Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Dağ Yolcusu

"Dağ Çağrısı" Sezai Karakoç'un duyuşunda dirilişe çağrıyla aynı şeydir. Hicret ya da yeniden doğuşun yolu dağdan (kendi içine doğru kaygılı bir yolculuktan) geçer. Zirvelere tırmanmaya yönlendiren henüz dile getirilemez tutkunun yanında, inzivaya çekilmeye götüren bir ızdırabı da yaşamış olmalısın. 

ImageDağ, dinlerin ve mitolojinin gösterdiği büyük sığınak ya da zirve. Efsanelerde dağ, hem mefkure yolunda büyük engeldir, hem de yeni bir hayat bulmanın beşiği. Kuru hava, duru gökyüzü, parmaklara değen bulutlar; kemikleşmiş kabullerin tahakkümüne karşı koyma gücünü (veya dehayı) bahşeder kişiye.

 Masallarda dağ, yetim çocuğun Doğu'ya doğru yedi yıl kadar gittikten sonra ulaştığı, mutluluğa kavuşacağı zirvedir.  Dağın büyüklüğü ve yüksekliği yetişkin kişiliği imler, Jung'a göre. Dağ, yolculuğun ve tırmanışın hedefini temsil eder; bu nedenle de psikolojide "kendilik" anlamına gelir. Ataları ve peygamberleri çağrıştıran dağ, kendini tanımanın da mekânı.  

Kimsenin benliğinin derinliklerinden yükselen -kurulu düzeni sarsacak ölçüde haklı- sesleri dinlemeye hazır olmadığını düşünüyorsun, oysa yüksek sesle haykırmadan da yapamayacaksın. Öyleyse dağlara çık, uzaklaş insanlardan ve seni anlayışla karşılayan o ıssızlıkta kelimelerini haykır!

"Dağ Çağrısı" Sezai Karakoç'un duyuşunda dirilişe çağrıyla aynı şeydir. Hicret ya da yeniden doğuşun yolu dağdan (kendi içine doğru kaygılı bir yolculuktan) geçer. Zirvelere tırmanmaya yönlendiren henüz dile getirilemez tutkunun yanında, inzivaya çekilmeye götüren bir ızdırabı da yaşamış olmalısın.  

 


Tur Dağı'nda Musa, Zeytin Dağı'nda İsa, Hira'da Muhammed! Dağ yolcusu, öz varlığına, âleme ve yaradılışa toplumun ve kültürün baskıların uzağında bakmayı murad eden kişidir.

Öyle olur ki her birimizin hayat görüşü veya hayat tarzı, başka hayatları kendi gerçeklikleriyle anlama konusunda yüce dağlar misali yükselerek ufkumuzu kaplayabilir. İnsan olarak hakikate doğru sürdürdüğümüz yolculuğu toplumsal sorumluluklarımızın üzerinden değerli kılarız. Nerede durursak duralım, yüksek dağlar nedeniyle sadece bir yüzüyle tanıyoruz hayatı. Dağın öteki yüzünde neler var acaba?  "Dağın ötesinde başka insanlar var", diyor Ayşe Şasa, Bir Ruh Macerası'nda. Sesini duyurmakta zorlanan yaralı insanı görebilme ve onunla ilgili sorumluluk alabilme hassasiyetimizle insan olma yolunda ilerlemeyi hakediyoruz.

Tur Dağı'nda Musa, Zeytin Dağı'nda İsa, Hira'da Muhammed! Dağ yolcusu, öz varlığına, âleme ve yaradılışa toplumun ve kültürün baskıların uzağında bakmayı murad eden kişidir. Güzel, iyi ve doğru sıfatları, bulutlara doğru yolculuğunu sürdüren, yine de ayakları toprağa basmakta olan kişinin gözlerinde yeni bir can bulacak. Orada moda üslupların, halkı tepkisiz kılmaya dönük söylemlerin, baskıcı siyasal ve sosyal düzenleri sürdürmeyi mümkün kılan yalanların, iki yüzlü ahlâki kabullerin bir geçerliliği yok. Hira dağının zirvesinden, girişi bir insan boyunda, tavanı elli metre yükseklikte, fakat içine girildiğinde bir insanın güçlükle uzanabileceği mağaranın ufkundan bakıldığında göze görünen gerçek, bu düzenin artık bu şekilde yürümeyeceğine dair bir iman olmalı.

Hira, Mekke'nin kuzeyinde, yaklaşık iki yüz metre yüksekliğinde, zirvesinde peygamberleri, zahitleri, tefekkür arayışı içindeki yolcuları ağırlamaya alışkın olan bir dağ. Zorlu bir yolu var, öyle ki kişinin bir koşuda zirveye ulaşması düşünülemez. Dağın zirvesinde kırk metreyi bulan genişlikte düz bir alan var ki, Rahnuma'nın anlatımıyla, burada gökyüzüne kendini daha yakın hissediyor insan ve zihin, yaratılışın hikmetleri üzerine düşünmeye daha açık hale geliyor.

 


Cahiliye toplumunda kendini kabullendirmek isteyen insan için kibirli çıkışların kürsüsü olan dağ, Muhammed (a.s.) için yeryüzündeki varlığının hikmetleri üzerine düşünmeye çekildiği mekân.  

Dağın zirvesinde ve mağaranın karanlığında güncel, ihtişamlı ve hayati önemde sayılan kelimeler kılık değiştiriyor. 

Muhammed (a.s) derin bakışlarıyla Mekke'nin iç yaşantısına nüfuz ederken, kendi içine doğru başlattığı yolculuğu şehrin dışına, Hira dağına tırmanarak tamamlamaya çalışıyor.

O artık evli, toplumsal açıdan -aykırılığıyla ilgili bütün kayıtlara karşılık- muteber bir kişiliğe sahip, olgunluk çağına yaklaşan bir adamdır.  İçinde yaşadığı toplumun saygınlık açısından talep ettiği ölçülere sahip olsa da, bu ölçülerin sahiciliğiyle ilgili endişeleri yüzünden Ramazan ayında Mekke'ye sığamıyor ve içinde biriktirdiği kelimeleri dağ başında, bir mağarada haykırarak bulunması gereken konumun arayışını sürdürüyor. İbadet ediyor, tefekkürde bulunuyor, ruhuna ızdırap veren sorulara cevap arıyor. Düşünen insanın cennetten dünyaya düştü düşeli varlığının anlamı üzerine sorduğu sorulara dönüyor defalarca ve bu sorulara hem kısmi hem de evrensel cevaplar bulmaya çalışıyor. İçinde yaşadığı toplumda hurafelerle yüceltilen cehaleti, asabiyet hissiyle çoğaltılan kibri, sınıflar arasındaki uçurumu derinleştiren ekonomik kuralları sorguluyor. Kız çocuklarının daha bebekken ölümüne sebep olan, genç kızları ise en zahiri sebeplerle bir süreliğine değerli kılan cinsiyetçi bakış açısının sebeplerini çözümlemeye çalışıyor.

Bir zamanlar çölde edindiği temel değerleri tamamlayan bir zirvesi var dağın.  Fakat bu zirve cahiliye döneminde soyla sopla övünmenin ifadesinin de kürsüsü olurdu. Hac günlerinde bir erkek bir dağın üzerine çıkarak, "Ben filan oğlu filanım, şöyle yaptım, babam şöyle yaptı, dedem şöyle yaptı" diye kendisinin ve atalarının toplumda itibar gören fiillerini sayar döker, onlarla övünürdü.  Muhammed (a.s.) Hira'da vahiyle muhatap olmaya başladıktan sonra, Medine'ye hicretin ardından Allah-u Teala, "Hac ibadetlerinizi bitirince, Cahiliyet devrinde hacdan sonra, toplanıp atalarınızı anarak övündüğünüz gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın" (Bakara; 200), mealindeki ayet-i kerimeyi indirdi.

Cahiliye toplumunda kendini kabullendirmek isteyen insan için kibirli çıkışların kürsüsü olan dağ, Muhammed (a.s.) için yeryüzündeki varlığının hikmetleri üzerine düşünmeye çekildiği mekân.  

 

Yorumlar

 
Ali Haydar ÖZLÜ
Ali Haydar ÖZLÜ18.05.2012

S.A.
Muhterem kari ler,
Bu edebi ortama uygun girizgah yaparak mevzuu hakkında görüş bildirmek istiyorum.
Dağlara gönül vermiş lakin hatalarınıda bilen biri olmak hasebiyle mevzuuya ilişkin fikir serdetmem ne derece doğru olur bunu da bilemem.
Hitap tarzım tamamen farklı fakat bu sayfaya,sizlere de layık olmasını istedim.
uzun beyanım için özür dilerim.
Dağlarda geçen her anımın uzun soluklu hayat iksiri yerine geçmesine şahidim.
Eşit zamanlar olmasa dahi belli periyotlar la dağlara gittiğimizde ve şehre döndüğümüz de en az 15 günlük enerji depoluyorum bana bir hayli faydası oluyor bu arada unutmadan yaşım 54,yaşıtlarım kahvehane,benzeri yerlerde adeta pineklerken dağların verdiğini alabildiğine yaşıyorum.
Hülasa son satırlarda ifade buyurulduğu gibi "Cahiliye toplumunda kendini kabullendirmek isteyen insan için kibirli çıkışların kürsüsü olan dağ, Muhammed (a.s.) için yeryüzündeki varlığının hikmetleri üzerine düşünmeye çekildiği mekân. "cümlesi özetliyor.
Saygılarımla
Ali Haydar ÖZLÜ

18.05.2012

 

Cihan Aktaş

1960 Refahiye-Erzincan doğumlu. Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Yüksek Okulu’nu (1982) bitirdi. Mimar, basın danışmanı, gazeteci ve okutman olarak çalıştı. Roman ve öykü kitapları yanı sıra kadın, kamusallık, sanat ve siyaset etrafında araştırma ve denemelerden oluşan kitaplar yayımladı. 1995’te Türkiye Yazarlar Birliği, 1997’de Gençlik Dergisi tarafından ‘Yılın Hikâyecisi’, 2002’de TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi. 2009’da “Kusursuz Piknik” isimli hikâye kitabı ESKADER tarafından yılın hikâye kitabı ödülünü kazandı. 2015’de Bursa 15. Edebiyat Günleri Ahmet Hamdi Tanpınar Ödülü’ne layık bulundu. Hâlihazırda www.dunyabulteni.net, www.sonpeygamber.info siteleri ve Gerçek Hayat dergisinde yazıyor.  Eyüp Sinema Akademisi’nde sinema kültürü dersleri veriyor. Kitapları: İnceleme-Araştırma: Hz. Fatıma (1984), Hz. Zeynep (1985), Sömürü Odağında Kadın (1985), Veda Hutbesi (1985, 1992), Sistem İçinde Kadın  (1988), Tanzimat’tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar I (1989, 1990, 2006), Tesettür ve Toplum/Başörtülü Öğrencilerin Toplumsal Kökeni (1991, 1993, 1995, 1997), Modernizmin Evsizliği ve Ailenin Gerekliliği (1992), Mahremiyetin Tükenişi (1995), Şark’ın Şiiri-İran Sineması (1998, 2005), Bacı’dan Bayan’a/İslamcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi (2001, 2003, 2005), Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri- İran’da Siyasal, Sosyal ve Kültürel Değişim (2004, 2005),  Türban’ın Yeniden İcadı (2006), Bir Hayat Tarzı Eleştirisi İslamcılık (2007), Yakın Yabancı (2008) , Kardeşliğin Dili (2010), İktidar Parantezi: Kadın Dil Kimlik (2011), İslamcılık/Eksik Olan Artık Başka Bir Şey (12014), Şehir Tutulması (2015). Hikâye: Üç İhtilal Çocuğu (1991), Son Büyülü Günler (1995), Acı Çekmiş Yüzünde (1996), Azizenin Son Günü-Azerbaycan Hikâyeleri (1997, 2006), Suya Düşen Dantel (1999), Ağzı Var Dili Yok Şehrazat (2001, 2005), Halama Benzediğim İçin (2003), Duvarsız Odalar (2005), Kusursuz Piknik (2009), Ayak İzlerinde Uğultu (2013), Kızım Olsaydın Bilirdin (2015). Roman: Bana Uzun Mektuplar Yaz (2002, 2003, 2005, 2010), Seni Dinleyen Biri (2007), Sınıra Yakın (2013). 

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin