Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Hilafetin Şam Durağı

Muaviye'nin yöntemi kendinden önce gelen halifelerden oldukça farklı olmuştur. Onun "Ben hilafete sizin sevginizle gelmedim, geldiğime de sevinmediniz. Bilakis ben buraya kılıcımla geldim," itirafı, uyluğundaki yaranın dile vurmuş halidir. Zor kazanılmış bu makamı, değişen şartlara uygun, ama şartlar karşısında hemen yıkılmayacak şekilde yavaş yavaş inşa etmektir onun niyeti. 

Şam'da sabah ezanı, evlerin çatılarını yalayarak tüm şehri okşuyor. Yeşil mermerli sarayın gece gündüz susmayan fıskiyelerinin ıslattığı avlusunda ilerliyor İslâm toplumunun yeni lideri Muaviye b. Ebî Süfyan. Yanında oğlu Yezid, arkasında sarayın hizmetlileri ve koruması ile mescide doğru yol alıyor ağır adımlarla.

Sıffin savaşı sonrasında hilafet için kaçamak hamlelerle yarıştığı Hz. Ali'nin Haricilerce şehit edilmesinin üzerinden bir yıl geçmiş. Babasının şehâdetinden sonra Kufeliler tarafından halife seçilen Hasan b. Ali, hilafet iddiasından vaz geçerek Kufe'yi kendi elleriyle teslim etmiş ona.

Ancak refahın, debdebenin ve gücün merkezinde yüzen Muaviye b. Ebî Süfyan'ın içi hala rahat değil. Eli, sıkıntıyla iyileştiğini sandığı, ama zaman zaman sızlayan kılıç yarasına gidiyor. Haricilerin kendisi, Hz. Ali ve Amr b. el-Âs'ı hedef alan, üç ayrı şehirde gerçekleştirdiği organize saldırıdan kalma yarasına. Hz. Ali'ye şehadet elbisesi giydiren, onda ise derin bu yarayı bırakan olaylar akıyor zihninden. Belli ki bu yara, ona hep oturduğu makamın bedelini hatırlatacak.

Muaviye devleti kendisinden öncekilerden çok daha farklı bir şekilde yönetmek zorunda olduğunun farkındadır. Zira Hz. Peygamberin vefatının üzerinden geçen vakit, hem toplumu, hem de devletin çapı ve mahiyetini hayli değiştirmiştir.

Peygamber, hayattayken toplumun çekim merkezi olmuş; evde, işte, alışverişte, eğlencede, izdivaçta, hüzünde ayar, hep Peygamberî ölçü ile yapılmıştır. Zühd ve takva ile örülmüş hayatlar, Peygamber tarafından hakkaniyet ve adalet ile tesis edilmiş bir iktidarın gölgesinde nefeslenmiştir.

Fetihlerle zenginleşen ve farklı kültürlerle tanışan Müslümanlar zaman içinde farklılaşmış olsalar da, toplumu kuşatan bu huzur hali, seçkin dört sahabenin iktidarında da önemli ölçüde kendisini hissettirmiştir. Bu ilk halifeler halk üzerindeki saygınlıklarını mevkileriyle değil, takva, adalet, ihsan, güzel ahlak ve ihlasla bezenmiş sade hayatlarıyla elde etmişlerdir. Buna karşılık onların da başlıca çabaları, dönüşen toplumun talepleri ile Peygamberden aldıkları mesajı hem topluma, hem de yeni coğrafyalara yansıtma gayreti arasında itidalli bir yol keşfetmek yönünde olmuştur.

Dünya nimetlerine karşı konan ambargoları bir bir kaldırmak yetmemiştir. Zira artan refah ve sonucunda doğan güç temerküzü, bu ikisinin gölgesi olarak peşisıra gelen bir eşitsizlik hissi ve çatışma ortamı doğurmuştur. Çoktan ekilmiş olan ihtiras tohumları boy vermiştir hırs tarlalarında. İslâm toplumu ardı ardına gelen kanlı çatışmalardan sonra razı olmak zorunda kalmıştır Muaviye'nin sunduğu sıkıntılı huzura.

Muaviye'nin yöntemi kendinden önce gelen halifelerden oldukça farklı olmuştur. Onun "Ben hilafete sizin sevginizle gelmedim, geldiğime de sevinmediniz. Bilakis ben buraya kılıcımla geldim," itirafı, uyluğundaki yaranın dile vurmuş halidir. Zor kazanılmış bu makamı, değişen şartlara uygun, ama şartlar karşısında hemen yıkılmayacak şekilde yavaş yavaş inşa etmektir onun niyeti. Bir taraftan insanların maddi ihtiyaçlarına olabildiğince cevap verirken, tatlı dil ile onları taltif edip, dertlerini dinlerken, diğer taraftan da gerektiğinde hiç çekinmeden kılıcına baş vurabilecek bir gücü olduğunu gösterme yoluna gitmiştir.

Bu yolla Peygamberin kaybının ardından 30 yıl kadar sonra, yeni bir iktidar modeli ortaya çıkmıştır. Nefislerini dünyevî arzu ve hırslardan arındırmış Raşid halifeler döneminin, halkın doğruluk ve adaletle yönetilmeleri ve huzur içinde yaşamalarını esas alan istişareye dayalı yönetim anlayışı, yerini güce ve gösterişe dayalı bir iktidar anlayışına bırakmıştır.

 

Muaviye'nin oğluna yaptığı vasiyet, bu değişimin ne denli kısa sürede gerçekleştiğini anlatmaya kâfidir esasında: "Oğlum, önüne çıkacak zorluk ve problemleri kaldırdım. Düşmanlarını bertaraf ettim. Arapları itaat altına aldım. Senin için hiç kimsenin bırakmayacağı kadar servet biriktirdim..."

Artık esas olan iktidarın bekasıdır. Zira iktidar zorla alınmıştır, "zor" kullanılarak da korunacaktır. Biat, halkın ileri gelenlerinin halifenin elini tutup sıkmasından ibaret bir devlet törenidir artık. İktidarı ayakta tutmak için her yol mübahtır. Bu yolda, halk bazen korkutulmuş, bazen sindirilmiş; bazen de para ve ihsanlarla satın alınarak iktidara destekçi kılınmıştır. Muaviye'nin uzun yıllar valilik yaptığı Şam'da edindiği servet, yalnızca iktidar ortaklarını ve destekçilerini doyurmakla kalmamış; aynı zamanda muhalif unsurları da beslemiş ve onların iktidara duyduğu düşmanlık ve intikam hislerini söndürmede etkili olmuştur. Hediye ve bahşiş dağıtan iktidar, gücünü meşruiyetinden değil, maddi varlığından almıştır.

Mescide doğru ağır adımlarla ilerleyen Muaviye, namaz sonrası ahaliyi dinleyecektir yine her gün âdeti olduğu üzere. Ama aklında, bir süre önce Kufe valisinin zihnine soktuğu fikir gezinmektedir. Kurduğu devlet düzeninin tek bir iktidarlık ömrü olsun istememektedir. Bu yüzden oğlu Yezid'i kendisine veliaht tayin edecektir.

Yezid'in veliaht kılınmasıyla hilafet, dünyevî bir saltanata dönüşmüştür. Saltanat makamında görülen gösteriş ve debdebe, dört halife döneminin sade hilafet anlayışından oldukça uzaktır. Saraya taşınan saltanat tahtı, kapısındaki yaver ve teşrifatçılarla göz kamaştırıcı bir görüntü yayarken, halifeler de ipekli ve kadife elbiseleriyle bu debdebe ile bütünlük arzetmiştir. Halifenin iktidar ortakları ve danışmanları, dinî hassasiyetleri ile ön plana çıkan büyük sahabe değil; siyasî deha ve kabiliyetleri ile dikkat çeken politik simalardır.

Peygamberin dünyevî işlerle alakalı konularda bıraktığı boşluğu doldurmak üzere iş başına gelen dört büyük sahabe dönemi kapanmıştır artık. Toplumu kucaklayan devlet anlayışı yitirilmiş; devlet ve toplum, kendi ayrı yollarında ilerlemek üzere birbirinden koparılmıştır.

Muaviye'nin oğluna yaptığı vasiyet, bu değişimin ne denli kısa sürede gerçekleştiğini anlatmaya kâfidir esasında:

"Oğlum, önüne çıkacak zorluk ve problemleri kaldırdım. Düşmanlarını bertaraf ettim. Arapları itaat altına aldım. Senin için hiç kimsenin bırakmayacağı kadar servet biriktirdim..."

Klasik kaynakların üç büyük Arap dâhisinden biri olarak tarif ettiği Muaviye, Medine'de başlayan hilafeti, Bizans'ın kadim şehri Şam'a taşımakla kalmamış; ona hanedanlık elbisesi giydirerek 90 yıl bu coğrafyada ağırlamıştır.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Dr. Nihal Şahin Utku

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 1996 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Abbâsî Devleti’nin Kuruluş Safhasında Abbasoğlu – Alioğlu İlişkileri” konulu yüksek lisans tezini hazırladı. Ardından aynı enstitüde “Kızıldeniz’de Denizcilik, Ticaret ve Yerleşim (VII. – XI. Yüzyıllar)” konulu doktora çalışmasını yaptı.(2005). Serbest araştırmacı olarak akademik çalışmalarına devam eden Utku, aynı zamanda İslam Tarihi alanında yazılar yazmakta, seminerler vermektedir.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin