Sonpeygamber.info
Röportajlar
 

Batı'nın İslam'la Kavgası

Dinlerde oruç, perhiz ve keffaret türü ibadetler vardır. Kimi dinlerde oruç sadece perhizden ibarettir ve belli gıdaları almamak oruç sayılmaktadır. Kimi dinlerde oruç bir matem alametidir ve kötü günlerin yâd edilme şeklidir. İslam'daki oruç ise hem süre hem de şekil olarak diğer dinlerdeki oruç ibadetinden farklı ve tam bir ibadettir.

Bugünkü konuğumuz 2005 yılından bu yana T.C. Paris Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşavirliği görevini yürüten ve aynı zamanda Dinler Tarihçisi olan Prof. Dr. Ömer Faruk Harman. Ömer Faruk Harman'la İslam'daki oruç ibadetinin diğer dinlerdeki oruç ibadetlerinden farkını ve Batı'daki İslam-Müslüman algısını konuştuk.

Şu ana kadarki tecrübelerinizden hareketle Batı'da İslam ve Müslüman algısı hakkında neler söyleyebilirsiniz?  Dünden bugüne değişen şeyler var mı?

ImageBatıda İslam ve Müslüman algısı maalesef olumsuz. Bunda hem tarihi birikimin hem de günümüzdeki olumsuz propagandanın ve kimi Müslümanların yaşayış ve davranışlarının etkisi vardır. Şöyle ki: Hıristiyan dünyada İslam'ın ortaya çıkışından itibaren İslam karşıtlığı söz konusudur. Bunun da temel sebebi İslam dininin, Hıristiyanlığın en büyük rakibi olarak görülmesidir. İslam'ı en büyük rakip olarak gören Hıristiyan teologlar ve din adamları, İslam'la ilgili aslı olmayan şeyler uydurmuş, çeşitli iddia ve iftiralarla İslam dinini ve onun kutsal kitabı ile peygamberini karalamaya çalışmışlar. Bu konuda Peygamberimiz için ileri sürdükleri iddia ve iftiralar, hiçbir izan sahibi tarafından kabulü mümkün olmayan saçmalıklardır ama ne yazık ki başta Bizanslı teologlar olmak üzere bütün ortaçağ batı dünyası bu fikirleri üretmiş ve halka gerçekmiş gibi sunmuş. M. Watt'ın ifadesiyle ortaçağ boyunca batıda hâkim olan İslam imajı çarpıtılmış İslam imajıdır.

Diğer taraftan günümüz dünyasında İslam ile ilgili temel söylemler İslam'ın terör dini olduğu ve Müslümanların terörist oldukları söylemi üzerine temellenmektedir. Tabii ki adı barış olan bir dini terörle eş tutmak kadar çelişkili bir şey olamaz ancak günümüzde propaganda ve beyin yıkama teknikleri pek çok kişiyi kandırabilmekte. Bir başka husus da günümüz İslam dünyasının içinde bulunduğu durum ve Müslümanların genelde sergiledikleri hayat standardıdır. Maalesef giyim kuşamdan yaşanılan ortamlara, çevre düzenlemesinden temizliğe verilen öneme kadar birçok alanda Müslümanlar pek de iyi not alamamaktadırlar. Burada onların geri bırakılışlarının ve İslam ülkelerinin çoğunun daha düne kadar batılı devletlerin sömürgesi olmalarının etkisi büyüktür.

Hıristiyan dünyada İslam'ın ortaya çıkışından itibaren İslam karşıtlığı söz konusudur. Bunun da temel sebebi İslam dininin, Hıristiyanlığın en büyük rakibi olarak görülmesidir.

Müslümanların diğer din mensuplarıyla ilişkileri ne düzeyde?

Fransa'da altı milyonu aşkın Müslüman nüfus yaşamakta ve bu nüfusun yaklaşık 500 bini Türk. Müslümanların çoğunluğu kuzey Afrika menşelidir ve onlar, çoğunluk itibariyle Fransız sömürgesi olduğundan Fransız dilini, kendi ana dilleri olan Arapçadan daha iyi konuşmaktalar.  Onların Fransızlarla ilişkileri, Türklere göre daha iyi çünkü dil engeli yok. Türkler bir bakıma getto hayatı yaşamakta, kendi aralarında ve kendi içlerinde inanç ve geleneklerini sürdürmekteler. Entegrasyon çerçevesinde iletişimin sağlanması konuşma aracı olan dile ve konuşma içeriği olan kültüre bağlıdır. Türklerde, yaşadıkları ülkenin dilini öğrenme ve kültürü hakkında bilgi sahibi olmak için gereken okuma alışkanlığı nedense pek yok. Üçüncü nesil ve sonrası ise artık Fransızca konuşup Fransız gibi düşünmekte. Kiliselerin misyonerlik faaliyetleri devam etmekte ancak batı dünyasında Hıristiyanlığın, gerek Hıristiyanlar gerekse diğer din mensupları üzerinde fazla şansı yok. Batı toplumu ve özelde Fransa, genel laiklik anlayışı çerçevesinde ve Hıristiyanlığın kendilerini tatmin etmemesi sebebiyle gitgide dinden uzaklaşmakta,  kiliselerin cemaatleri azalmaktadır.

Oruç pek çok dinde mevcut olmakla beraber İslam'daki orucun farkı nedir? Bir Dinler Tarihçisi olarak ne söyleyebilirsiniz?

Dinlerde oruç, perhiz ve keffaret türü ibadetler vardır. Kimi dinlerde oruç sadece perhizden ibarettir ve belli gıdaları almamak oruç sayılmaktadır. Kimi dinlerde oruç bir matem alametidir ve kötü günlerin yâd edilme şeklidir. İslam'daki oruç ise hem süre hem de şekil olarak diğer dinlerdeki oruç ibadetinden farklı ve tam bir ibadettir. Bir de orucun sadece açlık ve susuzluk suretiyle bedeni gıdalardan mahrum etmek değil de kötü söz ve eylemlerden de uzak durmak olduğu dikkate alınırsa oruç, hem bedenin hem de duyguların tam bir arınma sürecidir.

Fransa'da altı milyonu aşkın Müslüman nüfus yaşamakta ve bu nüfusun yaklaşık 500 bini Türk. Türkler bir bakıma getto hayatı yaşamakta, kendi aralarında ve kendi içlerinde inanç ve geleneklerini sürdürmekteler

Fransa'da son yıllarda oruç tutanlar ve camiye gidenlerin sayısının arttığına dair haberler çıkıyor basında. Sizin bu konuda tesbitleriniz var mı? Varsa bu artışın sebebi ne olabilir?

Fransa'da son yıllarda oruç tutanların sayısının arttığına dair elde herhangi bir istatistik yoktur. Camiye gidenlere gelince Ağustos ayı içinde teravihlerde camilerde geçen senelere göre biraz daha az cemaat vardır ancak bunda Ağustos ayının izin ve tatil ayı olmasının etkisi büyüktür. Derneklerin iftar ve diğer dini programlarına ve bu tür toplantılara iştirake bakılırsa Türklerin dini inançlara bağlılığının oldukça iyi noktada olduğunu söylemek mümkündür.

Diyanet olarak Mevlid, Kutlu Doğum ve Ramazan gibi dönemlerde yurt dışında ne tür etkinlikler yapıyorsunuz? Bu etkinliklere Türklerin/Müslümanların ilgisi nasıl?

Diyanet İşleri Başkanlığının yurtdışı teşkilatı olarak en yoğun dönemlerimiz Ramazan ayı ve kutlu doğum dönemidir. Ramazan ayında camilerde görevlilerimiz mukabelelerle, dini sohbet ve irşat programları ile ve teravihlerle cemaate dolu dolu bir Ramazan yaşatma çabasındadırlar. Kutlu doğumlar ise bambaşkadır. Türk toplumu kutlu doğum programlarında adeta coşmakta, kadını erkeği, çocuğu genci hep birlikte peygamberi anmakta ve anlamaya çalışmaktadır. Bu programlara Türkiye'den değerli ilim adamlarını davet etmek suretiyle insanımıza farklı ses ve simalardan dini hakikatleri duyurmaya, onları dini ve milli duygularla doyurmaya çalışmakta, kitaplarla buluşturmaktayız. 

 

