Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

İfk Vakası

“Vallahi senin söylediğin şeyden dolayı Allah’a tevbe etmem. Vallahi biliyorum ki insanların söylediğini ikrar etsem -ki ben bundan beriyim- olmamış bir şeyi kabul etmiş olurum. Söylediklerini inkâr etsem, siz kabul etmezsiniz. Ben Yusuf’un babası Yakup gibi, ‘Artık bana düşen bir güzel sabırdır. Anlatılanlara karşı sığınağım sadece Allah’tır’, derim.”

 Bir açıdan bakıldığında vahyin ışığında yetişmiş bütün Müslüman kadınlar tek kişi gibi görünüyorlar. Daha yakın bir incelemede her birinin yetişme şartlarından, mizaçlarından kaynaklanan kişilik özelliklerini ayırt edebiliyoruz. Hazreti Hatice (r.anha)’yi, kendinden on beş yaş küçük bir erkeğe evlenme teklifi edebilecek kadar kendine güvenen, dulluk kimliğinin sırtında kambur oluşturmasına izin vermeyen onurlu bir iş kadını olarak seçiyor, Hazreti Fatıma (r.anha)’yı Fedek bahçeleri ihtilafında muhtaçlar lehine oluşturduğu yapıyı Medine karşısında savunurken görüyor, Hazreti Aişe (r.anha)’yi İfk vakasında, yalnız bırakıldığı halde Allah’a duyduğu güvenle direncini koruyan bir genç kadın olarak tanıyoruz.

Fitne-fesat söylemleriyle lekelenme korkusu yaşayan her kadın, Aişe (r.anha)’nin İfk vakası sırasındaki metanetinden ve genel tutumdan dersler çıkarabilir. Masumiyet lekenemez; İfk (İftira) Hadisesi’nin öteki açıklaması da bu.

Rasûlullah (sav) sefere çıkmak istediğinde eşleri arasında kura çeker, kura hangisine isabet ederse, yanında onu sefere götürürmüş. Beni Mustalik Seferi sırasında kura Aişe (r.anha)’ye çıkıyor. O zamanlarda kadınlar şişmanlamamak için az yerlermiş ve Aişe de buna dikkat ettiği için vücudunun bir hayli hafif olduğu belirtiliyor rivayetlerde. İçinde bulunduğu hevdeçte varlığıyla yokluğu birmiş.

Rasûlullah (sav), Beni Mustalik Seferinden geri dönerken Medine’ye yakın bir yerde konakladı ve gecenin bir bölümünü o konak yerinde geçirdi. Münadi, yola çıkılacağını duyurduğunda kafile toparlanmaya başladı. Tam o sırada Aişe (r.anha) tuvalete gitmek üzere ordu yerinden ayrıldı. Tuvalet olarak belirlenen yerde her zaman boynunda asılı duran kolyenin yerinde olmadığını gördü. Karargâha koştu, gerdanlığı kendi konakladığı alanda aradı, bulamadı. O sırada karargâhta bulunanlar hazırlanmış, yola düşmeye başlamışlardı. Aişe (r.anha) bir telaş içinde gerdanlığını bulmak için tuvalet noktasına geri döndü, gerdanlığı o civarda aradı ve buldu. Kısa yokluğu sırasında hevdecinden sorumlu olanlar, kendisini içinde sanarak hevdeci alıp deveye yüklemişlerdi. Aişe (r.anha) bir kez daha geriye döndüğünde karargâh yerinde kimsenin bulunmadığını gördü. Çarşafına sarınıp uzandı bir yere. Nasılsa hevdeçte bulunmadığı anlaşılacak ve dönüp onu alacaklardı. Bu güven içinde beklemeyi sürdürürken, Safvan b. Muttal es-Sülemi geldi konaklama yerine. Onu gördüğünde, örtünme emri gelmeden önce karşılaştıkları için tanıdı ve “İnnalillahi ve inna ileyhi raciun” ayetini okudu.

