Sahabe
Sahabiler
 

Ensarın Efendisi Ubey b. Ka'b

Tevrat, İncil gibi semavî kitaplar hakkında da bilgi sahibi olan Ubey (ra), Kur’ân kıraati ve tefsir konusunda da ashaba hocalık yapacak mertebeye ulaşmıştır. Bu sebeple kendisine “Ensar’ın efendisi” lakabının yanı sıra “Kur’ân okuyanların efendisi” unvanı da verilmiş, Müslümanlar arasında bu şekilde şöhret bulmuştur. Allah Rasûlü (sav) de onun Kur’ân ilimlerindeki derinliğini dile getirmiştir.

Ubey b. Ka‘b (ra) Medine’de dünyaya geldi. Mensup olduğu aile, Hazrec kabilesinin Neccaroğullarıdır. Babası Ka‘b b. Kays, annesi yine aynı kabileden Süheyle’dir. Ubey (ra),nübüvvetin 12. yılına (621) rastlayan hac mevsiminde Hz. Peygamber ile Hazrec kabilesine mensup 6 Medinelinin Mina’da bir araya gelmesiyle gerçekleşen 1. Akabe biatından sonra Müslüman oldu. Bunun bir yıl ardından ikisi kadın, yetmiş beş Yesriblinin iştirak ettiği 2. Akabe biatında o da hazır bulundu ve Hz. Peygamber’in huzurunda Müslümanlığını teyit etti. Allah Rasûlü (sav)’nün Mekke’den Medine’ye hicretinin ardından gerçekleştirdiği Ensar-Muhacir kardeşliği uygulamasında Ubey (ra), Muhacirlerden Saîd b. Zeyd (ra) ile kardeş yapıldı. Ubey b. Ka‘b (ra) Medine döneminde Bedir savaşından başlayıp Taif muhasarasına kadar gerçekleştirilen bütün gazalarda Hz. Peygamber ile birlikte bulunup hepsinde kahramanlıklar gösterdi. Hz. Peygamber ve Müslümanların çok zor şartlar altında kaldıkları Uhud savaşından yaralı olarak kurtuldu. Allah Rasûlü (sav) ona ayrıca resmî görevler de verdi. Bunların başında Benî Kudaa, Benî Huzeym, Benî Uzre ve Benî Sa’d kabilelerinin zekâtlarının toplanması gelmektedir.

Ubey b. Ka‘b (ra) Ensar’ın önde gelen âlimlerinden biri olarak kabul edilir. Tevrat, İncil gibi semavî kitaplar hakkında da bilgi sahibi olan Ubey (ra), Kur’ân kıraati ve tefsir konusunda da ashaba hocalık yapacak mertebeye ulaşmıştır. Bu sebeple kendisine “Ensar’ın efendisi” lakabının yanı sıra “Kur’ân okuyanların efendisi” unvanı da verilmiş, Müslümanlar arasında bu şekilde şöhret bulmuştur. Allah Rasûlü (sav) de onun Kur’ân ilimlerindeki derinliğini dile getirmiştir. Nitekim bir gün kendisine Kur’an’daki en muazzam âyetin hangisi olduğu sorulduğunda Ubey (ra), “Ayet'el-Kürsî'dir” cevabını vermiş, bunun üzerine Rasûlullah (sav), “Ne mutlu sana ey Ubey! Bu ne bilgi! Allah'a yemin ederim ki, bu âyetin, Cenab-ı Hakkı zikreden, takdis eden dili ve dudakları vardır.” sözleriyle onun bilgisini takdir etmiştir. Başka bir rivayette ise Rasûlullah (sav), “Ey Ubey! Allah bana, sana Kur'ân okumamı emretti” buyurmuş, Ubey (ra), “Allah benim adımı zikretti mi?” diye sorduğunda, Rasûlullah (sav), “Evet, Mele-i Âlâ’daki isminle ve nesebinle zikretti” diye cevap vermiştir.

Müslümanların yönetimini üstlenen halifeler Kur’ân ilimlerindeki mevkii ashab tarafından bilindiği için Allah Rasûlü (sav)’nün vefatından sonra Ubey b. Ka‘b (ra)’ın, ilmî birikiminden istifadeye çalışmışlardır. Meselâ halife Hz. Ebu Bekir (ra), Kur’ân’ın ilk tertip edilmesi için oluşturduğu ilim heyetine Ubey (ra)’i dâhil etmiştir. Kur’ân’ın tek Mushaf hâline getirilmesinden sonra çoğaltılması faaliyetinde de halife Hz. Osman’ın oluşturduğu 12 kişilik ilim heyetinin başına da Ubey b. Ka‘b (ra) bulunmaktadır. İlk dönemde Kur’ân ilimlerinin tanzim ve talimiyle meşgul olan Ubey (ra)’in, bu sebeple en mühim talebeleri ilk halifelerdir. İlimle, özellikle de Kur’ân öğretimiyle meşgul olan Ubey (ra), kendisine teklif edilen hiçbir mülkî görevi kabul etmemiştir. Bununla birlikte Halife Hz. Ömer (ra), Ensar ve Muhacir önderlerinden oluşturduğu danışma heyetine onu da almış, din ve dünya işleriyle ilgili problemlerin hallinde onun ilim ve tecrübesinden yararlanmıştır.

