Hz. Muhammed
Sosyal Hayatı
 

Hz. Peygamber'in Toplum Eğitiminde Kullandığı Motifler


Vahyin geliş gayesi, zaman içerisinde bozulan fıtratları yeniden asli hüviyetlerine döndürmektir. Bu sebeple vahyi tebliğ ve teybin eden peygamberler vahyin eşliğinde insan eğitimine büyük önem vermişlerdir.

Peygamberler, kendilerine indirilen ilahî kitapların içerdiği asli kaide ve hükümleri, topluma uygulamalı olarak göstermiş, sözlü ve fiilî açıklamaları ile yeni bir insan prototipi ve âdeta yeni toplumlar inşa etmeye çalışmışlardır. Bütün bu faaliyetleri vahyin eşliğinde yaparken, ilk prototipler peygamberlerin kendileri olmuş, bunu da vahyin eğitimi ile en ideal bir şekilde gerçekleştirmişlerdir. Biz burada Hz. Peygamber'in hedeflenen bu prototipi nasıl eğittiği konusunda bazı tespitler yapmaya çalışacağız.

1. İslam inancına göre Hz. Peygamber'in ifadesiyle "Bir insan iyi bir şey yapmaya niyet eder de onu yapma imkanı bulur ve yaparsa Allah ona, ondan yedi yüze kadar, hatta daha fazla sevap yazar; eğer iyilik yapmaya niyet eder de yapma imkanı bulamazsa sırf iyi niyetinden dolayı Allah Teâlâ ona bir iyilik sevabı yazar. Bir kimse de bir kötülük yapmaya niyet eder de sonra yapmaktan vazgeçerse Allah Teâlâ ona bir iyilik sevabı yazar, eğer kötülük yapmaya niyet eder de yaparsa bir kötülük günahı yazar."  (1)

Hz. Peygamber'in bu sözleri iyi tahlil edildiğinde görüleceği gibi birey her hal u karda iyiye ve hayra yönlendirilmekte, kötü düşünce ve duyguların gönüllerden sökülüp atılması hedeflenmektedir. Buna göre inşa edilmek istenen Müslüman prototipinin şuur altında kötü niyet, duygu ve düşüncelerin yer almaması gerekmektedir.

2. Hz. Peygamber'in diğer bir ifadesine göre yapılan her işin karşılığı, eyleme yönelme gayesi olan "niyete göre takdir edilecektir." (2) Amaç ve gayeler ulvi olursa, yönelişler de hep iyiye ve hayra olacaktır. Bu da İslam'ın hedeflediği insan prototipinde bulunması gereken yüce vasıflardır. Çünkü Allah'ı hesaba katarak hareket eden ve hayatını ona göre programlayan bir insanın eylemleri kötü olamaz.

3. Hz. Peygamber Müslümanı, "elinden ve dilinden başkasının zarar görmediği kimse" (3) olarak tanımlamakta, hedeflediği Müslüman şahsiyetin başkasına zarar verebileceği dilini ve elini yani maddi güç ve yetkisini hakkaniyetle kullanmasını öngörmektedir.

4. Mümini de, her yönüyle "kendisinden emin olunan, güvenilen kimse" (4) olarak tanımlamaktadır. Çevreye güven vermeyen ve her an zarar verebilecek bir kimse, toplumda bir kangren gibidir. Hayatı yaşanamaz hale sokabilir.

5. Hz. Peygamber bir ifadesinde, kişinin, "sevdiğini Allah için sevip sevmediğini de Allah için sevmeme" (5) sinin, imanın gereği olduğunu belirtmekte, sevgileri de yüce ve aşkın gayelere bağlamaktadır.

6. Doğru sözlü olmak hedeflenen Müslüman şahsiyetin en önemli özelliklerinden biridir. Kur'ân-ı Kerim'de de bunun üzerinde ısrarla durulmakta, "Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin." (6) buyrulmaktadır. Diğer bir âyet-i kerimede "Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun." (7) buyrularak, Müslümandan; suçlunun kendisi veya akrabası dahi olsa hak ve adaletin tecellisi için doğruyu söylemekten kaçınmaması istenmektedir.

7. Doğruluk kişiye iyilik yapma duygusu kazandırır, iyilik yapmak da kişinin cennete girmesine vesile olur. Kişi düşünce dünyasını doğruluk üzerine bina ederse o artık Allah katında doğrular gurubunda yer alır. Yalan ise kişiyi her zaman yanıltır ve yanlışa, hatta kötülük yapmaya sevk eder, kötülük de kişiyi cehenneme götürür. (8) Kişi düşünce dünyasını ve şuuraltını yalan üzere bina ederse Allah katında yalancılar gurubunda yer alır. Bunun sonu ne olacağı da bellidir. Müslüman şahsiyetin oluşmasında doğru olmak, yalandan uzak durmak, olmazsa olmaz kabilinden, temel ilkelerdendir.

8. İbadetlerde olsun, beşeri münasebetlerde olsun, bütün davranışlarda orta bir yol izlemek, Müslüman şahsiyetin temel karakteristiğidir. Hz. Peygamber, bir ifadesinde, "Orta düzeyde bir tempoda yürüyün, orta düzeyde bir tempoda yürüyün ki hedefe ulaşabilesiniz." (9) buyurarak her türlü başarının sırrını vermektedir. Buna göre Müslümanın düşünce dünyasında hiçbir aşırılık yer almamalıdır. O kadar ki sevgi ve nefrette bile! Hz. Peygamber, "Sevdiğinizi aşırı sevmeyin, çünkü bakarsınız bir gün o sevdiğiniz kişi, nefret ettiğiniz kişi konumuna düşer de sonra mahcup ve pişman olursunuz; nefrette de aşırı gitmeyin, çünkü bakarsınız bir gün o nefret ettiğiniz kişi,  dostunuz olur da sonra mahcup ve pişman olursunuz." (10) veciz sözü ile sevgi ve nefrette bile bireyleri eğitmektedir.

9. Bireysel ilişkilerde Hz. Peygamber her zaman empati ile hareket etmiş, bu doğrultuda da, "Kendiniz için istediğinizi başkası için de istemedikçe gerçek manada iman etmiş olamazsınız. (11) " buyurarak bunu kurallaştırmıştır.

10. Hz. Peygamber yine bir ifadesinde insanların en kötüsünün, "zararı dokunmasın diye kendisinden kaçılan kimse."  (12) olduğunu ifade etmektedir. Bu da bir insanın kendisine yapabileceği en büyük kötülüktür.

11. Hz. Peygamber, "İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez." (13) veciz ifadesiyle, merhametli olmayı öğütlemekte, Allah'ın merhametini elde etme yolunun insanlara merhamet ve şefkatle davranmaktan geçtiğini belirtmektedir..

12. Hz. Peygamber'in Müslüman şahsiyetin oluşmasında üzerinde durduğu bir diğer önemli nokta, kolaylaştırıcı olmak, zorlaştırıcı olmamaktır. Bu hasletler, ötekine karşı davranışların belirlenmesinde önemli unsurlardır. Ayrıca müjdeleyici olmak, nefret ettirici olmamak (14) gibi hususlar da yine Müslüman şahsiyetin oluşmasında diğer önemli özelliklerdir.

13. Bütün peygamberlerin ortak olarak kendi toplumlarına telkin ettikleri önemli ilkelerden biri hayadır; yani yaptığı kötü bir şeyden ar duymasıdır. Bireyin davranışlarının tayininde önemli rol oynayan haya, Müslüman şahsiyetin olgunluk derecesini gösteren manevi bir duygudur. Bütün peygamberler hayanın önem ve fonksiyonunu, "Utanmadıktan sonra dilediğini yap!" (15) sözü ile dile getirmişlerdir.

14. Hz. Peygamber'in Müslüman şahsiyetin oluşmasında önem verdiği özelliklerden biri de insanları hayra yönlendirmek, düşünce dünyalarında her zaman iyiyi ve hayrı düşünmelerini sağlamaktır. Bunu, "Hayra vesile olan, hayrı yapan gibidir." (16) ifadesiyle dile getirmektedir.

15. Hz. Peygamber, Müslümanın aynı zamanda uyanık olmasını, bir delikten ikinci kez sokulmaması gerektiğini belirtmektedir. "Mümin, yılanın deliğinden iki kez ısırılmaz." (17) buyurmuştur.

16. İslam değerler sisteminde, insanlara yararlı olmaya o kadar çok önem verilmiştir ki yolda yürürken geçenlere zarar verecek en küçük bir engelin hatta bir dikenin dahi kaldırıp atılması imanın gereği kabul edilmiş ve iman ile ilişkilendirilmiştir. (18) Müslüman şahsiyet böyle bir eylemi imanının gereği kabul edecek, başka hiçbir hesap ve beklenti içine girmeden sadece karşılığını Allah'tan bekleyerek yapacaktır.

17. Hz. Peygamber'in ifadesi ile İslami değerler sisteminde "ne ötekine zarar vermek vardır ne de görülen zarara zararla karşılık vermek vardır." (19) Çünkü zarara zararla karşılık verildiğinde toplumda kaos ve hukuksuzluk hakim olur, anarşik bir ortam doğar.

18. Hz. Peygamber, toplumun bütün bireyleri kardeşlik bilinci içerisinde olmaları gerektiğini belirterek, "Müslüman Müslüman kardeşine zulüm yapmaz, onu düşmana teslim etmez, bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir, bir sıkıntıdan kurtarırsa Allah da onu bir sıkıntıdan kurtarır, bir kusurunu örterse Allah da onun bir kusurunu örter."  (20) buyurmakta ve böylece Müslümanlıkta kardeşlik bilincinin boyutlarını belirtmektedir.

"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin." (6) buyrulmaktadır. Diğer bir âyet-i kerimede "Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun."

19. Ayrıca bu genel kapsayıcı düşünce yapısını daha alt birimlere indirgeyerek toplumdaki kimsesiz ve yetimlerin kollanması gerektiğini de ifade etmektedir. Hz. Peygamber, gerek kendisine gerek başkasına ait herhangi bir yetimi görüp gözetmeyi üzerine alan kimse ile cennette beraber olacağını ifade etmektedir. (21)

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Vahyin geliş gayesi, zaman içerisinde bozulan fıtratları yeniden asli hüviyetlerine döndürmektir. Bu sebeple vahyi tebliğ ve teybin eden peygamberler vahyin eşliğinde insan eğitimine büyük önem vermişlerdir. Her hal u karda onların düşünce dünyalarını eğitmeye, onu bütün kötü duygu ve düşüncelerden arındırmaya, insan yararına olan her şeyi hayır kapsamında değerlendirmişlerdir. Değerlerin yok olduğu bu dönemde vahyin destekleyip onayladığı değerleri, Hz. Peygamber'in yorumuyla benimseyip hayata geçirmek, Müslüman toplumun en büyük ideali olmalı, bütün ilişkilerini bu temel anlayış üzerine bina etmelidir.

1) Buharî, es-Sahih, th., Mustafa Dîb El-Biğâ, Beyrut 1407/1987, 2. baskı, 6 cilt, Dâru İbn Kesir, el-Yimâme, (Rikak 31).

2) Buharî, Sahih, I, 1, 3, Bed´u´l-vahy 1.

3) Buharî, Sahih, I, 13, İman 3.

4) Tirmizî, İman 13; Nesaî, İman 8.

5) Buharî, İman 9, Edeb 43; Nesaî, İman 3; Ahmed b. Hanbel, IV, 286.

6) Ahzab, 33/70.

7) Nisa, 4/135.

8) Buharî, Rikak 31.

9) Buharî, İman 18.

10) Tirmizî, Birr 59.

11) Buharî, İman 7; Müslim, İman 71, 72.

12) Buharî, Edeb 48.

13) Buharî, Edeb 18.

14) Buharî, İlim 11.

15) Ebû Davud, Edeb 6.

16) Tirmizî, İlim 14.

17) Buharî, Edeb 83.

18) Müslim, Birr 129, 130.

19) Ahmed b. Hanbel, I, 313.

20) Buharî, Mezalim 3, İkrâh 7; Müslim, Birr 58.

21) Müslim, Zühd ve Rikak 42.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.