“Rasûlullah’ın eşi!” dedi ardından. “Allah merhamet etsin, seni böyle geride bırakan nedir?”

Çarşafına bürünmüş olan Aişe (r.anha) cevap vermedi. Safvan devesini yaklaştırarak binmesini söyledi, kendisi uzaklaştı. Aişe (r.anha) deveye bindi, Safvan devenin yularını tuttu ve gece boyunca süratle yol alarak, sabah saatlerinde orduya yetiştiler. Konaklama yerine vardıklarında, Aişe (r.anha)’yi hevdecin içinde sanan devesinin sürücüsüyle karşılaştılar. “İşte o zaman iftiracılar dediklerini demişler, karargâh çalkalanmış, benim ise vallahi bunların hiçbirinden haberim yoktu” diye anlatıyor Aişe (r.anha).

Zayıf bünyeli genç kadın sefer dönüşü Medine’de hastalanıp yatağa düştü. Dedikodulardan henüz haberdar değildi. Abdullah b. Übeyy gibi münafıklar dışında bu dedikodulara kendini kaptıran az sayıda Müslüman da vardı. Safvan’dan hoşlanmayan Hasan bin Sabit, Peygamberimiz’in eşlerinden Zeyneb (r.anha)’in kız kardeşi Hamne ve Hz. Ebu Bekir (ra)’in yardımıyla geçinen Mistah b. Üsâse, onu zor duruma düşürmek için bu dedikoduların yayılmasına katkıda bulundular. Aişe, Hamne bt. Cahş’ın iftiracılar korosuna katılmasını, kız kardeşi Zeyneb binti Cahş (r.anha)’ın  Peygamberimiz’in eşleri arasında kendisine makam itibarıyla rakip olabilecek tek kadın  olmasına bağlıyor. Bu konuda Zeyneb (r.anha) tek kelime etmezken, Hamne’nin kız kardeşine destek sunduğu inancıyla iftiraların yayılmasına destek sunması ilginçtir.  İftiraları duyduğunda büyük bir öfkeye kapılan Safvan, kılıcıyla Hasan’a saldırdı ve yaraladı. Haber Peygamberimiz’e ulaşınca, Safvan’ın tutuklanmasını istedi. İftira karşısında duyulan öfke, ölümcül eylemlere sebep olmamalıydı. (İbni Hişam’ın rivayet ettiğine göre baskı altında kalan Safvan nihayet, kadınlara ilgi duymadığını açıklamak zorunda kalacaktı.)

Aişe (r.anha) muhterem eşinden başka bir söz bekliyordu o sırada, güçlü bir teselli, her şeye rağmen güvenini bildiren bir açıklama. O’nu dinlerken gözyaşlarının kuruduğunu ve artık bir şey hissedemez olduğunu fark etti. Kendisi yerine cevap verecekleri beklentisiyle annesiyle babasının yüzüne baktı. Sessiz kaldıklarını görünce bocaladı. Farklı bir şeyler umuyordu, bir ayet değilse de bir rüya...

