Sonpeygamber.info
 

İki Hadis Bir Mesele

Zekât, hasedi önler; açların toklara olumsuz duygu beslemesine engel olur. Ayrıca o malın kazanılmasında dolaylı emeği bulunan bütün fertlerin payının topluma iadesi anlamını taşır. Zekât vermekle lütufkârlık yapmıyoruz; tam tersine toplumun bu mal üzerinde birikmiş olan hakkını ona iade etmiş oluyoruz.

“İşçinin hakkını teri kurumadan verin.” (İbn Mâce, Rehin, 4)

Verilmediği takdirde ne olur? O gün piyasadan bir birimlik talep azalır. Makro düzeyde düşünüldüğünde o gün ücreti ödenmeyen ne kadar işçi varsa o kadar talebin piyasan çekilmesi anlamına gelir. Piyasadan talebin çekilmesi arzın yani işçinin ürettiği ürünün satılmaması demektir. Ürünün satılmaması onun üretiminin durması, üretimin durması ise ekonominin çevrimsel olarak kısır döngüye girmesi anlamına gelir ki bu da yoksulluğu doğurur. Yoksulluk mutsuzluğu, mutsuzluk ise umutsuzluğu getirir. Umutsuzluk Müslüman için muhataralı bir sınırdır. Kimse sürgit aç kalamayacağına göre piyasadan ürünün çekilmesi, adaletsiz gelir dağılımı, “hırsızlık”a da kapı aralar.

Öte yandan mahallemizde, kentimizde, ülkemizde, dünyamızda ücreti ödenmeyen insanların olması bize karnı aç “komşu”larımızın olduğu iletisini verir. “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” hadisine göre eğer bir işçi karnı aç yatıyorsa, ben de bunu görmekle yükümlüysem onun ihtiyacını gidermekle yükümlüyüm demektir. Onun karnının doyurulması bir Müslüman olarak benim vecibelerim arasında evet ama o işçi hakkını alamadığı için ben onu beslemek zorunda kalıyorsam, komşumu beslemeye tahsis ettiğim bedelin kamuya tahsis edilmekten geriye çekilmesi anlamına gelmez mi?

İşçinin ücretinin teri kurumadan verilmesi gerekliliği sosyal dayanışmanın yolunu açtığı gibi yerine getirilmediği takdirde de sosyal adaletsizliğe, iktisadi bunalıma ve toplumsal çalkantılara neden olur.

“Zekâtın verilmemesi karada ve denizde malların telefine neden olur.” (Taberâni)

(Burada karada ve denizde ifadesi her yerde bağlamında anlaşılmaya müsaittir.) Zekât, malın maldan istiğnası, arındırılmasıdır. Mal, kendisinden nasıl arındırılır? Kendisindeki fazlalıkların çıkarılmasıyla. Bu da o kısmın topluma aktarılması demektir. Verilmeyen zekâtlar, o toplumdaki mal akışının, bunun parasal karşılığının tedavülden çekilmesi demek olur. Sonuçta açlığın, kıtlığın yolunu kendi ellerimizle hazırlamış oluruz. Burada yoksulluğun neredeyse küfre denk olduğu uyarında bulunan hadisi de hatırlayalım.

Zekât, hasedi önler; açların toklara olumsuz duygu beslemesine engel olur. Ayrıca o malın kazanılmasında dolaylı emeği bulunan bütün fertlerin payının topluma iadesi anlamını taşır. Zekât vermekle lütufkârlık yapmıyoruz; tam tersine toplumun bu mal üzerinde birikmiş olan hakkını ona iade etmiş oluyoruz.

Türkçede bir söz var: mal canın yongasıdır diyor. Yonga bir ağacın veya herhangi bir nesnenin üzerinden yontarak çıkarttığımız parçacıklardır. Yani malımızı kendimizden arındırdıkça kendi özümüze ulaşmış oluyoruz. Maldan kendimizi ne kadar arındırırsak insan olmaya o kadar yaklaşıyoruz anlamını tazammun eder bu işlem. Öte yandan yonga aslında çok da kıymet izafe edilen bir parça değil, onun atılması, atılırken de bir başka şekilde kullanılabilir kılınması gerekir. Eskiden o yongalarla soba tutuşturulurdu, bir işe yarardı. Demek ki, mal canın yongasıysa onun bir başka biçimde topluma intikali gerekir. Bu yapılmadığında o mal o yongayla beraber ham halde kişinin üzerinde ağırlık olarak bırakılacak demektir. Daha da vahimi o yongayı malın kanser hücresi gibi telakki etmek de mümkün, o fazla hücreleri ana gövdeden arındırmak gerekir. Aksi halde çürüyerek karada ve denizde telef olmaya, yok olmaya gider.


Bu yazı, Rasim Özdenören'in Hadislerin Işığında Hz. Muhammed isimli kitabından alıntılanmıştır.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.