Devlet memuru olmak yerine sivil fetva faaliyetleriyle Müslümanların dinî ve dünyevî meselelerinin hallinde büyük hizmetler îfa etmiştir. Bu sebeple Ubey (ra) ashabın en önemli müctehitlerinden biri sayılır. Kıraat ilmine önemli katkılar sağlayan Ubey b. Ka‘b (ra), buna paralel olarak tefsir ilmine de mühim katkılar sağlamıştır.

Hz. Ömer (ra)’in ısrarla kendisini yönetici tayin etme taleplerini geri çeviren Ubey (ra), Medine’de ilim öğreticiliğini her şeyin üzerinde tuttuğunu beyan etmiştir. Devlet memuru olmak yerine sivil fetva faaliyetleriyle Müslümanların dinî ve dünyevî meselelerinin hallinde büyük hizmetler îfa etmiştir. Bu sebeple Ubey (ra) ashabın en önemli müctehitlerinden biri sayılır. Kıraat ilmine önemli katkılar sağlayan Ubey b. Ka‘b (ra), buna paralel olarak tefsir ilmine de mühim katkılar sağlamıştır. Temel tefsir kaynaklarında ondan nakledilen pek çok tefsir rivayeti bulmak mümkündür. Halife Hz. Ömer (ra), Ubey b. Ka’b’a son derece hürmet ederdi. Bilhassa onun açık sözlülüğü, halifenin kendisine karşı duyduğu saygısını daha da artırırdı. Bir gün halife onun bulunduğu mecliste bir ayet-i kerimeyi yanlış okuduğunda Hz. Ubey (ra), “Ey Ömer! Ben bu âyet-i kerimeyi bizzat Rasûlullah (sav)’tan dinlemiştim. Ben onu dinlerken sen Bakî'de alışverişle meşgul idin.” diyerek kendisini ikaz etmiş, buna karşılık halife muhatabına saygıyla şu cevabı vermiştir: “Çok doğru söyledin. Ben de senin doğru konuşma konusundaki hassasiyetini tecrübe etmek istemiştim. Çünkü huzurunda doğru söz söylenmeyen idarecilerde hayır yoktur.”

Ensar’ın efendisi ve Kur’an okuyanların efendisi Ubey b. Ka‘b (ra), Hicretin 35 (Miladi 655) yılında, Hz. Osman’ın halifeliği döneminde Medine’de vefat etti ve buraya defnedildi. Ubey b. Ka‘b (ra), kıraat, tefsir ve fıkıh ilminin yanı sıra hadis ilmine de büyük hizmetler sunmuştur. Zira onun Allah Rasûlü (sav)’nden pek çok hadis rivayeti bulunmaktadır. Büyük hadis âlimi Zehebî, onun ashab arasında en çok hadis dinleyenlerden biri olduğunu ileri sürer. Kendisinden rivayet edilen bazı hadisler şunlardır: “Nebîler arasında benim mevkiim şuna benzer: Adamın biri bir ev yapmış, onu güzelleştirmek için her türlü emeği harcamış, ancak duvarda bir tuğlanın yerini boş bırakmış. Herkes bu binaya girip gezer, hayretle güzelliğini temaşa eder, ancak bir tuğlanın yerinin boş olduğunu görünce de, ‘bu noksan tamamlansaydı iyi olurdu’ der. İşte benim peygamberler arasındaki konumum, o tuğlanın yeri gibidir”. “Sabah ve yatsı namazı kadar münafıklara ağır gelen namaz yoktur. Onlar bu iki namazın faziletini anlamış olsalardı, bu namazlara devam ederler, hatta ilk saflara koşarlardı. Çünkü namazda ilk saf, meleklerin safı gibidir. Bir adamın iki adamla birlikte namaz kılması, yalnız başına namaz kılmasından daha faziletlidir. Cemaat ne kadar çoğalırsa, namaz kılanların ibadeti Allah nazarında daha makbul olur.”

Ubey b. Ka‘b (ra)’ın Müslümanlara yol gösteren çok veciz sözleri vardır. Bunlardan bazıları şöyledir: “Mümin dört vasfından belli olur: Belâ ve musibete maruz kaldığında sabreder. Nimet ve ikrama kavuştuğunda şükreder. Konuştuğu zaman doğru konuşur. Hükmettiği zaman adalete riayet eder”. “Mümin beş nur içinde dönüp dolaşır. Cenab-ı Hakk’ın, 'nur üzerine nur' buyurması buna işarettir. Onun sözü nur, ilmi nur, girdiği yer nur, çıktığı yer nur ve kıyamet günü gideceği yer nurdur.”

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.