Annesi, babası ve Muhammed (sav) neler olup bittiğini bilseler de Aişe (r.anha)’ye bildirmekten kaçınıyorlardı. Yine de Aişe (r.anha) hasta yatağında Peygamberimiz’in kendisine yönelik tutumunda bir tuhaflık olduğunu sezdi. Eskiden hastalandığında üzerine titreyen eşi, odaya girdiğinde onunla pek muhatap olmuyor, halini hatırını, bakımı için yanında olan annesi Ümmü Ruman (r.anha)’a soruyordu. Aişe  (r.anha) bu durumu içerleyerek, O’ndan annesinin evine gitmek üzere izin istedi.  Anne ve babasının evinde kaldığı yirmi gün içinde toparlandı, ayağa kalktı, ama hakkındaki söylentilerden hâlâ haberdar değildi. O tarihlerde Medine evlerinde tuvalet yoktu, insanlar tuvalet yerine Medine’nin dışına gidiyorlardı. Aişe (r.anha) de bir gece yanında Ümmü Mistah olduğu halde tuvalete gitmek üzere evden ayrıldı. Yan yana giderken ayağı Aişe (r.anha)’nin çarşafına takıldı Ümmü Mistah’ın, tökezledi ve bunun üzerine “Mistah kahrolsun” diye söylendi. Aişe (r.anha) onun oğluna karşı fazlasıyla öfkeli olduğunu görünce sebebini anlamak istedi, sorular sordu. Nihayet Mistah iftiracıların şehre yayılan sözlerini aktardı.  Aişe (r.anha)’ye duydukları çok fazla geldi,  üzüntüden öylesine ağladı ki “ciğerlerimin parçalanacağını zannettim” diye anlatıyor. Perişan bir halde eve geri döndü.  Ortalıkta dolaşan iftiraları kendisinden gizlediği için annesine sitem etti. Annesi, “Kızım” dedi. “Biraz az ağla! Vallahi erkeğinin sevdiği güzel bir kadının haset eden akranları çok olur. İnsanlar da onun hakkında olur olmaz çok şey söylerler.”

Aişe (r.anha) daha sonra Rasûlullah (sav)’ın bu konuda mescitte bir hutbe irad ettiğini de öğrendi. Hutbe sırasında Allah’a hamd ve senanın ardından sitemkâr ve olabildiğince yatıştırıcı, fitneyi bertarafa dönük açıklamalarda bulunmuştu Peygamberimiz: “Ey Müslümanlar! Kimi insanlara ne oluyor da ailem hakkında bana eziyet ediyor ve doğruluktan uzak şeyler söylüyorlar? Vallahi ben onlar hakkında hayırdan başka bir şey bilmem. Ayrıca işe bir adamı da karıştırıyorlar ki onun hakkında da hayırdan başka bir şey görmedim. O benim evlerimden hiçbirine ben olmadan girmez.”

Hutbesinin ardından cemaat Peygamberimiz’e güven ve desteğini bildirdi. Mescitten evine geçen Peygamberimiz, orada Ali b. Ebi Talib (ra) ve Üsame b. Zeyd (ra) ile istişarede bulundu. Ali (ra)’nin tavsiyeleri şu şekilde kaydediliyor: “Ya Rasûlullah! Dünyada kadın çoktur. Onun yerine başka bir kadın alabilirsin. Bir de cariyeye sor, o sana doğruyu söyler.” Daha sonra Ali (ra)’nin, doğru konuşması için cariye Berire’yi fena halde dövdüğünü anlatıyor Aişe (r.anha). Berire ise hanımını şöyle savunuyor: “Vallahi hayırdan başka bir şey bilmem. Aişe’nin hiçbir kusur yoktu. Ancak ben hamur yoğurur, ona beklemesini tembih ederdim.  O ise uyurdu. Koyunlar da gelip hamuru yerdi.”

Aişe (r.anha)’nin annesi ve babasının tesellisine sığındığı günlerden birinde Peygamberimiz onu ziyarete geldi. O sırada Aişe (r.anha), yanlarında bulunan ensardan bir kadınla ağlıyordu. Peygamberimiz Allah’a hamd ve senadan sonra eşine şunları söyledi:  “Ey Aişe, halkın söylediklerini işittin. Allah’tan kork. Eğer söylendiği gibi bir fenalık yaptıysan Allah’a tevbe et. O, kullarının tevbesini kabul eder.”

Aişe (r.anha) muhterem eşinden başka bir söz bekliyordu o sırada, güçlü bir teselli, her şeye rağmen güvenini bildiren bir açıklama. O’nu dinlerken gözyaşlarının kuruduğunu ve artık bir şey hissedemez olduğunu fark etti. Kendisi yerine cevap verecekleri beklentisiyle annesiyle babasının yüzüne baktı. Sessiz kaldıklarını görünce bocaladı. Farklı bir şeyler umuyordu, bir ayet değilse de bir rüya... “...Allah’ın benim hakkımda ayet indirmesine layık görmüyordum kendimi, bunun için hakir ve küçük olduğumu düşünüyordum.” Bununla birlikte, Peygamber’in bir rüya göreceğini ve bu rüyada Allah’ın onu temize çıkartacağını umuyordu. Anne ve babasına, Peygamberimiz’e cevap verip vermeyeceklerini sordu. Onlar, ne cevap vereceklerini bilemediklerini söylediler.

Ebeveynlerinin suskunluğu üzerine Aişe (r.anha) bir yandan ağlarken Peygamberimiz’e şunları söyledi: “Vallahi senin söylediğin şeyden dolayı Allah’a tevbe etmem. Vallahi biliyorum ki insanların söylediğini ikrar etsem -ki ben bundan beriyim- olmamış bir şeyi kabul etmiş olurum. Söylediklerini inkâr etsem, siz kabul etmezsiniz. Ben Yusuf’un babası Yakup gibi, ‘Artık bana düşen bir güzel sabırdır. Anlatılanlara karşı sığınağım sadece Allah’tır’, derim.”

Bu sözlerin ardından çok geçmedi, Hazreti Peygamber’e, vahiy geldiğinde gördüğü halin arız olduğunu fark etti Aişe (r.anha). Yerinde oturamadı Peygamberimiz, elbisesine sarınarak uzandı;  başının altına bir yastık yerleştirdiler. Vahyin iftira üzerine ineceğini düşünüyordu odadakiler. Hz. Ebu Bekir (ra) ile eşi Ümmü Ruman (r.anha), vahyin iftirayı doğrulayacağı konusunda öylesine endişeli görünüyorlardı ki Aişe, “vallahi neredeyse canları çıkacak zannettim” diye anlatıyor. Kendisi ise suçsuz olduğunu bilmenin güveniyle korku ve endişeden uzaktı. Yine de vahyin beklendiği anlara tanıklığın, tam o sırada olağanüstü etkileyici olduğu açık. Odada bulunan herkes, inmekte olan vahiy karşısında duygu ve düşünceleriyle yüzleşiyor. Aişe (r.anha) bilmeden istemeden bir tuzağa düşürülmüş ve gençliğinin yol açtığı endişelerle bunları gizliyor olabilir mi... Anne ve baba kızlarına ne denli güveniyor olsalar da Her Şeyi Gören ve Bilen’in sınırsız tanıklığına hazırlanırken iftiracıların yaydığı cümleleri bir parça bile olsa ihtimal vererek hatırlarına getirmenin mahcubiyet ve korkusunu yaşıyor olmalılar... İftiranın yol açtığı yıkıcı sorularla kuşatılmış olan aile fertleri vahyin açıklamalarına ihtiyaç duyuyordu. Bununla beraber belki de doğruluğundan şüphe edilemeyecek ayetleri karşılamaya henüz hazır değillerdi... Herkesten önce Peygamberimiz, inanmaktan uzak durmasının sebeplerini mesciddeki hutbesinde dile getirdiği iftira karşısında vahyin tanıklığının gizli endişesini yaşamıyor olabilir miydi?

Odada vahyin indirilişine tanık olan herkesten daha farklı duygular ve düşünceler içindeydi Aişe (r.anha). Bir bakıma yalnızdı, kendi başınaydı. Endişeli değil de kırgın olabilirdi. Suçsuzluğuna emin olduğuna göre, Allah biliyordu bunu, öyleyse niye endişelenecekti? “Allah bana zulmedecek değildi” diye anlatıyor.
 
