Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Işık Gibi, Turna Misali Süzülen

İslamiyet cahiliye toplumunda Müslüman kadını erkekle “dost ve yardımcı” olarak tanımlarken, medeni haklar alanında getirdiği kurallarla da ezilen cinsin bireysel ve toplumsal açıdan güçlenmesini sağlayacak bir altyapı oluşumunu başlattı.

Kelimelerin süzülmesi sonra, şairlere özgü bir simya,  nasıl oluyor da milyonlarca kitap cildinin barındırdığı ustalıklı mısralara rağmen tamama ermiyor…Dünya hayatı maceramızın tümdengelen, verili, yapısal sebeplerle birlikte bir süzme işlemini, kendi kendini süzerek bir öze ulaşma marifetini amaçlayan bir anlamı olduğunu düşünürüm, Kevser Suresi’ni okurken…  Bu surenin ayetleri oldum olası –Ali Şeriati’de okuduğum ilk farklı çözümleme denemesi etrafında düşünmeye başladığım andan bu yana- kadın varlığındaki süzme yeteneğine incelikli göndermesiyle de doğurgan bir kaynak gibi gelir bana… Varlık da gözlerimize işte o türde bir curufundan, abartısından, kirinden pasından, boş sözü ya da lakırdısından, oyun eğlencenin vakti gaspeden fazlalığından süzülme süreciyle ışıyarak erişiyor, gözün içinden görmeye gayret ettiğimizde. Suyun akışı içinde süzülürken oluşturduğu duruluk, sevdiğimiz insanın kapıdan süzülmesi, atların dolu dizgin koşarken bile yeleleriyle birlikte oluşturduğu hız ve mekân arasındaki geçişkenlikle ilgili göz kamaştırıcı süzülme manzarası, mavi semada turnaların bir halay halkası ifadesiyle süzülmesi…

Süzülmüş insanın kelimeleri en ziyade peygamberlerin kelamı olmalı. Aklıma Hermann Hesse’in bir hikâyesindeki gurbete gitmeye hazırlanan delikanlıya annesinin aşağı yukarı şu mealdeki öğütü geliyor:  “Önemli insanlar, bilginler, düşünürler an gelir seni şaşırtır söz ve davranışları arasındaki çelişkilerle, ama Hazreti İsa seni asla yanıltmayacaktır.”

İnsan süzerek var eder aynı zamanda ufkunu ve kendi benliğini de… Aristokratların bütün yüzeyselliğiyle genlere, mavi kanlara bağladığı süzülmüş insan davranışlarının bir ölçüsü olarak soyluluk, çevreden öğrenmek etkili olsa bile kişisel seçim ve hak edişlerle gerçekleşen bir nitelik olmalı.  Peygamberlerin kişisel seçim (veya süzme) başarısı, hakikatlerine duydukları sadakatle kazandıkları yoğunlaşma yeteneğinden ayrı düşünülemez gibi geliyor bana. Peygamberlerin biyolojik bir çizgi halinde akan aile çatıları bir mektep özelliği gösterse de, bu mektebin tembel,  kifayetsiz muhteris özellikleri arz eden ve nifaka eğilimli öğrencileri de olmamış değildir.

Süzülmüş insanın kelimeleri en ziyade peygamberlerin kelamı olmalı. Aklıma Hermann Hesse’in bir hikâyesindeki gurbete gitmeye hazırlanan delikanlıya annesinin aşağı yukarı şu mealdeki öğütü geliyor: "Önemli insanlar, bilginler, düşünürler an gelir seni şaşırtır söz ve davranışları arasındaki çelişkilerle, ama Hazreti İsa seni asla yanıltmayacaktır."

Öyle bir kelime ki anlam süzülerek fiilinde tecessüm ediyor. Süzmek, işte, kabuğu atarak, kabuğunu kırarak özdeki anlama ulaşmak; süzülmek, bu dünyada bir yolcu gibi yaşarken dahi bir anlam arayışının fillerini üstlenmek…Elmalılı Hamdi Yazır “kanun-ı ıstıfa” diyor,  Âdem’in, Nuh’un, İbrahim ve İmran ailesinin Allah tarafından süzülerek âlemlerin üzerine seçilmesini konu alan Al-i İmran Suresi’nin 33 ve 34. Ayeti kerimelerini tefsir ederken. “Istıfa” sözlükte bir şeyin en safi hülasasını, özünü almaktır; tasfiye bir şeyin karışıklığını, bulanıklığını giderip özünü çıkartmak, saf olanı karışık olandan ayırmakken, ıstıfa en safi olanı seçip almaktır. Saflaşma, seçilme, Muhammed Mustafa (sav) ile tamamlanacaktır.  Surenin 42. Ayetinde ise meleklerin Hazreti Meryem’e, “Ey Meryem! Her halde Allah seni süzüp seçti ve seni çok temiz ve pak yaptı. Hem seni kadınlar âlemi üzerine seçkin yaptı” diye seslendiği bildiriliyor.  Takip eden ayetlerin Hazreti İsa’yla ilgili ifadesinde ise İsa,   “…Allah tarafından müjde sebebi olan bir kelime” olarak tanımlanıyor.