Yorumlar

 
İhsan ÖZ
İhsan ÖZ12.06.2014

DİN DEĞİŞTİRME OLGUSU
Şu katkıda bulunmak isterim:
Artık orduların değil, imajların savaştığı bir çağda yaşıyoruz. Bu savaşı en fazla kaybedenler arasında ise maalesef biz Müslümanlar varız. Küreselliği her geçen gün daha fazla hissettiğimiz bir dünyada, başkalarının bizleri daha gerçek halimizle tanıyacağını hayal ederken, negatif imajlar bir heyûlâ gibi peşimizi bırakmıyor. Bizleri temsil etmediğini düşündüğümüz o bildik görüntüler dünya medyasında hemencecik aleyhimize dönüştürülebiliyor. Bu dönüştürmenin karargahı ise aslında bizim bugün hep dostluk kurma peşinde olduğumuz bir coğrafyanın adını taşıyor: Batı…
1980’lerden bugüne, giderek olumsuz hale gelen bu imaj 11 Eylül fenomeni ile bir kez daha perçinlenmiş durumda. Ama bu imajdan hiç de etkilenmeyen bir “şey”imiz var. Yüce Allah o “şey” için “O’nu Biz indirdik ve O’nu Biz koruyacağız” (Hicr 15: 9) buyuruyor: Kur’an…
Batı ve Kur’an. Bugün yan yana gelmesi pek muhtemel görünmeyen iki kavram gibi duruyor karşımızda. Ama gerçekte durum farklı. Tüm olumsuzluklara, tüm negatif yüklemelere rağmen bugün Batı’da Müslüman olan, kendisine “mühtedi” sıfatını lâyık gören insanların sayısı geçmişe göre hiç de az değil. Hatta, sayının yükseldiği ülkeler bile var… İhtida eden bu insanları İslamiyet’e sürükleyen en önemli etken ise Kur’an-ı Kerim.
Bu insanlara göre, varlığın tılsımını anlatan, varoluşumuzun “neden”ini ve “niçin”ini açıklayan, günlük hayatı düzenleyen ve hayatın nasıl yaşanması gerektiğine dair net prensipler koyan bir kitap Kur’an-ı Kerim… Kurumsal dinin, daha açıkçası Kilise’nin artık insanoğlunun gayr-i insanî isteklerine fetva çıkarmasından istiğna eden Batılı insanlar için belki biz Müslümanlardan çok daha fazla anlam taşıyan bir kitap Kur’an-ı Kerim.
İhtida eden Batılı Müslümanların önemli bir kısmını İslamiyete çeken asıl öğenin Kur’an-ı Kerim olduğunu göreceksiniz.(İhtida Öyküleri, s.8)
Din değiştirme olgusu için şu sebepleri zikretmek mümkündür: İnanılan dinin tatmin edici görülmeyişi, bu dini benimseyenlerin ve din adamlarının olumsuz tutumları, bilgi ve hayat tecrübesinin ilerlemesi, başka dine bağlı kişilerin olumlu davranışları ve hayatını böyle bir toplum veya çevrede sürdürme isteği, başka bir dine bağlı kimse ile evlenme, maddî çıkar sağlama, dinî telkinlerden etkilenme, şok bir etkiye maruz kalma vb. İhtida bir anlamda kişinin yeni bir dini kabul edişi değil eski dinine dönüşüdür, çünkü İslam'a göre insan fıtrat dini (İslam) üzere doğar. Anne ile baba çocuğun bu tabii halini korumakla görevlidir. İslamiyet'in bu anlayışı, insanın doğuştan Allah'ı tanıma kabiliyetine sahip olduğuna işaret eder. Buna göre ihtida eden kimse fıtratını hatırlamış ve ona dönmüştür. Kur'an’da, Allah'la insanlar arasında yaratılışları döneminde yapıldığı ifade edilen sözleşme ve her doğan çocuğun fıtrat üzere dünyaya geldiğini, fakat ebeveyninin onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusî yaptığını bildiren hadis de bu gerçeği vurgular. Bundan dolayı Batılı mühtedilerden birçoğu, din değiştirenler için kullanılan ‘convert’ (dönme) yerine ‘revert’ (geri dönen) kelimesini tercih etmiştir. İslamiyet bugün de dünyanın en hızlı yayılan dini olma özelliğini korumakta, hızla taraftar bulmaktadır. Batılılar arasında da geçmiş dönemlere göre daha fazla ilgi çekmektedir. Mühtedilerin İslamiyet'ten önceki hayatları incelendiğinde ortaya çıkan bir gerçek de boşanma, anne ve babadan ayrı büyüme yahut önemli bir hastalık geçirme gibi ruhî sarsıntılara sebep olan travmatik bir tecrübe yaşaması ve neticede yaşantısını yeniden değerlendirerek hayatın anlamını sorgulanmasıdır. Teslis inancının karmaşıklığı, Hz. İsa'nın insanların günahlarına kefaret olarak ölmesi, kişinin doğuştan günahkar olması, kilisenin tanrı-insan ilişkilerinde aracılıkta bulunması gibi konular mühtedilerin kabullenmekte zorluk çektiği doktrinlerdir. Buna karşılık İslam'ın ortaya koyduğu açık inanç esasları, ahlak sistemi, kardeşlik anlayışı, hayatın her yönünü kapsayan ve dünya-ahiret dengesini kuran yaşantı biçimi mühtedilerin bu dini seçmesinde etkili olmuştur. (İslam Ans, 21/554)

12.06.2014