Sahabe
Hz. Peygamber'in Eşleri (Ezvac-ı Tahirat)
 

Hz. Peygamber'in Eşi: Hz. Zeyneb Bint Cahş (r.anha)

Hz. Peygamber'in aynı adı taşıyan iki hanımından biri olan Zeyneb bint Cahş (r.anha) miladi 588 yılında Mekke'de dünyaya geldi. Onun annesi Hz. Peygamber'in halası Ümeyme bint Abdülmuttalip'tir. Zeyneb bint Cahş (r.anha), Hz. Peygamber'in hanımları arasında İslam muhalifleri ve bilhassa Batılı araştırmacılar tarafından en fazla dikkat çeken kişidir. Onun gerek ilk evliliği, gerekse ikinci evliliği farklı çevrelerce değişik şekillerde yorumlanmış ve daima gündemde kalmıştır. Bu hadise şu şekilde gelişmiştir: Rasûl-i Ekrem (sav) azatlısı Zeyd b.Hârise (ra)'yi Medine'de de Hz. Zeynep bint Cahş (r.anha) ile evlendirmişti ki bu hâdise tarihte meşhur Zeyd-Zeynep meselesi olarak bilinir. Bundaki asıl amaç, İslam dininde Müslümanların eşit olduğunu göstermek, azat edilmiş bir kölenin hür ve asil bir kadınla evlenebileceğini ispat etmekti. Allah Rasûlü (sav) hür bırakılmış bir insanla hür insan arasındaki bütün ayrıcalıkları kaldırıp, bu ikisi arasında mutlak eşit hakları temin etmeyi istediği gibi, kölelik hatıralarını da zihinlerden silerek onu toplumun saygın bir ferdi haline getirmek istiyordu.

Rasûl-i Ekrem (sav) azatlısı Zeyd b.Hârise (ra)'yi Medine'de de Hz. Zeynep bint Cahş (r.anha) ile evlendirmişti ki, bu hâdise tarihte meşhur Zeyd-Zeynep meselesi olarak bilinir. Bundaki asıl amaç, İslam dininde Müslümanların eşit olduğunu göstermek, azat edilmiş bir kölenin hür ve asil bir kadınla evlenebileceğini ispat etmekti. Allah Rasûlü (sav) hür bırakılmış bir insanla hür insan arasındaki bütün ayrıcalıkları kaldırıp, bu ikisi arasında mutlak eşit hakları temin etmeyi istediği gibi, kölelik hatıralarını da zihinlerden silerek onu toplumun saygın bir ferdi haline getirmek istiyordu. 

Hz. Peygamber Arap eşrafından birinin kızı olan Zeyneb (r.anha)’i azatlı bir köleye eş olarak seçerek hem yabancılara, hem de özellikle azat edilmiş kölelerin şahsiyetine karşı hakaret duygusunu ortadan kaldırmayı, hem de özellikle evlilik sırasında görülen ailevi taassubu unutturmayı arzu ediyordu. Bu sembolik ve anlamlı görev Hz. Peygamber'in azatlısı Zeyd (ra)'e verildi. Zeyd (ra) o zamana kadar olduğu gibi babası olarak kabul ettiği peygamberin kararına itirazsız teslim oldu. Ancak Zeyneb (r.anha) planlanan izdivaca şiddetle itiraz etti. Çünkü Arap toplumunda böyle bir hadisenin gerçekleşmesi mümkün olmamıştı. Neticede Zeyd (ra) bir köle iken Zeyneb (r.anha) Kureyş'in en saygın ailelerinden birine mensuptu. Fakat "Allah ile peygamberi bir iş hakkında hüküm verdikten sonra artık inanmış bir kadın ve erkeğe o işi kendilerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Rasûlü (sav)'ne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur." (Ahzab, 33, 36) ayeti Zeyd-Zeyneb evliliğini her iki taraf için de zorunlu hale getirdi. Hz. Peygamber'in gerçekleşmesini çok arzu ettiği bu evlilikten istenilen sonuç elde edilemedi. Bir yıl kadar süren bu evlilik hayatı, her iki tarafa da mutluluk getirmedi. Çünkü Zeyneb (r.anha) dindar ve Allah'tan korkan bir kadın olmasına rağmen, sülalesi, güzelliği ve asaleti ile iftihar ediyor; azatlı bir köle olan kocasına iğneleyici sözler söyleyip tepeden bakıyordu. O, akrabasının evine bir köle olarak giren bir azatlının nikâhı altında bulunmayı bir türlü hazmedemiyordu. Bu sebeple de her fırsatta kocasının kalbini kırıyordu. Zeyd (ra), artık buna dayanamadı. Hz. Peygamber'e müracaatla karısını boşamak istediğini bildirdi. Rasûlullah (sav) bu durumdan çok müteessir oldu. Çünkü evlenmelerini bizzat kendisi istemişti. Evlilik hayatı çekilmez hale gelen Zeyd (ra) de Rasûlullah (sav)'a sık sık giderek gelerek boşanmaktan bahsetmeye başladı. Allah Rasûlü (sav) ise her defasına evlatlığına sabır tavsiyesinde bulunuyor, ondan eşinden boşanmamasını istiyordu. Ancak ailevi sıkıntı gittikçe büyüyordu. Bunun üzerine Ahzâb suresinin 37. ayeti nazil oldu: "Hani sen Allah'ın kendisine nimet verdiği, senin de(azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, "Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah'tan sakın." diyordun. İçinde, Allah'ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha layıktı. Zeyd eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü'minlere bir zorluk olmasın. Allah'ın emri mutlaka yerine getirilmiştir." Böylece ilahî emirle Zeyd (r.a.) ile Zeyneb (r.anha) ayrılmış, Zeyneb (r.anha) Allah Rasûlü (sav) ile nikâhlanmıştır. Zeyneb (r.anha), Zeyd (ra) ile maslahat temini için gerçekleştirmiş olduğu evlilikten bu şekilde kurtulmuş oldu. Zeyd (ra) de kendisini baştan beri istemeyen bir eşle çekilmez hale gelen evliliği sürdürme zahmetinden kurtuldu.

Hz. Peygamber, Zeyneb (r.anha)'i nikâhına almakla, müminlerin annelerinin arasına dâhil ederek onun gönlünü almış oldu.(Müslim, Nikâh 15) İlahî emirle gerçekleşen bu evlilik, cahiliye döneminin kötü bir âdetini daha ortadan kaldırmış oluyordu. Böylece Hz. Peygamber, hem Zeyneb (r.anha)'in, hem de akrabalarının ilk arzuları doğrultusunda onunla nikâhlanmış oldu. Allah Rasûlü (sav)'nün Zeyneb (r.anha)'le evlenmesi münafıklar tarafından dedikodu yapılmasına sebep oldu. Onlar işi o kadar ileri götürdüler ki, "Muhammed, oğulun karısının babaya haram olduğunu bildirdiği halde kendisi oğlunun hanımını nikâhladı." demeye başladılar. Bunun üzerine Allah Teâlâ el-Ahzâb suresinin 40. ayetini indirdi: "Muhammed, erkeklerinizden birinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Rasûlü ve peygamberlerin sonuncusudur." Görüldüğü gibi istenilen neticeyi vermese de Zeyd-Zeyneb evliliği, cahiliye döneminde geçerli olan ve toplumda etkisi devam eden evlatlıkların gerçek manada oğul kabul edilmeleri uygulamasının geçersiz olduğunu ispatta öncü bir rol üstlendi. Bundan sonra babalar evlatlıklarının eşleriyle evlenebileceklerdi. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'in el-Ahzâb suresinin beşinci ayetinde bu anlamda şöyle denilmektedir: "Onları(evlatlıklarınızı) babalarının ismiyle çağırın. Bu, Allah katında daha doğrudur. Eğer babalarını bilmiyorsanız, o halde (onlar) din kardeşleriniz ve dostlarınızdır..." Bunun üzerine Hz. Peygamber'in evlatlığı olan Zeyd de, Zeyd b. Harise diye çağrılmaya ve daha sonraki nesillerce de bu isimle anılmaya başlandı. Hâlbuki daha önce kendisine Zeyd b. Muhammed deniyordu. Zeyd, Hz. Peygamber'in oğlu değil, evlatlığı idi. Buna göre onun hanımı olan Zeyneb (r.anha) de Rasûlullah (sav)'ın öz gelini değildi. Evlatlık müessesesinin Kur'an emri ile kaldırılmasından sonra bunun bir kalıntısı olan "evlatlık hanımlarının, evlat edinenler tarafından alınamayacağı" anlayışının da kaldırılması gerekiyordu ki, bu ayet yanlış uygulamayı geçersiz kılmıştır.

Hz. Peygamber mescide girdiğinde iki direk arasında bir ipin çekilmiş olduğunu gördü. Bu ip nedir diye sorunca oradakiler: "Bu, Zeyneb (r.anha)'in ipidir. Zeyneb (namazda ayakta durmaktan) yorulunca bu ipe tutunur." dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Hayır (ibadette böyle güçlük olmaz) bu ipi çözünüz. Sizden biriniz zinde ve kuvvetli oldukça namazı (ayakta) kılsın. Yorulunca da otursun.” buyurdu. (Buhârî, Teheccüd 18.) Görüldüğü gibi Hz. Zeyneb (r.anha), ifrat derecesine varan bir şekilde namaz kılmaya düşkün bir annemizdi. 

Gerçekten, bu kadar basit ve bazı reformların yapılmasına yönelik olan bu izdivacı, bilhassa İslam düşmanları ve Batı'nın mutaassıp yazarları dillerine dolayarak bu konuda Hz. Peygamber'i tenkit edici görüşler dile getirmişlerdir. Buna göre Hz. Peygamber, Zeyd (ra)'in evde bulunmadığı bir sırada onu aramaya gelmiş, evde Zeyneb (r.anha)'i görmüş ve ona hayran olmuştur. Bunun üzerine de Zeyd (ra) de hanımını boşamıştır. Hadiseyi bu şekilde değerlendirenlerin gözden kaçırdıkları bazı önemli noktalar bulunmaktadır. Bunlar, Zeyneb (r.anha)’in Hz. Peygamber'in yakın akrabası olduğunu, onun Medine'ye hicret eden ilk Müslümanlar arasında bulunduğunu, Rasûl-i Ekrem (sav)'in, Zeyneb (r.anha)'i Zeyd'le (ra) evlendirmek için ne kadar uğraştığını, evliliğin sürmesi için ne kadar gayret sarf ettiğini, üstelik Zeyneb (r.anha)'in Zeyd (ra) ile evlenmeden önce Rasûlullah (sav)'a varmak istediğini hiç dikkate almıyorlar. Eğer Hz. Peygamber, Zeyneb (r.anha) ile daha önce evlenmek isteseydi buna kim engel olabilirdi? Görüldüğü gibi tamamen hayal mahsulü olan ve münafıkların dedikodusu sebebiyle, ortalığa yayılan fitneden dolayı bu izdivaçla ilgili olarak müsteşrik ve misyonerler, büyük bir faaliyetin içine girmişler, bu konuda kitaplar hatta piyesler yazmışlardır. Piyes yazanlardan biri de Voltaire'dir. Voltaire, tarihî gerçeklerle taban tabana zıt olan bu piyesi yazarken papadan iltifat görmüş, daha önce aforoz edilmişken yazdığı bu tiyatro eseri üzerine papa tarafından "Oğlum Voltaire" diye başlayan bir mektup alarak papanın iltifatına nail olmuştur. Tekrar ifade etmek gerekirse gerçekte normal bir evlilik olan bu izdivaç, bilhassa İslam düşmanları tarafından devamlı olarak gündemde tutulmaya çalışılmıştır. Bunu ancak dinî taassup, en hafifinden bilgisizlik ile açıklamak mümkün olur.

Hz. Peygamber'le evlendiği zaman 35 yaşında bulunan Zeyneb bint Cahş (r.anha)'ın düğününde Rasûlullah (sav) büyük bir ziyafet vermişti. Bu evlilik sebebiyle Hz. Zeyneb (r.anha), Rasûlullah (sav)'ın diğer kadınlarına karşı övünür ve "Sizi peygamberle aileleriniz evlendirdi. Hâlbuki beni yedi kat göklerin üstünden Yüce Allah evlendirdi" derdi. Başka bir rivayete göre Hz. Peygamber'e: "Diğer hanımlarının sana karşı nazlanamayacağı üç şeyle nazlanabilirim demiş. Bunlar, senin dedenle benim dedem aynı kişi (Abdülmuttalib) olması, beni sana nikâhlayanın Allah olması, aradaki elçinin de Cebrail Aleyhisselam olmasıdır." (İbn Kesir, el-Bidâye, IV, 148) Yine bir gün Hz. Peygamber'in huzurunda: “Ya Rasûlallah! Allah'a yemin ederim ki ben, senin diğer eşlerinden biri gibi değilim. Onları, babaları, kardeşleri veya aileleri evlendirdi. Benden başka, Allah'ın gökte seninle evlendirdiği var mıdır?” (İbnSa'd et-Tabakât, VIII, 102–103) diye sormuştur. Keza, İbn Sa'd'in kitabında bulunan başka bir habere göre Zeyneb, "Vallahi ben, peygamberin diğer kadınları gibi değilim. Onlar mehir ile evlendiler. Onları akrabaları evlendirdi. Beni ise Allah, kendi elçisi ile evlendirdi. Allah, Kitapta (Kur'ân) benim hakkımda ayet indirdi. Müslümanlar onu okurlar ki, bu ebediyyen değişmez."

Ezvac-ı Tâhirattan Ümmü Seleme (r.anha) şöyle der: "Peygamber onu severdi. O, saliha, çokça namaz kılan, oruç tutan ve sadaka veren bir kadındı." (İbn Sa'd, et-Tabakât, VIII, 103.) Bu hususta Enes b. Mâlik (ra)'ten şöyle bir rivayet aktarılır: Hz. Peygamber mescide girdiğinde iki direk arasında bir ipin çekilmiş olduğunu gördü. "Bu ip nedir?" diye sorunca oradakiler, "Bu, Zeyneb'in ipidir. Zeyneb (namazda ayakta durmaktan) yorulunca bu ipe tutunur." dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber: “Hayır (ibadette böyle güçlük olmaz) bu ipi çözünüz. Sizden biriniz zinde ve kuvvetli oldukça namazı (ayakta) kılsın. Yorulunca da otursun.” buyurdu. (Buhârî, Teheccüd 18) Görüldüğü gibi Hz. Zeyneb (r.anha), ifrat derecesine varan bir şekilde namaz kılmaya düşkün bir annemizdi.

Hicretin yirminci yılında vefat eden Zeyneb bint Cahş (r.anha), Rasûlullah (sav)'ın vefatından sonra ona kavuşan ilk hanımıydı. Vefatında, dönemin halifesi olan Hz. Ömer (ra), cenaze namazını kıldırdı, o daha sonra Medine'de Baki' mezarlığına defnedildi. Vefat ettiği zaman 53 yaşındaydı. (İbn Sad', et-Tabakat, VIII, 110–111; İbn Abdi'1-Berr, el-îstiâb, IV, 309)

 

Diyanet Dergi Ekim 2010
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.