Bazen süzen olur insan, zaman zaman da süzülen; Kevser ise, süzülenin aynı zamanda kendini süzme yeteneğiyle uyumlu bir birikime ve süzme işlemini bütün güçlükleriyle gerçekleştirecek sebeplere sahip olduğunun da özlü anlatımı. Kul Allah’a bir adım yaklaştığında Allah da ona on adım yaklaşacaktır. Yaradan’ına açıklığı, süzülen kişinin âleme bakışını, dolayısıyla süzme yeteneğini de derinleştiriyor. Bu bakışta soy sop davası gibi kız çocuğunu aşağılayan insan görüşü de yaratılışın hikmetlerini idrakten uzak bir yüzeysellikle malûl.

 

Kevser Suresi soyun akışını erkek evlada bağlayan neseb görüşünü altüst ediyor ve peygamberimize “soyu kesik” diyenlere iade ediyor, soyu kesik olmanın uğursuz yorumunu. Kız çocuğunu aile ocağı ve soy açısından gereksiz bir yük sayan telakkinin karşısında Kevser Suresi’nin bildirisi büyük bir toplumsal devrimin önünü açıyor.  Süzülmede ne sınıf, ne köken ne de cinsiyet belirleyicidir. Bize bunu daha önce Hazreti Meryem’in hikayesi anlatmamış mıydı?..

Kızların babalarının adıyla çağrılmasını bildirmiştir Kur’ân, onların doğumlarıyla özellikle babaları için bir utanç sebebi olarak görüldüğü bir topluma. Kevser Suresi, başlı başına kız çocuğunun birey olarak üstlendiği yeni temsilin ifadesidir. Sözünü ettiğimiz toplumda -Hanif inancına sahip ve bu inanç geleneğinden etkilenmiş aileler bir yana-  kız çocuğu hayatı üzerinde etrafındaki erkeklerin kararlar aldığı bir değiş tokuş metası gibi görünür. Kız çocukları cins olarak küçümsendiği, yoksulluk nedeniyle –ve el kapısına gidecek nasılsa diye düşünülerek- kaşık düşmanı sayıldığı, süregelen savaşlar açısından da yararsız bulunduğu ve ola ki bir savaşın sonunda cariye olarak satılmak üzere pazarlara sürülme korkusu duyurttuğu için, pek de ender bir vaka olmakla kalmayarak diri diri toprağa gömülürdü. Arap erkeği nezdinde karısının değeri mülkiyetinde olan mallar hanesinde yer bulurdu. Soyun akışı erkeğe bağlandığı için de erkek çocuk sahibi olamayan erkek alay konusu edilirdi.

Kevser Suresi soyun akışını erkek evlada bağlayan neseb görüşünü altüst ediyor ve peygamberimize “soyu kesik” diyenlere iade ediyor, soyu kesik olmanın uğursuz yorumunu. Kız çocuğunu aile ocağı ve soy açısından gereksiz bir yük sayan telakkinin karşısında Kevser Suresi’nin bildirisi büyük bir toplumsal devrimin önünü açıyor.

Bir açıdan o kadar da önemli değil; hani, soyumuz akmış, akmamış, sürmüş sürmemiş... Fakat varlığını başka türlü bir üretimle anlamlı kılmaya, farklı hayır ve hasene yollarında açılmaya üşenen sürü insanının varlığının en güçlü dürtülerinden biri, soy kanalıyla geleceğe akmak. Soyun erkek kanalıyla akması ise, erkek-egemen kültürün en derin inancı olagelmiş. Kevser Suresi’nde bildirilenin de (edilgen) biyolojik bir süzülmeden çok (etken) bir düşünce, inanç süzmesi olduğunu söylemek olası.İslamiyet cahiliye toplumunda Müslüman kadını erkekle “dost ve yardımcı” olarak tanımlarken, medeni haklar alanında getirdiği kurallarla da ezilen cinsin bireysel ve toplumsal açıdan güçlenmesini sağlayacak bir altyapı oluşumunu başlattı. Kadın hakları alanında gerçekleşen devrim, Arap toplumunun ziyadesiyle önem verdiği künyeleme geleneğinin ya da şecere akışına dair ayrıntıların kişinin (ve ailesinin) bütün hayat ufkunu etkilemesi karşısında sessiz kalmadı.

İslam dinine bağlı toplumlarda Kevser Suresi’nin uyarılarına rağmen ne çok kadın erkek çocuk doğurmadığı, dahası hiç çocuk doğurmadığı için mutsuz oldu! Kısırlığıyla lanetlendi, kucağına verilen kız çocuğu kundağıyla lohusa hummasına itildi. Bir kumayı gitti gelin getirdi kocasına, kendisi “büyük hanım” koltuğuna yerleşti. Bunu da bazen bir kahırla, bazen gönüllü olarak yaptı: Bu ocağın bacasının tütmesi gerek! İçeride ve dışarıda yükselen tehditkâr seslerin korkusunu çoğaltarak çökmeye devam ediyordur karanlık,  “kısır” kadın bir ikamet belgesi için koşuşturmayı sürdürürken, avuçlarında saklı tuttuğu ocağın ateşiyle...

Farklı süzme yollarına, süzülme sebeplerine kapalı olmaktır  “kısırlık” oysa, bunu Hazreti Ayşe de en azından Hazreti Fatıma kadar bilmişti. Meryem nasıl süzme ve süzülme işlemini İsa’nın annesi olarak gerçekleştirdiyse, Hazreti Muhammed’in soyu da öze ulaştıran kelimeleri seçip de süzmeye istidadıyla akacaktır geleceğe

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Cihan Aktaş

1960 Refahiye-Erzincan doğumlu. Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Yüksek Okulu’nu (1982) bitirdi. Mimar, basın danışmanı, gazeteci ve okutman olarak çalıştı. Roman ve öykü kitapları yanı sıra kadın, kamusallık, sanat ve siyaset etrafında araştırma ve denemelerden oluşan kitaplar yayımladı. 1995’te Türkiye Yazarlar Birliği, 1997’de Gençlik Dergisi tarafından ‘Yılın Hikâyecisi’, 2002’de TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi. 2009’da “Kusursuz Piknik” isimli hikâye kitabı ESKADER tarafından yılın hikâye kitabı ödülünü kazandı. 2015’de Bursa 15. Edebiyat Günleri Ahmet Hamdi Tanpınar Ödülü’ne layık bulundu. Hâlihazırda www.dunyabulteni.net, www.sonpeygamber.info siteleri ve Gerçek Hayat dergisinde yazıyor.  Eyüp Sinema Akademisi’nde sinema kültürü dersleri veriyor. Kitapları: İnceleme-Araştırma: Hz. Fatıma (1984), Hz. Zeynep (1985), Sömürü Odağında Kadın (1985), Veda Hutbesi (1985, 1992), Sistem İçinde Kadın  (1988), Tanzimat’tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar I (1989, 1990, 2006), Tesettür ve Toplum/Başörtülü Öğrencilerin Toplumsal Kökeni (1991, 1993, 1995, 1997), Modernizmin Evsizliği ve Ailenin Gerekliliği (1992), Mahremiyetin Tükenişi (1995), Şark’ın Şiiri-İran Sineması (1998, 2005), Bacı’dan Bayan’a/İslamcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi (2001, 2003, 2005), Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri- İran’da Siyasal, Sosyal ve Kültürel Değişim (2004, 2005),  Türban’ın Yeniden İcadı (2006), Bir Hayat Tarzı Eleştirisi İslamcılık (2007), Yakın Yabancı (2008) , Kardeşliğin Dili (2010), İktidar Parantezi: Kadın Dil Kimlik (2011), İslamcılık/Eksik Olan Artık Başka Bir Şey (12014), Şehir Tutulması (2015). Hikâye: Üç İhtilal Çocuğu (1991), Son Büyülü Günler (1995), Acı Çekmiş Yüzünde (1996), Azizenin Son Günü-Azerbaycan Hikâyeleri (1997, 2006), Suya Düşen Dantel (1999), Ağzı Var Dili Yok Şehrazat (2001, 2005), Halama Benzediğim İçin (2003), Duvarsız Odalar (2005), Kusursuz Piknik (2009), Ayak İzlerinde Uğultu (2013), Kızım Olsaydın Bilirdin (2015). Roman: Bana Uzun Mektuplar Yaz (2002, 2003, 2005, 2010), Seni Dinleyen Biri (2007), Sınıra Yakın (2013). 

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin