Hz. Muhammed
Sünnet ve Hadis
 

Hadis Olarak Bilinen Asılsız Sözler (II)

Editörün Notu: Hadis-i şerifler; dinin doğru anlaşılması açısından olduğu kadar Hz. Peygamber’in örnekliğini günümüze ulaştırması yönünden de İslam dini için önemli yer teşkil ediyor. Müslümanların Kur’ân-ı Kerîm’den sonraki temel kaynağı olan hadis metinleri, hak dinin doğru yaşanması bakımından çok mühim.

Sonpeygamber.info Web Portalı olarak hadis araştırmaları ve hadislerde sıhhat meselesi üzerine tartışmalara katkıda bulunmak amacıyla Osman Arpaçukuru'nun "Hadis Olarak Bilinen Asılsız Sözler" isimli yazı dizisini okurlarımıza sunmaya başlamıştık. Arpaçukuru, yazı dizisinin ikinci kısmında, halk arasında çokça zikredilen ve kimi İslamî öğretilere de temel olan "(Ey Muhammed!) Sen olmasaydın, (Sen olmasaydın) ben asla âlemleri yaratmazdım" sözünü kaynaklar bakımından incelemeye alıyor. Yazar, dizinin sonraki kısımlarında da Hz. Peygamber'e izâfe edilen başka sözleri ele alan yazılarıyla Sonpeygamber.info'da olacak.


عَنْ عُبَيْدِ اللهِ بْنِ مُوسَى الْقُرَشِيِّ حَدَّثَنَا الْفُضَيْلُ بْنُ جَعْفَرَ بْنِ سُلَيْمَانَ

عَنْ عَبْدِ الصَّمَدِ بْنِ عَلِيِّ بْنِ عَبْدِ اللهِ بْنِ عَبَّاسٍ

عَنْ أَبِيهِ عَنِ بْنِ عَبَّاسٍ عَنِ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمِ أَنَّهُ قَالَ:

« لَوْلاَكَ [لَوْلاَكَ] لَمَا خَلَقْتُ الْأَفْلَاكَ. »


Ubeydullah b. Musa el-Kureşî’den rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir: Fudayl b. Ca’fer b. Süleyman, Abdussamed b. Ali b. Abdullah b. Abbas’tan, o da babası Abbas’tan bize tahdis edip dedi ki: Hz. Peygamber şöyle buyurdu:
“(Ey Muhammed!) Sen olmasaydın, [Sen olmasaydın] ben asla âlemleri yaratmazdım.”
(Levlâke [levlâke] le-mâ halaktu’l-eflâk)


Daha çok nasihat ve vaaz türü kitaplarda bulunan ve “kudsî hadis” olduğu söylenen bu rivayet, ilk ortaya çıkışından günümüze kadar geçen asırlar içinde halk arasında iyice yayılmış ve neredeyse her Müslümanın âşina olduğu meşhur bir söz olmuştur.

Şu kadar var ki hadis âlimleri bunun Hz. Peygamber'in ağzından uydurulmuş bir söz olduğunu ve hadis olarak aslının bulunmadığını bildirmişlerdir. Dolayısıyla kıtalar ve zamanlar aşan şöhretine rağmen bu söz, hadis değildir. Peygamber Efendimiz ne bu sözü ne de aynı anlamda başka bir sözü söylemiştir.

Ayetler, varoluşun temel sebebinin Allah'a kulluk olduğunu haber verirken hadis diye uydurulmuş bu söz, varoluşun sebebini Hz. Peygamber olarak göstermekte ve her şeyin O'nun yüzü suyu hürmetine, Allah'ın O'na olan sevgisinin tezahürü olarak ve O'nun hatırına yaratıldığını bildirmektedir. Bu sözün ifade ettiği anlamın ayetlerle çeliştiği açıktır; dolayısıyla yanlışlığı ortadadır.

Hadis diye uydurulmuş olan bu söz, Buhârî ve Müslim başta olmak üzere güvenilir temel hadis kaynaklarında “hadis olarak” bulunmamaktadır. Araştırmamız sonunda, Hz. Peygamber’e ait bir söz (hadis-i şerif) olarak gösterildiği tek kitabın Deylemî’nin (ö.509) el-Firdevs bi-me'sûri'l-hitâb (Firdevsü'l-ahbâr) adlı eseri olduğunu gördük. Deylemî’nin elimizdeki nüshasında rivayet, “Allah şöyle buyurdu: İzzetime ve celalime yemin olsun ki, sen olmasaydın cenneti yaratmazdım. Sen olmasaydın dünyayı da yaratmazdım” şeklindedir. (V, 227) Söz konusu kitapta çok sayıda zayıf ve hatta uydurma hadisin bulunduğu bilinmektedir. Bu durumu da Deylemî'nin başlıca kaynağı olan Şihâbü'l-ahbâr'ın güvenilir bir hadis kitabı olmamasıyla açıklamak mümkündür. [1] Dolayısıyla bu uydurma rivayetin, Deylemî’nin kitabında bulunuyor olması, onun hadis olduğuna delil oluşturmamaktadır. Özellikle de rivayetin uydurma olduğu âlimler tarafından dile getirilmişse...

Çağdaş hadis âlimi merhum Muhammed Nâsırudin Elbânî (ö.1999) Silsiletu’l- ehâdîsu’z-zaîfe adlı kitabında (I, 448-451) hadis diye uydurulmuş bu söz hakkında genişçe açıklama yapmıştır. Geçmiş âlimlerin sözlerini de içeriyor olmasından dolayı onun açıklamasına burada yer veriyoruz. O şöyle diyor: [2]

"Bu, hadis diye uydurulmuş bir sözdür, hadis değildir.

Sağânî (ö.650) “el-Ehâdisu’l-mevzûa” adlı kitabında (s.57) onun hakkında "hadis diye uydurulmuş söz" demiştir.

Ali el-Kârî (ö.1014) “el-Mevzûât” adlı kitabında (s.67-68) şöyle demektedir: “Hadis değildir. Fakat anlamca doğrudur; çünkü Deylemî'nin İbn Abbas’tan naklettiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: ‘Cebrail bana gelerek şöyle dedi: ‘Ey Muhammed! Sen olmasaydın cenneti yaratmazdım. Sen olmasaydın, cehennemi de yaratmazdım.’[3]

İbn Asâkir (ö.571) bu sözü, “Sen olmasaydın, dünyayı yaratmazdım” biçiminde nakletmiştir. [4]

Benim [Muhammed Nâsırudin Elbânî] kanaatim odur ki Ali el-Kârî’nin sözünü ettiği Deylemî’deki rivayetin sahih olduğu kesinleşmedikçe bu sözün anlamca doğru olduğu da söylenemez. Deylemî’deki hadisin sahih olduğunu bildiren herhangi bir âlim de bilmiyorum. Artık Deylemî’nin “el-Müsned”inde yer alan hadisin senedini de tesbit etmiş durumdayım. [5] Hadisin râvileri arasında bulunan Abdüssamed b. Ali b. Abdullah isimli râvi bu hadisin felâketidir. Ukaylî onun hakkında “Hadisleri alınmaz” demektedir. “Ey Muhammed! Sen olmasaydın, ben âlemleri yaratmazdım” hadisinde de aynı râvi bulunmaktadır ve hadisin başka bir râvi zinciri (senedi) de yoktur. İbn Asâkir’in “Sen olmasaydın, dünyayı yaratmazdım” şeklindeki rivayetine gelince, İbnu’l-Cevzî (ö.597), bunu “el-Mevzûât” adlı kitabında (I, 288-289) nakletmiş ve “bu hadis diye uydurulmuş bir sözdür, hadis değildir” demiştir. Suyûtî (ö.911) de “el-Leâlî” (I, 272) adlı kitabında İbnu’l-Cevzî’nin söz konusu hadis hakkındaki değerlendirmesine katılarak o da hadisin uydurma olduğunu söylemiştir.” [6]

Bu rivayet çerçevesinde yapılan açıklama ve yorumlarda bütün varlıkların Hz. Peygamber’in yüzü suyu hürmetine yaratıldığı inanışı ortaya atılmakta ve bu temelsiz inanç, aynı şekilde kendi gibi temelsiz olan söz konusu uydurma hadise dayandırılmaktadır.

İbnu’l-Cevzî (ö.597) Sağânî (ö.650) İbn Teymiyye (ö.728) Suyûtî (ö.911) Ali el-Kârî (ö.1014) Aclûnî (ö.1162) Şevkânî (ö.1250) Leknevî (ö.1304) ve Cemâlüddin Kasımî (ö.1332) gibi meşhur hadis âlimleri bu sözün “hadis diye uydurulmuş, asılsız bir rivayet” olduğunda hemfikirdirler. [7]

Cemâlüddin Kasımî'ye göre bu söz, mevlid-i şerif kutlamaları esnasında Hz. Peygamberi metheden sözler okuyanlar tarafından uydurulmuştur. [8]

İbn Teymiyye bu sözün ne sahih ne de zayıf hiçbir şekilde hadis olmadığını, sahabeden bu anlamda bir söz nakledilmediğini; bunun, “söyleyeni belli olmayan bir söz” olduğunu bildirmiştir. [9]

Ülkemizin tanınmış hadis âlimlerinden Prof. Dr. Raşit Küçük de söz konusu hadisin durumuna dair internet üzerinden yöneltilen bir soruya verdiği cevapta hadisin uydurma olduğuna dair açıklamada bulunmuştur. [10]

Geçmişte ve çağımızda hadis âlimlerinin yaptıkları açıklamalardan bu meşhur rivayetin hadis olmadığı anlaşılmaktadır.

Her ne kadar Aclûnî, uydurma hadisleri derlediği Keşfu’l-hafâ adlı ünlü kitabında "Bu söz, hadis olmasa da anlamca doğrudur" [11] demişse de bizim için öncelikle önemli olan, bu sözün anlamca doğruluğu değil; Hz. Peygamber'e ait olup olmadığı meselesidir.

"Kudsî hadis" olarak meşhur olmuş ancak güvenilir temel hadis kaynaklarında hadis olarak yer almamış bu sözün Rasûlullah (sav)'a aidiyetinin araştırılıp gerçeğin ortaya konulması, anlamının doğru olmasından daha önemli bir meseledir. “Anlamın doğruluğu” meselesinde odaklanıp “sözün, kaynağına ait olmayışı” hususunun göz ardı edilmesi durumunda “Hz. Peygamber’e iftira atmak” gibi son derece tehlikeli bir davranışa göz yumulmuş ve tabii bunun ağır vebali altında kalınmış olunacaktır.

Geçmişte hadis âlimlerimiz, yukarıda aktardığımız bazı açıklamalarında da görüldüğü üzere bu uydurma rivayet hakkında gerekli bilgilendirmeyi ve açıklamayı yapmışlardır. Ancak günümüzde onların söz konusu kıymetli açıklamalarının kütüphane raflarını dolduran kitaplarda kaldığı, halkın dikkat ve bilgisine yeterince ulaşmadığı ortadadır.

Temelleri sahabe döneminde atılan sened (isnad) sisteminin, hadis metinlerinin ayrılmaz bir parçası olup hadisin sıhhati hakkında hüküm vermede kullanılan temel kriterlerden olduğu bilinmektedir. Hadisin senedi yoksa o hadis hakkında değerlendirme nasıl yapılacaktır? Sened gereksizse âlimler İslam tarihinin ilk birkaç asrı boyunca neden ısrarla sened üzerinde durmuşlardır?

