

1964, Samsun doğumlu.  1990’da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Öğrencilik yıllarında başladığı yazı hayatını sayıları 30’a yaklaşan kitapların yazarı olarak sürdürüyor. Kendi adına kurduğu Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Okul Öncesi Eğitim Kurumu’nda eğitim çalışmaları yapıyor. Çeşitli radyo ve televizyon programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu yapan Senai Demirci, Sonpeygamber.info’nun çalışmalarına düzenli olarak katkıda bulunuyor.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin