Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Hz. Osman: Hilm İktidarı

Bedeni ipeğe, karnı Mekke'nin en leziz sofralarına yeterince doymuş, ruh açlığını ise Nebi'ye iman eden ilk on kişi arasına girerek erken bir dönemde gidermiş bir iman elçisi. İmanı ile mensubu olduğu bütün Ümeyyeoğullarını karşısına almış ve kabilesinin sayısız işkencelerine maruz kalmış cesur bir yürek.

Allah'ın Rasûlü, sevgili eşi Aişe ile evinde istirahat ediyor. Mekke'nin yakıcı sıcağı Nebi'yi bunaltmış; hafifçe yukarı çektiği elbisesinin açıkta bıraktığı bacaklarını  ferahlatmaya çalışıyor. Geleni gideni hiç eksik olmayan o kutlu hanenin misafirleri, içeri ardarda giren Ebû Bekir ve Ömer. Dünyanın en doyumsuz sohbetleri yapılıyor orada Nebî ile. Kapı önünde yaşanan zirve heyecanlar, bir solukta en buruk vedalara bırakıyor yerini. Saatler saniye misali akıyor. Tadılan zirve hazlar gönül sandukasına atılırken, berrak ve aydınlık zihinler tüm Mekke hanelerine aydınlık fikirler taşımak üzere yollara dökülüyor.

Çok geçmeden Peygamberin eşiğinde Osman b. Affan beliriyor. Kureyş'in en büyük ve güçlü kollarından birisi olan Ümeyyeoğullarına mensup, Mekke'nin önde gelen tüccarlarından biri olan Affan'ın oğlu Osman. Refah ve huzur içinde geçirdiği çocukluk yıllarının ardından Mekke'nin ileri gelenleri arasına girmeyi başarmış cömert tacir. Bedeni ipeğe, karnı Mekke'nin en leziz sofralarına yeterince doymuş, ruh açlığını ise Nebi'ye iman eden ilk on kişi arasına girerek erken bir dönemde gidermiş bir iman elçisi. İmanı ile mensubu olduğu bütün Ümeyyeoğullarını karşısına almış ve kabilesinin sayısız işkencelerine maruz kalmış cesur bir yürek.

Müslüman olduktan sonra gecelerini ibadet, gündüzlerini ise bayram günleri hariç oruçlu olarak geçiren Hz. Osman, Nebî'nin kapısına sık sık yüz sürenlerden. İşte yine O'nun eşiğinde. İçeri girmek için izin bekliyor. O mübarek yüzle buluşacak olmanın her defasında kalbine üflediği ferahlık ve kıpırtı var içinde.

Aynı kıpırtı, kapıda Osman'ın beklediğini duyan Peygamberi de sarmış. Zira yüksek ahlakî meziyetlere sahip ve iyi bir terbiye ile büyümüş bu edep insanı, muhataplarında da edep hissi uyandırıyor. Peygamber bir çırpıda bacaklarını topluyor ve içeri buyur ediyor Osman'ı. Allah Rasûlü'nün Hz. Osman'ı karşılarken gösterdiği bu ihtimam, Hz. Aişe'nin dikkatinden kaçmıyor ve bu ayrıcalıklı muamelenin sebebini soruyor. Rasûlullah'ın "Meleklerin bile kendisinden haya ettiği bir kimseden nasıl haya etmeyeyim. Allah'a yemin ederim ki melekler Allah ve Rasûlünden haya ettikleri gibi Osman'dan da haya ederler" cevabı, İslam tarihi boyunca Hz. Osman'ı hep haya ve edep sıfatlarının zirvesine taşıyor.

Hak ve Nebî aşığı Hz. Osman, on iki yıl süren hilafet döneminde İslâm dini ve müslümanlar adına çok önemli hizmetler ifa ediyor. O zamana kadar tek bir mushaf halinde muhafaza edilmiş olan Kur'an, onun teşebbüsleriyle müslüman evlerinin baş tacı olmak üzere dünya coğrafyasında yol almaya başlıyor.

Mekke toplumu nezdinde büyük bir itibar ve mevki sahibi olan ve onu Mekke'nin sayılı zenginleri arasına sokan tüm ticarî varlığını, Tebük'te gözünü kırpmadan müslümanlara hibe eden, Medine'ye hicret sonrasında su sıkıntısı yaşayan müslümanları 35.000 dirheme satın aldığı Rûme kuyusu ile feraha kavuşturan ve Rasûlullah'ın "Rûme kuyusunu alan cennetliktir" müjdesine nail olan Hz. Osman, haya vasfına sıfatına çok önemli bir özellik daha ekliyor. Zira İslam tarih kitaplarının sayfalarında onun Allah yolunda yaptığı cömert infaklar anlatılıyor. Hz. Ebû Bekir döneminde yaşanan bir kıtlık sırasında, 1000 deve yükü buğday, kuru üzüm ve zeytinyağı ile dönen kervan malını muhtaçlara hibe edişi, kendi hilâfet döneminde genişletilen ve ciddi bir tamirden geçen Mescid-i Nebevî'nin yeniden inşâsı sırasında sarfettiği 10.000 dirhemlik meblağ, kazancın inanç uğrunda sarfedilişinin emsalsiz nümunelerini teşkil ediyor.  

Hak ve Nebî aşığı Hz. Osman, on iki yıl süren hilafet döneminde İslâm dini ve müslümanlar adına çok önemli hizmetler ifa ediyor. O zamana kadar tek bir mushaf halinde muhafaza edilmiş olan Kur'an, onun teşebbüsleriyle müslüman evlerinin baş tacı olmak üzere dünya coğrafyasında yol almaya başlıyor. Hz. Ebû Bekir döneminde mushaf haline getirilen ve ilk iki halife döneminde bizzat onlar tarafından korunan, Hz. Ömer'in vefatı üzerine de onun Hz. Peygambere eş olma şerefine ermiş kızı Hafsa (r.a.)'ya emanet edilen Allah'ın kitabının bu yolculuğa çıkışı, Kur'an hâfızı Hz. Osman'a nasip oluyor. Hz. Osman hilâfetinde gerçekleştirilen Ermenistan'ın fethine katılan Huzeyfe'nin Suriyeli ve Iraklıların Kur'an'ı değişik tarzlarda okumalarından endişe duyduğunu dile getirmesi ile gündeme gelen ve Zeyd b. Sâbit başkanlığında oluşturulan bir heyetle çoğaltılan Kur'an nüshaları, Mekke, Basra, Kufe, Şam, Yemen ve Bahreyn'e gönderiliyor. Belki kıyamete kadar ibadet duygusuyla okunan her Kur'an ayetinin sevabından bir pay da Osman'a düşüyor.

Hz. Osman'ın yaptığı hizmetlerden Mescid-i Nebevî de nasibini alıyor. Zira genç İslâm devletinin gerçekleştirdiği büyük fetihler neticesinde İslâm'a yeni giren büyük kitlelerin ilgi odağı haline gelmiş olan Medine, Peygamber ve ashabına yakın olmak isteyen çok sayıda yerleşimciye toprağını açmış ve ciddi bir nüfus hacmine ulaşmıştır. Bu gelişmeye paralel olarak Medine'nin gözbebeği Peygamber Mescidi de müslümanlara dar gelmeye başlamış; Mescid-i Nebevî'nin darlığından yakınan müminlerin şikayetlerinden müteessir olan halifenin yaptığı yüklü infakla bu kutsal mabedin genişletilip tamir edilmesine başlanmıştır. Mescid-i Nebevî'yi İslam devletinin başkentine yakışır bir büyüklüğe ulaştırıp Harem'in sınır taşlarını yenileten Hz. Osman'ın hilmle yoğurduğu iktidar yılları, onun mütevazı hayatı göz önüne alındığında şaşırtıcı bir çok gelişme ile hiç şüphe yok ki İslâm siyaset tarihinin en renkli ve tartışmalı dönemlerinden biri olmuştur.

İslam siyaset ve düşünce geleneğinde derin izler bırakacak olan bu dönemin renkli ve fırtınalı tarihi, ilim, zühd ve takva ile süslediği nazik, hassas ve mahcup mizacı ile Rasûlullah nezdinde müstesna bir yer edinmiş olan Hz. Osman tanınmaksızın anlaşılamaz. Bu noktada da Allah Resûlü'nün "Ashabım içinde huyu bana en çok benzeyen Osman'dır" sözü gözardı edilemez.


 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Dr. Nihal Şahin Utku

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun oldu. 1996 yılında Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde “Abbâsî Devleti’nin Kuruluş Safhasında Abbasoğlu – Alioğlu İlişkileri” konulu yüksek lisans tezini hazırladı. Ardından aynı enstitüde “Kızıldeniz’de Denizcilik, Ticaret ve Yerleşim (VII. – XI. Yüzyıllar)” konulu doktora çalışmasını yaptı.(2005). Serbest araştırmacı olarak akademik çalışmalarına devam eden Utku, aynı zamanda İslam Tarihi alanında yazılar yazmakta, seminerler vermektedir.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin