Sonpeygamber.info
Güncel
 

Bir Provokasyon Süreci Olarak Karikatür Krizi / Dünü-Bugünü

Sonpeygamber.info-Özel

ImageGeçtiğimiz haftalarda uluslararası siyaset arenası ve Danimarka'da yaşanan bazı gelişmeler belleklerimizde henüz tazeliğini koruyan bir krizi yeniden hatırlamamıza vesile oldu.  Önce Danimarka Başbakanı Rasmussen'in NATO Genel Sekreterliği için aday gösterilmesine karşılık Türkiye'nin takındığı tavır dünya çapında dikkatle izlendi. Rasmussen'in adı bize karikatür krizinden dolayı pek de yabancı değildi. Söz konusu dönemde Başbakan olarak görev yaptığı Danimarka'daki hadiselere gelen tepkilere kulaklarını tıkaması ve alttan alta gerilimi tırmandıracak açıklamalara imza atması ile onu biraz daha yakından tanımıştık. Rasmussen NATO Genel Sekreterliği görevine getirildi ancak zorunlu bir açıklama da yapmaktan geri kalamadı: "Hz. Muhammed'e saygılıyım."

Bu olay henüz sıcaklığını korurken Danimarka'dan gelen bir diğer haber "Karikatür krizi yeniden hortlatılmak mı isteniyor?" sorusunu akıllara getirdi. Haberdeki bilgilerde Danimarka Özgür Basın Derneği'nin, katikatürist Westergaard tarafından çizilen karikatürlerden birini, bin adet kopya ile bastırarak satışa çıkardığı duyurulmuştu.

Son olarak da medyada pek yer almasa da, İstanbul'da yaşanan bir diğer olay ciddi tepkilerle karşılaştı. İstanbul Film Festivali kapsamında gösterime girmesi planlanan C'est Dure D'Être Aimé Par Des Cons (Aptallar Tarafından Sevilmek Zor İş) adlı film, sivil toplum örgütlerinin duyarlı tepkileri sonucu vizyondan kaldırıldı. Afişinde Peygamberimizin çirkin bir şekilde karikatürize edilmiş bir resmin bulunduğu film hakkında festival organizatörü İstanbul Kültür Sanat Vakfı'nın Genel Müdürü Görgün Taner, filmin afişinden haberdar olmadığını, inançlara saygısızlığın düşünce özgürlüğü olarak değerlendirilemeyeceğini belirtti.

Peş peşe yaşanan bu olayların ardından farklı yorumlar kamuoyuyla paylaşılmaya başlandı. Peki, üç yılı aşkın bir süre önce patlak veren kriz sürecinde neler yaşanmıştı?

Danimarka'da Yaşananlar

Dünya çapında büyük bir krizin yaşanmasına sebep olan, Müslümanlar ve Hz. Peygamber'in terörist olarak resmedildiği çirkin karikatürler ilk Danimarka'nın Jyllands-Posten gazetesinde 30 Eylül 2005 günü yayımlanmıştı. Kısa zamanda Danimarka'ya gerek İslam Dünyası gerekse de Avrupa'dan hem sivil hem de diplomatik düzeyde uyarılar ve tepkiler yöneltildi. Ancak gittikçe tırmanan gerginliğe rağmen Danimarka'nın resmî makamları ve ulusal basını olayları körükleyecek açıklamalar yapmaktan geri durmadılar.   

Olayların büyümesi ve Danimarka dışına taşmasına sebep olan gelişme ise 10 Ocak 2006 tarihinde Norveç'te yaşandı. Karikatürlerin Norveç basınında yer almasıyla yaşanan gerilim artık küresel bir krize dönüşmeye başlamıştı. Öte yandan 2006 yılı başlarında yaşanan bu olaylara İslam Dünyasından gittikçe sertleşen tepkiler yağmaktaydı. Buna karşılık Avrupa basınında da yangını körükleyecek kırkıştıcı gelişmeler yaşanıyordu. 2006 Ocak ayının sonlarında Fransa'nın France Soir ve Almanya'nın Die Welt gazeteleri Danimarka ve Norveç basınına destek verme bahanesiyle karikatürlere sayfalarında yer verdiler.

"Tanrıyı bile karikatürize etme hakkımız var" diyen France Soir gazetesi ile "Dine sövgü hakkı demokratik bir özgürlüktür" diyen Die Welt gazetesinin provokatif tutumlarını İspanya, İtalya ve İsveç gibi diğer Avrupa ülkelerinin yayın organları izlemişti. Kıta Avrupası'nda bu durum karşısında en olgun tutumu gösteren ise İngiliz basınıydı. Adanın önde gelen gazetecileri bir araya gelerek karikatürleri yayımlamayacaklarını açıklamışlardı.

Tüm bu gelişmeler birbirini takip ederken tepkiler artık şiddetli protesto gösterilerine dönüşmeye başladı. Danimarka ve Norveç'e karşı ticari boykot uygulamaları da yaygınlık kazanmaya başlamış, ülkemizde ve İslam Dünyasında sergilenen bu tavır Avrupa Birliği Ticaret Komisyonu'nu dahi önlem almak için girişimlerde bulunmaya sevk etmişti. Diğer yandan Libya ve Suudi Arabistan gibi ülkeler başta olmak üzere birçok devlet yönetimi Danimarka'daki elçilerini geri çekmiş, kendi ülkelerindeki Danimarka elçiliklerini kapattıranlar da olmuştu.

Söz konusu gerilimlerin tırmanmasına sebep olan gelişmelerde başı çeken üç kuruluş ise yukarıda isimlerini andığımız Jyllands-Posten, Die Welt ve France Soir gazeteleriydi. Geri adım atmamakta ısrar eden Avrupa basınının ardına sığındığı dayanak noktası ise düşünce ve basın özgürlüğüydü.

İsveç İstanbul Başkonsolosu: Karikatürler Tiksindirici

ImageKrizin doruk noktasına ulaştığı 2006 Şubat ayının ilk günlerinde konu hakkında açıklamalarda bulunan,  akademik çalışmaları ve entelektüel düzeyi dolayısıyla "sıra dışı bir diplomat" olarak nitelenen İsveç İstanbul Başkonsolosu Ingmar Karlsson anlamlı tespitlerde bulunmuştu.  BBC Türkçe'ye konuşan Karlsson (bbcturkish.com, 2 Şubat 2006) "Karikatürlerin yayımlanmasına gerekçe olarak ‘ifade özgürlüğü' gösterildi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?" sorusuna şu yanıtı vermişti:

"Aptalların bile bir şekilde görüşlerini ifade etme hakları vardır. Bizim sistemimizde sansür yok. Olması da yanlış olurdu. Ama bazen de çizme aşılabiliyor. Eğer bu karikatürlerde Yahudiler konu alınsaydı, eminim ki bazı kişiler bu konuyu mahkemeye taşırdı. Irkçı nefret yaratma unsuru taşıdığını öne sürerlerdi."

İslam ve Avrupa: Çatışma mı, Bir Arada Yaşama mı? adlı ve takdirle karşılanan bir kitabı da bulunan Karlsson'un Yahudiler ve antisemitizm hakkındaki vurgusu oldukça önemliydi. Avrupa basınının bu konuda taraflı ve umarsız davrandığı eleştirilerini onaylayan Ingmar Karlsson, karikatürler hakkındaki genel görüşlerini ise şu ifadelerle dile getirmişti:

"Bu karikatürlerin tiksindirici olduğunu söylemek zorundayım. Çoğu kişinin, İslam'ı bu karikatürlere bakarak değerlendireceğini sanmıyorum. Bence çok sayıda kişi İslam hakkında daha olgun görüşlere sahip.

İslam Avrupa'da o kadar uzun süredir var ki, insanların bu din hakkında çok daha gelişmiş fikirleri var. İşte bu yüzden sadece Müslümanlar değil, genel olarak Avrupalıların öfkeli tepkisi kısmen bununla açıklanabilir."

Avrupa genelinde sağduyulu tepkilerin de ortaya konduğu görülüyordu. İngiliz basını ve özellikle Daily Telegraph gazetesinde sükunet çağrıları sıkça yer alıyordu. France Soir gazetesinin provokatif  girişimlerinin baş aktörü editör Jacques Lefranc'ın da gazete sahibi tarafından işine son verilmişti.

Ülkemizde de bu çirkin girişimlere karşı bir hayli tepki ortaya konuluyordu. Boykotların yanı sıra büyük illerde düzenlenen mitinglerde görülmemiş kalabalıklar bir araya gelmekteydi.

İslam Dünyasındaki protesto gösterilerinde de ne yazık ki zaman zaman şiddetin dozu kaçırıldı ve yaşanan olaylarda yaklaşık 140 kişi hayatını kaybetti.

Neredeyse 6 aylık bir sürece yayılan bu krizin sona ermesi pek de kolay olmamıştı. Meydana gelen çatışmaların bıraktığı izler hala belleklerde tazeliğini koruyor. Bugünse yaşanan en ufak bir gelişmenin bile yol açtığı gerginlik ve ortaya çıkardığı teyakkuz hali, İslam Dünyasının sinir uçlarında ne gibi hasarlara yol açtığının göstergesi.

Image"Karikatür Krizi Toparlanmaya ve Birleşmeye Vesile Oldu"

Tüm bu hadiseler yaşandıktan uzunca bir süre sonra, geçtiğimiz Mart ayında da Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu düşündürücü bir açıklamada bulundu ve yaşanan sürecin çarpıcı bir değerlendirmesi olabilecek şu tespitlerini paylaştı:

"Bir karikatür krizi oldu. 'Basın özgürlüğü, ifade özgürlüğü' denildi, ama İslam dünyası yedisinden yetmişine ayağa kalktı. Hiç umulmayan insanlar, umulmadık tepkiler verdi. İslam toplumunda bu tür olaylar bir toparlanmaya, Peygamber sevgisi etrafında birleşmeye dahi yol açtı. Peygamber sevgisi hâlâ Müslümanların en temel toparlanma vesilesidir."

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.