Bizatihi duyup işittiklerimizin yanısıra internet ortamında -özellikle forum sitelerinde yaptığımız- kısa gezinti esnasında bu sözün hadis olarak sanal ortamlara da taşındığını, savunulan çeşitli düşünce ve hükümlere temel yapıldığını, etrafında söylemler geliştirildiğini gördük. Bu da, rivayetin asılsızlığına dair âlimlerin yaptıkları açıklamalardan halkın haberdar olmadığı yönündeki görüşümüzde bizi maalesef haklı çıkarmaktadır. [12]

Web sitelerinden birinde bu uydurma hadis üzerine oturtulan inanç, şöyle dile getirilmektedir: “Tasavvuf düşüncesinde Hakikat-i Muhammediyye veya Nur-ı Muhammedi denen bir inanış ve kavram vardır. Konumuz olan hadis daha çok bu inanışın temellendirilmesi vesilesiyle gündeme gelir.” [13] Bir diğer sitede özetle şöyle denmektedir: “Tasavvufi anlayışa göre Allah’tan başka hiçbir şey yok iken ilk defa hakikat-i Muhammediye var olmuş, bütün yaratıklar bu hakikatten ve O'nun için halk edilmiştir. Âlemin var olma sebebi, maddesi ve gayesi bu hakikattir. (…) Varlığın mebde ve müntehası Hz. Muhammed (sav)’dir… Tasavvufta sık sık kullanılan ve kudsi hadis olarak da rivayet edilen, ‘Sen olmasaydın ben kâinatı yaratmazdım’ (Levlake...) ifadesiyle varlığın Hz. Muhammed (sav) için yaratıldığı anlatılır. …’ın birçok yerinde de bu hadis nazarlara sunularak kâinatın yaratılış sebebi olarak Hz. Muhammed (sav) gösterilir.” [14]

Bu rivayet çerçevesinde yapılan açıklama ve yorumlarda bütün varlıkların Hz. Peygamber’in yüzü suyu hürmetine yaratıldığı inanışı [15] ortaya atılmakta ve bu temelsiz inanç, aynı şekilde kendi gibi temelsiz olan söz konusu uydurma hadise dayandırılmaktadır.

Bir web sitesindeki açıklama aynı zamanda bir itirafı da içermektedir. Orada hadisin sahihlik durumu hakkında değerlendirmede bulunulmakta ve şöyle denmektedir: “Hadisin kuvvetli bir senedi olmadığı doğrudur fakat bunun bir hadisi uydurma (mevzu) yapmadığı da ilm-i hadis çerçevesinde izahtan varestedir.” Açıklamayı yapan kişi bu sözün hadis olarak aslının bulunmadığına dair âlimlerin yaptıkları açıklamaları ya bilmemekte veya görmezden gelmektedir. Değerlendirmeye devam edilerek “Ümmetin telakkisine göre manasının doğruluğu kesin olduğu gibi cumhur-u muhaddisince de manasının doğruluğu tespit edilmiştir” denmekte ve ardından “Sen olmasaydın cenneti halketmezdim”, “Sen olmasaydın cehennemi yaratmazdım” ve “Ya Muhammed sen olmasaydın, ben dünyayı halketmezdim” ve birkaç başka hadis nakledilerek bu hadislerin aynı manaya kuvvet verdiği ve böylece söz konusu hadisin senedindeki zaafiyetin zail olduğu, hiçbir senedi olmasa da aynı manaya işaret eden pek çok hadis ile kuvvet bulduğu söylenmektedir. [16]

"Kudsî hadis" olarak meşhur olmuş ancak güvenilir temel hadis kaynaklarında hadis olarak yer almamış bu sözün Rasûlullah (sav)'a aidiyetinin araştırılıp gerçeğin ortaya konulması, anlamının doğru olmasından daha önemli bir meseledir.

Halbuki temelleri sahabe döneminde atılan sened (isnad) sisteminin, hadis metinlerinin ayrılmaz bir parçası olup hadisin sıhhati hakkında hüküm vermede kullanılan temel kriterlerden olduğu bilinmektedir. Hadisin senedi yoksa o hadis hakkında değerlendirme nasıl yapılacaktır? Sened gereksizse âlimler İslam tarihinin ilk birkaç asrı boyunca neden ısrarla sened üzerinde durmuşlardır? Patenti Müslümanlara ait olan ve "isnad sistemi" denen "senedli anlatım sistemini" Müslüman âlimlere icat ettiren sebep nedir? Onları hadisler bir yana tarihî olayları dahi senedli rivayetlerle aktarmaya yönelten sebep nedir?

Sonra şahit/destek olarak gösterilen hadislerin de uydurma olduğu yine âlimlerce bildirilmiştir. Örneğin yukarıda, “Sen olmasaydın cenneti/cehennemi/dünyayı yaratmazdım” formatında geçen hadisler için meşhur hadis âlimi Zehebî’nin (ö.748) “uydurma” dediği; bir başka hadis otoritesi İbn Hacer el-Askalânî’nin (ö.852) de bu değerlendirmesinde ona katıldığı bilinmektedir. [17]

Web sitesindeki değerlendirmede, aynı anlamda benzer hadisler bulunduğu, böylece bunlarla söz konusu rivayetin kuvvet kazandığı söylenmektedir. Ayrıca hadisin çeşitli kitaplarda bulunduğu  söylenerek Aclûnî’nin Keşfu’l-hafâsı, Aliyyu’l-Kârî’nin, Suyûtî’nin ve Şevkânî’nin kitapları, Mevlânâ Halid’in Divan'ı ve İmam-ı Rabbânî’nin Mektûbât'ı delil olarak gösterilmektedir. Bütün bunların sonunda da sonuç olarak şöyle denmektedir: “Hâl böyle iken hadisin zayıflığını bile kabul etmeyerek uydurma olduğunu, hele hele Allah ve Peygamber adına yalan söylendiğini beyan etmek, insaf ve izan ile bağdaşmasa gerektir.”

Biz bu rivayetin hadis olarak uydurulmuş asılsız bir söylenti olduğunu söylerken elbette onun hiçbir kaynakta yer almadığından yola çıkarak bu sonuca ulaşmış değiliz. Daha önce adlarını aktardığımız hadis kaynaklarını esas alıp bu kaynaklarda âlimlerin yazmış oldukları değerlendirme ve açıklamaları dikkate alarak bunu söylüyoruz. Kaldı ki yukarıdaki değerlendirmenin sahibi kişinin, adlarını andığı hadis kaynaklarında da bu sözün hadis olarak aslının bulunmayıp hadis diye uydurulmuş rivayetlerden olduğu kaydedilmiştir. Bu açıklamaları görüp de hâlâ bu rivayetin hadis olduğunu iddia etmek nasıl mümkün olabilir?!

Kaldı ki biz sadece bu sözün Hz. Peygamber’e ait olmadığını değil, anlamının da doğru olmadığını görüyoruz. Zira bu söz, “yaratılışın amacının, isim ve sıfatlarıyla Allah'ı tanımak ve sadece O’na kulluk etmek” olduğunu haber veren apaçık Kur'ân ayetlerine ters düşmektedir. Yüce Allah bu ayetlerden birinde insanların ve cinlerin yaratılış sebebi ve gerekçesini haber vererek: "Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" [18] buyurmaktadır. Hz. Muhammed (sav) de insanlardan biridir. O, kelime-i şehadette de bildirildiği üzere diğer bütün insanlar gibi önce "kul" (abduhu), sonra onlar arasından seçilmiş bir "peygamber"dir (rasûluhu). Yaratılışın sebebinin, insanın iyi ve güzel davranışlarda bulunma sınavı yani kulluk olduğu Mülk suresinde de şöyle bildirilmektedir: "O ki hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır." [19]

Ayetler, varoluşun temel sebebinin Allah'a kulluk olduğunu haber verirken hadis diye uydurulmuş bu söz, varoluşun sebebini Hz. Peygamber olarak göstermekte ve her şeyin O'nun yüzü suyu hürmetine, Allah'ın ona olan sevgisinin tezahürü olarak ve O'nun hatırına yaratıldığını bildirmektedir. Bu sözün ifade ettiği anlamın ayetlerle çeliştiği açıktır; dolayısıyla yanlışlığı ortadadır. Şeyhülislam İbn Teymiye'nin de söylediği gibi arş, kürsü, gökyüzü, yeryüzü, güneş ve ay; bunların hiçbiri Hz. Peygamber'in yüzü suyu hürmetine ve O'nun hatırı için yaratılmamıştır. [20]

Halk arasında hadis diye meşhur olmuş bu söz hakkındaki araştırma ve incelememizin bizi ulaştırdığı sonuç budur. Yanılmışsak Allah’tan bizi bağışlamasını, doğruya ulaştırmasını ve samimi çalışmamızın karşılığını en güzel biçimde vermesini niyaz ediyoruz. Hatalarımızı hikmetle düzeltecek kimseye de duacıyız. Amacımız, aşağılamak ve incitmek değil; hakka ve hakikate ermektir.

Allah Rasûlü (sav) şöyle buyurmuştur:

"Kesinlikle benim ağzımdan yalan uydurmak, herhangi birinin ağzından yalan uydurmaya benzemez." [21]

"Her kim bile bile benim ağzımdan yalan uydurursa, cehennemdeki yerine hazırlansın." [22]

"Her kim de bile bile, benim ağzımdan uydurulmuş, bana ait olmayan bir sözü ben söylemişim gibi anlatır ve aktarırsa o da o sözü uyduran iki kişiden biridir." [23]


Dipnotlar:

1. Kitap hakkında bkz. "Firdevsü'l-ahbâr" Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, XIII, 129-130.

2. Ayrıca Elbânî'nin adı geçen kitabının şu cilt ve sayfalarına da bkz. I, 88-100; XII, 470-471.

3. Deylemî, el-Firdevs bi-me'sûri'l-hitâb (Firdevsü'l-ahbâr), V, 227.

4. İbn Asâkir, Târîhu Medineti Dımaşk, III, 518.

5. Elbânî'nin, tesbit ettiğini bildirip adı geçen kitabında kaydettiği senedi biz de konunun başına koyduğumuz Arapça metnin başına uyarlayarak ekledik ve ayrıca harekelendirdik. Sened için bkz. Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi'z-zaîfe, I, 451.

6. Aynı söz Hâkim’in el-Müstedrekinde (II, 671-672) “Muhammed olmasaydı, Âdem’i yaratmazdım. Muhammed olmasaydı, cenneti de cehennemi de yaratmazdım.” lafızlarıyla gelmiştir.

7. Bkz. Sağânî, el-Ehâdîsu’l-mevzûa, s. 52; Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, I, 54; II, 192; Şevkânî, el-Fevâidu’l-mecmûa, s. 326; Ali el-Kârî, el-Mevzûâtu’l-kübrâ, s. 295; el-Mevzûâtu’s-süğrâ, s. 150; İbnu’l-Cevzî, el-Mevzûât, I, 289-290; Suyûtî, el-Leâlî, I, 249, Leknevî, el-Âsâru'l-merfûa, s.44, 45, 295; Fettenî, Tezkiratü'l-Mevzûât, s.86.

8. Cemalüddin Kasımî, Kavâidu't-tahdîs, s. 155.

9. İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-fetâvâ, XI, 86-96.

10. Bkz. haber7.com/artikel.php?artikel_id=133873, erişim: 11.07.2006; 07.13.

11. Aclûnî, Keşfu'l-hafâ, I, 54; II, 192.

12. Örnek olarak şu web sitelerine ve ayrıca dipnotlarda verilen diğer web sitelerine bakılabilir (erişim: 08.10.2006): sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=levlake+levlak+lema+halaktul+eflak&nr=y&pt=levlake+
sufizmveinsan.com/sohbet/risaletun27.html
alshirazi.com/compilations/history/fatema/part1/1.htm
gamextreme.org/gia/gor.php?a=levlake%20levlak%20lema%20halakt%C3%BCl%2 haber7.com/artikel.php?artikel_id=133873 islamiforum.com/index.php?showtopic=9754
islamqa.com/index.php?ref=23290&ln=ara
sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=5655.13

13. yeniasir.com.tr/ya2006/09/29/index.php3?kat=ana&sayfa=ramazan1&bolum=yazarlar; erişim: 08.10.2006.

14. Bkz. sorularlarisaleinur.com/moduller.php?modul=makale&op=1&id=68; erişim: 08.10.2006. Risale-i Nur Enstitüsü’nün bu konudaki benzer cevabı için bkz. www.suleymaniyevakfi.org/modules/tutorials/index.php?op=viewtutorial&tid=21, erişim: 08.10.2006.

15. sufizmveinsan.com/sohbet/risaletun27.html; erişim: 08.10.2006.

16. Bkz. koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=560; erişim: 22.11.2006.

17. Bkz. Zehebî, Mîzânu’l-i’tidâl, V, 299; İbn Hacer el-Askalânî, Lisânu’l-Mîzân, IV, 354; Elbânî, Silsiletü'l-ehâdîsi'z-zaîfe, I, 450. Ayrıca bkz. İbnu’l-Cevzî, el-Mevzûât, I, 289.

18. Zâriyât (51), 56.

19. Mülk (67), 2.

20. İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ, XI, 95–96.

21. Buhârî, Cenâiz 33; Müslim, Mukaddime 4 (4).

22. Buhârî, İlim 38, Cenâiz 33; Müslim, Mukaddime 2, 3, 4. Ayrıca bkz. Ebû Davud, İlim 4; İbn Mâce, Mukaddime 4; Tirmizî, İlim 8; Menâkıb 20; Dârimî, Mukaddime 25, 50.

23. Müslim, Mukaddime 8, 19; Tirmizî, İlim 9; İbn Mâce, Mukaddime 5; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 255; V, 14, 19.

 

(Yazının birinci bölümü için tıklayınız.)
(Yazının üçüncü bölümü için tıklayınız.)

 

Yorumlar

 
YASİN
YASİN04.12.2012

İlahiyat akademilerinde hadis üzerine yazılmış/yayımlanmış çok sayıda çalışma olmasına rağmen ne yazıkki pek ilgi görmemektedir. Sitemizin bu çalışmalar için geniş tanitım yazıları yazması gerekmektedir. Sözkonusu bu makalenin bu sorunu bir nebze olsun gidereceğine inanıyorum. Ayrıca Bünyamin ERUL ve Ahmet YILDIRIM hocalarımızın yorumlarını burada görmek mutluluk verici. SELAMLAR

04.12.2012

 

Naim tatlıcı
Naim tatlıcı29.11.2012

Senai Beye ithafen...
Bir sözün anlam olarak doğru olup olmadığının tartışılması bence ayrı bir konu....
Bu söz olumsuz yorumlayanlarca, İslami kaynaklarla çelişiyor, olumlu yorumlayanlarca da dinin ruhunu ifade ediyor. Bu sözün yorumu insanlara naslarla uyumlu biçimde aktarılmalı kanaatindeyim.
Ancak buradaki tartışma, sözün anlamı değil, teknik anlamda hadis olup olmaması.
Bir sözün hadis olması, mehazdaki kudsiyeti nazara verdiğinden, teknik anlamda hadis olmayan bir sözün hadis olarak nitelenmesi ne derece doğru olur? Efendimizin ağzından şerefsudur olmayan bir sözü, nasıl anlamı güzel diye hadis diye nazara veriyoruz? Bir söze hadis denmesi, o söze itirazı kapattığı gibi, sonra gelecek sözlere de kutsal bir giriş mahiyetini belirtiyor.

29.11.2012

 

Bünyamin ERUL
Bünyamin ERUL21.11.2012

Herşeyden evvel böyle bir başlıkla, "levlâke" rivayetini cesaretle işleyen bu yazıyı yazan kadeşimizi de, bu yazı dizisini başlatan yetkilileri de candan kutluyorum.
Rasul-i Ekrem Efendimizin yeni nesillere sahih verilerle anlatılması gereği ortadadır.
Muhtemelen bazı tepkiler de alınabilirse de, diziye de bu çizgideki yazılara da ihtiyaç vardır.
Bu yazıya bir katkı olması bakımından benim doksanlı yıllarda sunmuş olduğum "Uydurma Rivayetlerde Peygamber Tasavvuru" adlı bildirinin de okunmasında yarar vardır.
Tekrar teşekkür ediyor, devamını diliyorum.

21.11.2012

 

Ahmet Yıldırım
Ahmet Yıldırım05.11.2012

Öncelikle böyle bir konuyu ele aldığı için yazarı tebrik ediyoruz. Çünkü nelerin hadis olduğu hususu hadis bilincinin oluşması açısından önemlidir. Bu tür çalışmalarla okuyucularımıza bu bilincin kazandırılması takdire şayandır. Ancak ele alınan rivayeti incelerken internet sitelerine varıncaya kadar kaynak verilmesine rağmen bu konuda yapılmış iki önemli çalışmaya (Tasavvufun Temel Öğretilerinin Hadislerdeki Dayanakları ve Tasavvuf Kültüründe Hadis) işaret edilmemesi veya en azında atıfta bulunulmaması eğer kasıt yoksa önemli bir eksiklik ve üzücüdür. Bunu sizlerle paylaşayım dedim. Güzellikler ve hayırlarda buluşmak dileğiyle.

05.11.2012

 

senai demirci
senai demirci05.11.2012

Bir sözün nebi'nin ağzından çıkıp çıkmadığının belgelenmesi kadar önemli olan bir konu daha var: Sözün "nebevî" oluşu, peygamberce duruşu. Bazen olur ki, sözün peygamberin ağzından çıktığı belgelidir ama sözün yorumlanışı hiç de nebevi olmaz. Mesela, "ben sirkeyi çok severim" sözünün belgesi sağlam ama bu sözün nebevî değil beşerî olduğu ortada iken nebi'ye isnadı, orada burada söylenmesi bir "uydurma" sayılmalıdır. Bazen olur ki, söz belgeli değildir ama nebevî olarak yorumlanmıştır/anlaşılmıştır. "Levlâke..." diye başlayan sözün belgesi zayıftır ama söz "nebevî" dairede mana büyüklerimiz tarafından zarafetle ve dirayetle yorumlanagelmiştir. Dolayısıyla bu söze "uydurma" demek, hadis bilimi açısından yerinde olabilir ama nübüvvetin ruhuyla temas açısından önemli bir kaybı haber veriyor. Meselâ, bu yazıda deniyor ki: "Ayetler, varoluşun temel sebebinin Allah'a kulluk olduğunu haber verirken hadis diye uydurulmuş bu söz, varoluşun sebebini Hz. Peygamber olarak göstermekte..dir. Bu sözün... yanlışlığı ortadadır." Bana kalırsa, asıl bu iki cümlenin ard arda gelmesinde yanlışlık vardır. Varoluşun temel sebebi, Allah'a kulluktur; amennâ. Peki ya, Hz. Peygamber'in hayatıyla ve cihadıyla gerçekleştirdiği nedir? "Allah'a kulluk" değil mi? Hz. Peygamber', Allah'a kulluğun hakkıyla gerçekleşmesinin sembolüdür. Yani, Hz. Peygamber' paranteze alınır ve pekâlâ yerine "Allah'a kulluk" ifadesi konulabilir. Bunun belgesi ise ümmetidir, ümmeti içinde gelen milyonlarca fazilet sahibi veli, asfiya ve şühedadır. Yoksa, biz Hz. Peygamber deyince, 'Abdullah oğlu Muhammed'i mi, yani bir beşeri mi anlıyoruz? Doğrusu şu ki, Peygamber dediğimizde, O'nun misyonunu kastediyoruz. Nebevî duruşunu özetliyoruz. Şimdi muhterem yazarın cümlesini "Hz.Peygamber" ifadesinin doldurduğu birinci anlam üzerinden tekrar okuyalım: "Ayetler, varoluşun temel sebebinin Allah'a kulluk olduğunu haber verirken hadis diye uydurulmuş bu söz, varoluşun sebebini Hz. Peygamber['in gerçekleştirdiği Allah'a kulluk] olarak göstermekte..dir." Öyleyse, bu sözün... yanlışlığı ortadadır. Vesselam

05.11.2012

 

Salih Zeki Çakıreli
Salih Zeki Çakıreli02.11.2012

Hocam, Allah razı olsun.. Cümlemizi araştırıp öğrenen insanlardan eylesin..

02.11.2012

 

Saadettin Merdin
Saadettin Merdin02.11.2012

http://www.facebook.com/notes/saadettin-merdin/hakikat-%C4%B1-muhammediye-nur-u-muhammedi-teorisi/432871566773347

02.11.2012