Dosyalar
Irkçılık
 

İnsanlığın İmtihanı: Irkçılık

 

عن جبير بن مطعم  أن رسول الله صلى الله عليه وسلم قال ليس منا من دعا إلى عصبية وليس منا من قاتل على عصبية وليس منا من مات على عصبية

Cübeyr b. Mut’îm (ra)’den nakledilen bir rivayette Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Asabiyete/ırkçılığa çağıran bizden değildir. Asabiyet/ırkçılık için savaşan bizden değildir. Asabiyet/ırkçılık için ölen de bizden değildir.” [1]

Hadislerde Irkçılık ve Asabiyet

Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz’in veda hutbesindeki son tavsiyeleri arasında insanların İslâm dininde eşit oldukları, Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap’a takva sahibi olmak dışında hiçbir üstünlüğünün bulunmadığı yer almaktadır. Bu durum Kur’ân-ı Kerîm’de “Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah yanında en üstün olanınız, (günahlardan) en çok korunanınızdır. Allah bilendir, haberdar olandır” (Hucurât, 49/13) şeklinde bir başka şekilde ifade edilmiştir.

İnsanların nasıl ki kendi anne babasını seçmek gibi bir hakları yoksa tâbi olacakları ırkı ve tenlerinin renklerini de seçmeleri mümkün değildir. Her insanın yaratılışı nihayetinde Allah’ın takdirine bağlıdır ve bu çerçeveden bakıldığında kendi ırk ve soyunu ön plana çıkartarak diğer ırklara karşı üstünlük iddia etmek aynı zamanda ilahi iradeye karşı gösterilen bir başkaldırıdır. Bir nevi insanlığın kardeşlik hukukunu zedeleyen bir tavır sergilemektir.

Hz. Peygamber ashabın zihniyet ve tefekkür dünyasına soy soptan ziyade takvayla üstünlüğü yerleştirmek için bir ömür mücadele etmiş ve zaman zaman münafıkların bu zihniyeti bozmaya yönelik planları Müslümanların imtihanı olmuştur. Bu hâlin kesinlikle İslamiyetle bağdaşmayacağı Ebû Hureyre (ra)’nin naklettiği bir hadis ile ifade edilmiştir. Hz. Peygamber tarafından ırkçılık/ asabiyet için öfkelenen veya ırkçılığa çağırıp sadece bu uğurda yardımlaşanın cahiliye ölümü üzere olacağı vurgulanmıştır. [2]

İnsanların nasıl ki kendi anne babasını seçmek gibi bir hakları yoksa tâbi olacakları ırkı ve tenlerinin renklerini de seçmeleri mümkün değildir. Her insanın yaratılışı nihayetinde Allah’ın takdirine bağlıdır ve bu çerçeveden bakıldığında kendi ırk ve soyunu ön plana çıkartarak diğer ırklara karşı üstünlük iddia etmek aynı zamanda ilahi iradeye karşı gösterilen bir başkaldırıdır.


Irkçılık ve Asabiyet Arasındaki Dil- Zihniyet İlişkisi

Irk kelimesi sözlüklerde nesil, sülâle, zürriyet, damar, kök; terim olarak ise kalıtımsal olarak ortak fizikî ve fizyolojik özelliklere sahip insanlar topluluğu anlamlarına gelmektedir.[3] Dünyada en çok konuşulan dil ailesine mensup olan Hint-Avrupa dillerinde ırk kelimesinin karşılığı 16. yüzyıldan itibaren İngilizce ve Fransızcada ‘race’, İspanyolca ve Portekizcede ‘raza’, İtalyancada ‘razza’, Almancada ‘die Rasse’dir ve hepsi de etimolojik olarak Arapça’daki ‘re’s’ yani kafa anlamındaki baş kelimesine dayanmaktadır. [4]

Irk kavramının Arapça’daki kafa yahut baş kelimesinden türemesi ise gayet manidardır. Zira modernleşme döneminin en zirvede olduğu yıllara tekabül eden yirminci yüzyılda üstün Hint-Avrupa topluluğuna ait ârî ırk araştırmaları özellikle fiziki antropoloji çalışan bilim adamlarının öncülüğünde bütün dünyayı sarmıştır. Kafa tası ölçümleri ve şekilleri, hangi ırkın en üstün olduğuna yönelik teoriler bu dönemde en çok tartışılan konular arasında yer almıştır.

Asabiyet ise sinirlilik, öfke, hiddet gibi anlamların yanında akraba, soy sop, kavim, vatan, millet ve din gayreti gütmek için kullanılan bir tabirdir. Baba tarafından kurulan akrabalık ilişkisine de asabe denilir. Ancak kelimenin ilk anlamı olan sinir ile akrabalık bağı arasındaki ilişki sinirlerin tüm vücudu saran biyolojik ve kaçınılmaz bir ilişkiyi uhdesine barındırmasıdır. Irkçılık ise kendi ırkını başka ırklardan üstün sayan ve soyunun başka ırklarla karışmasından çekinip endişe eden, ırkı bir ulusu meydana getiren ana unsur olarak kabul eden görüştür.

İnsanlık tarihinin başından itibaren ortaya çıkan savaşların kökeninde gerek maddi gerekse manevi üstünlük düşüncesi yatmakta ve ait olduğu ırkıyla övünüp diğer insanları aşağı görmek de savaşların sebeblerinden birini teşkil etmektedir. Müslüman ahlakı ise her zaman haklının ve Hakk’ın yanında olmayı şiar edindiğinden aynı soydan veya ulustan olsa bile haksızlık yapan kişilerin desteklenmesini benimseyemez. Ashâbdan Vâsile b. el-Eska’ asabiyetin ne olduğunu öğrenmek istediğinde kâinatın Efendisi “Kavmine zulüm ve haksızlıkta yardımcı olman asabiyettir” diye cevap vermiştir. [5] Asabiyyet ve ırkçılık davası gütmek İslam öncesi cahiliye çağına geri dönmek ve sünnet-i seniyyenin açtığı kutlu yoldan sapmakla eş anlamlıdır.

Yazımızı sözlerin en güzeli Allah’ın elçisinin Ebu Zerr (ra)’a yaptığı şu uyarıyla bitirelim. Annesinin ten renginden dolayı kınanan Bilal-i Habeşî (ra), Ebû Zerr (ra)’i şikâyet ettiğinde Rasûlullah (sav)  “Ey Ebû Zerr! Sen onu anasının ten renginden dolayı mı ayıplıyorsun? De­mek ki hâlâ senin içinde Cahiliyye ahlâkı bulunmaktadır” [6] buyurarak asırlar öncesinden ırkçılık zihniyetini yok etmeyi hedeflemiştir.

 


Dipnotlar:

1. Ebû Dâvûd, Edeb, 122.

2. Müslim, İmâre, 53; Nesâî, Tahrim, 28; İbn Mâce, Fiten, 7.

3. http://www.kubbealtilugati.org/

4. Walther Mitzka, Etymologisches Wörterbuch der Deutschen Sprache, Berlin: Walter de Gruyter, 1967, s. 584.

5. Ebû Dâvûd, Edeb, 121.

6. Buhârî, İman, 20.

Bu yazı Sonpeygamber.info için kaleme alınmıştır.
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.