O hep olduğu gibi nazik davranıyordu Aişe (r.anha)’ye, ancak fıtratına yedirilmiş Peygamber ahlâkıyla iftiralar karşısında bir eşin kuşku ve endişelerini yansıtmaktan uzak dursa da her zamankine göre mesafeli olduğu söylenilebilirdi. Ne suskunlukla karşılayabilirdi iftiraları, ne örtbas edebilirdi. Tersine Aişe (r.anha)’nin zan altında kalmaması için hadiseyi her açıdan açık açık konuşması ve karşılaştığı soruları cevaplandırması gerekiyordu. İftira hadisesi yeni toplumun kadın-erkek ilişkileri, iffet ve namus telakkisi açısından da ayrıca açıklık kazanmalıydı. Bir taraftan Peygamber, diğer taraftan eş olarak Muhammed (sav) iftiraların amaçladığı fitne dalgasına karşı sorumlu bir yaklaşım sergileme gayretini sürdürürken, Aişe (r.anha)’nin maruz kaldığı toplumsal baskı karşısında vahyin tanıklığını bekliyor olmanın gerilimini yansıtıyordu. Duymak istemediği kelimeler ayet halinde inebilir mi, sevgili bu denli yakın ve açık seçikken bir yabancıya dönüşmüş olabilir mi... Aişe (r.anha) ile arasında oluşan mesafe muhakkak ki O’na acı veriyordu. Kişisel duyguları tarafından yönlendirmekten uzak durduğu sorunun çözümü için bütün kalbiyle vahiyden yardım umuyor olmalıydı.

Ensar’dan kadın o sırada hâlâ odada mı bilemiyoruz, eğer odadaysa, Ebu Bekir (ra) ve Ümmü Ruman (r.anha) gibi kaygıya düşmüş olabilir. Çünkü uğradığı iftira karşısında birlikte ağlayacak kadar yakındı Aişe (r.anha)’ye ve biz bu yakınlığın, ayetle bildirilecek olanın apaçık doğruluğuyla sınanmaya hazır olup olmadığını bilmiyoruz. Aişe (r.anha)’yi inciten, kıran, iftiracılar karşısında bu koca dünyada yapayalnız olduğunu ve sadece kendisine Şah Damarından Daha Yakın Olan Rabbi’ne güvenebileceğini duyurtan ağır, zor bir tecrübeydi bu.

Odada vahyin indirilişine tanık olan herkesten daha farklı duygular ve düşünceler içindeydi Aişe (r.anha). Bir bakıma yalnızdı, kendi başınaydı. Endişeli değil de kırgın olabilirdi. Suçsuzluğuna emin olduğuna göre, Allah biliyordu bunu, öyleyse niye endişelenecekti? “Allah bana zulmedecek değildi” diye anlatıyor.

Sonra Muhammed (sav) vahiy halinden uzaklaştı, uzandığı yerden doğrulup oturdu. Mevsim kış olduğu halde yüzünden terler akıyordu. Odadaki endişeli bekleyişi yatıştıran bir rahatlığı hissettirdiği söylenilebilir. Yüzünden akan terleri sildikten sonra Aişe (r.anha)’ye döndü, “Müjde Aişe! Allah senin suçsuzluğunu inzal buyurdu” diye bildirdi. Aişe (r.anha), “Elhamdülillah” diyerek karşıladı müjdeyi. Peygamberimiz mescide gitti, hutbe sırasında kendisine inen ayet-i kerimeyi okudu: “Başkalarını yalan yere iffetsizlikle suçlayanlar içinizden bir güruhtur; (fakat siz, bu haksız suçlamaya maruz kalanlar) bunu kendiniz için kötü bir şey sanmayın; tersine bu sizin için hayırdır! (İftiracılara gelince,) onların her biri (böyle yaparak) işledikleri günahın yükünü taşıyacaklardır ve onlardan bu (günahın) işlenmesinde başı çekenleri vahim bir azap beklemektedir.”  (Nûr, 11)

Zor bir tecrübeydi Hz. Aişe (r.anha)’nin yaşadığı ve bu tecrübe üzerinden Allah, namuslu kadınlara kara çalmakta tereddüt etmeyen günahkârları uyarırken, Müslüman toplumun yeni ahlâk anlayışını da pekiştiren ayetlerle müminleri sorumlu olmaya çağırıyordu. Bu süre içinde suçluluk duygusuyla kuşatıldığı söylenemezdi Aişe (r.anha)’nin, mahcup düşmüş de değildi. Ailesi ve çevresinin, Peygamber (sav)’in iftiralarla yıpratılmak istenmesi karşısında kendi açıklamalarının yeterli bir tanıklık ifade etmeyişi yüzünden aşırı üzülmüştü elbet. İftira dünyayla ve insanlarla ilişkilerini başka bir gözle görmesini sağlamıştı. Dostlarını yanlış mı seçmişti, düşmanları düşündüğünden daha mı kara kalpliydi? Bu bir iman –bir kişilik– sınavıydı ve Aişe (r.anha) sınavdan lâyıkıyla çıkmayı başardı.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Cihan Aktaş

1960 Refahiye-Erzincan doğumlu. Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Yüksek Okulu’nu (1982) bitirdi. Mimar, basın danışmanı, gazeteci ve okutman olarak çalıştı. Roman ve öykü kitapları yanı sıra kadın, kamusallık, sanat ve siyaset etrafında araştırma ve denemelerden oluşan kitaplar yayımladı. 1995’te Türkiye Yazarlar Birliği, 1997’de Gençlik Dergisi tarafından ‘Yılın Hikâyecisi’, 2002’de TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi. 2009’da “Kusursuz Piknik” isimli hikâye kitabı ESKADER tarafından yılın hikâye kitabı ödülünü kazandı. 2015’de Bursa 15. Edebiyat Günleri Ahmet Hamdi Tanpınar Ödülü’ne layık bulundu. Hâlihazırda www.dunyabulteni.net, www.sonpeygamber.info siteleri ve Gerçek Hayat dergisinde yazıyor.  Eyüp Sinema Akademisi’nde sinema kültürü dersleri veriyor. Kitapları: İnceleme-Araştırma: Hz. Fatıma (1984), Hz. Zeynep (1985), Sömürü Odağında Kadın (1985), Veda Hutbesi (1985, 1992), Sistem İçinde Kadın  (1988), Tanzimat’tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar I (1989, 1990, 2006), Tesettür ve Toplum/Başörtülü Öğrencilerin Toplumsal Kökeni (1991, 1993, 1995, 1997), Modernizmin Evsizliği ve Ailenin Gerekliliği (1992), Mahremiyetin Tükenişi (1995), Şark’ın Şiiri-İran Sineması (1998, 2005), Bacı’dan Bayan’a/İslamcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi (2001, 2003, 2005), Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri- İran’da Siyasal, Sosyal ve Kültürel Değişim (2004, 2005),  Türban’ın Yeniden İcadı (2006), Bir Hayat Tarzı Eleştirisi İslamcılık (2007), Yakın Yabancı (2008) , Kardeşliğin Dili (2010), İktidar Parantezi: Kadın Dil Kimlik (2011), İslamcılık/Eksik Olan Artık Başka Bir Şey (12014), Şehir Tutulması (2015). Hikâye: Üç İhtilal Çocuğu (1991), Son Büyülü Günler (1995), Acı Çekmiş Yüzünde (1996), Azizenin Son Günü-Azerbaycan Hikâyeleri (1997, 2006), Suya Düşen Dantel (1999), Ağzı Var Dili Yok Şehrazat (2001, 2005), Halama Benzediğim İçin (2003), Duvarsız Odalar (2005), Kusursuz Piknik (2009), Ayak İzlerinde Uğultu (2013), Kızım Olsaydın Bilirdin (2015). Roman: Bana Uzun Mektuplar Yaz (2002, 2003, 2005, 2010), Seni Dinleyen Biri (2007), Sınıra Yakın (2013). 

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin