Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Çocuklara Güzel İsim Koymak

Hz. Peygamber sadece yeni doğanlara güzel isimler vermekle yetinmiyor, Müslüman olmak için huzuruna gelen insanların çirkin isimlerini de güzelleriyle değiştiriyordu. Bu uygulama, isimlerde İslâmlaştırma anlamına gelmekteydi.

عَنْ أَبِى الدَّرْدَاءِ قَالَ قَالَ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيه وسَلم : إِنَّكُمْ تُدْعَوْنَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِأَسْمَائِكُمْ وَأَسْمَاءِ آبَائِكُمْ فَأَحْسِنُوا أَسْمَاءَكُمْ

Ebu'd-Derdâ radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Kıyamet günü siz, isimleriniz ve babalarınızın isimleriyle çağrılacaksınız. Bu sebeple isimlerinizi güzelleştiriniz!" (1)

Hz. Peygamber'in bildirdiğine göre güzellik (ihsan), Allah Teâlâ'nın her konu ve işte emrettiği temel özelliktir. (2) Bu sebeple ihsan, İslâm stan­dardıdır. Bu standardın isimlerde de aranması pek tabiîdir. Nitekim Peygamber Efendimiz'in hem sözlü hem de fiilî sünneti bu istikamettedir.

Târihen sabittir ki Hz. Peygamber, ashabı ve onların çocukları ile yakından ilgilenir, hallerini sorar araştırırdı. Meselâ, bir keresinde ço­cuğu doğduğu için namaza geç kaldığını öğrendiği bir sahâbîye; "Ona isim koydun mu?" diye sormuş, "Hayır henüz koymadım" cevabını alınca da çocuğu kendisine getirmesini istemiştir. Getirildiğinde çocuğun başını mübarek elleriyle okşamış ve ona Sa'd ismini vermiştir. (3)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'in bu uygulaması genel bir uy­gulamadır. Ashâb-ı kiramın büyük çoğunluğu özellikle Medine döne­minde, yeni doğan çocuklarını, ilk tadımı başlatması (tahnîk), isim koy­ması ve dua buyurması için Hz. Peygamber'e getirmeyi âdet edinmiş­lerdi. Hz. Peygamber de kendisine getirilen çocuklara, genellikle;

Allah'a kulluğu esas alan isimleri,

Geçmiş peygamberlerin adlarını,

İyi halleriyle bilinen (salih) kişilerin isimlerini ad olarak vermek­teydi.

Bu yolla Hz. Peygamber, ilk İslâm neslinin, şirk ve cahiliye kültürü­nün izlerini taşıyan isimlerden arınmış, İslâm'ın temeli olan tevhid inan­cına uygun isimlerle donanmış yepyeni bir nesil olarak tarihteki yerini almasını sağlamıştır.

Öte yandan Hz. Peygamber sadece yeni doğanlara güzel isimler vermekle yetinmiyor, Müslüman olmak için huzuruna gelen insanların çirkin isimlerini de güzelleriyle değiştiriyordu. Bu uygulama, isimlerde İslâmlaştırma anlamına gelmekteydi. Yine bu uygulama, isimlendirmede insanları etkileyen, "geçmişe vefa" ve "takdire dayalı özenti" duygularını daha üst bir duygu ile yani insanın evrendeki asıl konumu, kulluk vas­fına ağırlık ve öncelik veren bir duygu ile ıslah etmek demekti. Bu da pek tabiî idi. Zira her iki dünyada da mutlu olmasını istediği "mükerrem varlık insan" ile ilgili her konuya büyük önem atfeden İslâm'ın, isimler ve isimlendirme mevzuuna ilgisiz kalması beklenemezdi. Hz. Peygamber, çok sevdiği ümmetinin, sevdiği güzel isimlerle anılmasını istiyordu. Hatta o, işin ahirete uzanan boyutunu hadisimizde şöyle haber veri­yordu:

“Kıyamet günü siz, adınız ve babanızın adıyla çağrılacaksınız. Bu sebeple isimlerinizi güzelleştiriniz.”(4)

İsimlerde aranan güzelliğe açıklık getiren bir hâdis-i şerif de şu mealdedir:

“İsimlerin Allah katında en sevimli ve makbul olanı Abdullah ve Abdurrahman'dır.”(5)


Her toplumun, çocuklarına ad koyarken değişik yaklaşımlar içinde olması ve farklı yöntemler uygulaması mümkün ve tabiîdir. Bu yaklaşım ve yöntemleri etkileyen de birinci derecede inanç sistemleridir. 

Çocuklara güzel isimler konmasını tavsiye eden ve hayatında bunu fiilen ve istisnasız olarak uygulayan Hz. Peygamber, birden çok isim ve künyesi olan şahısların, en güzel isim ve künyeleri ile çağırılmalarını da tavsiye ederdi.

Her toplumun, çocuklarına ad koyarken değişik yaklaşımlar içinde olması ve farklı yöntemler uygulaması mümkün ve tabiîdir. Bu yaklaşım ve yöntemleri etkileyen de birinci derecede inanç sistemleridir. Dünyanın küçüldüğü, kültürel alış-verişin sınır tanımazlık noktasına ulaştığı gü­nümüzde kendi değerlerimize uygun, güzel isimlerle, çocuklarımızın kimlik ve kişiliklerini korumalarına yardımcı olmak, bu gün, herhalde her zamankinden daha büyük önem kazanmış bulunmaktadır.

Bize öyle geliyor ki "Allah, verdiği nimetin izinin kulu üzerinde görül­mesinden hoşnut olur"(6) hadisi sahip olduğumuz İslâm nimetlerinin izinin, çocuklarımıza koyacağımız adlara da yansımasının gereğine ve güzelli­ğine işaret etmektedir.

Çocuklarımız güzelse -ki mutlaka güzeldirler-, onlara güzel isimler koymak da anne ve babalara düşen bir güzel ve kutlu görevdir. O halde Müslüman yavrularının "isimlerinden tanınır" olmaları, ailelerin sorum­luluğundadır. Zira bir ayette belirtildiği gibi "İman ettikten sonra kötü ad (ve nam) sahibi olmak ne çirkindir." (7)

 


Dipnotlar:

1. Ebû Dâvûd, Edeb 61; Dârimî, İsti'zan 59; İbn Hıbban, Sahih, VII, 528

2. Bk. Müslim, Sayd 57; Ebû Dâvûd, Edâhi 11; Tirmizî, Diyât 14

3. Bk. İbn Hacer, el-İsâbe, II, 105

4. Ebû Dâvûd, Edeb 61, Dârimî, İsti'zan 59; İbn Hıbban, Sahih VII, 528, İbn Hıbban bu hadisten hareketle bab başlığını, "Kıyâmette meleklerin kendilerine isimleriyle hitâb edeceğini dikkate alarak, kişiye çocuklarının isimlerini güzelleştirmesinin emredilmesi" diye tanzim etmiştir.

5. Müslim, Âdâb 2

6. Tirmizî, Edeb 54

7. Bk. el-Hucurât (49),11

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin