Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

İslam Farkını Korumak

                                

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ رَضِىَ اللهُ عَنْهُ عَنِ النَّبِىِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْه وَسَلَّم قَالَ :« لاَ تَقُومُ السَّاعَةُ حَتَّى تَأْخُذَ أُمَّتِى بِأَخْذِ الْقُرُونِ قَبْلَهَا ، شِبْرًا بِشِبْرٍ وَذِرَاعًا بِذِرَاع.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Ümmetim kendisinden önceki ümmetlerin gidişatını karış karış, adım adım takip ve taklid etmedikçe Kıyamet kopmaz...”[1]

Hadisin devamında isim vererek yöneltilen bir soru üzerine Hz. Peygamber o milletlerin Farslar ve Rumlar olduğunu ifade buyur­muştur. Ebû Said el-Hudrî rivayetinde de karış karış peşinden gidile­cek ümmet­lerin Yahudi ve Hristiyanlar mı olduğu sorulmuş Efendimiz de "Onlardan başka ya kim olacak" buyurmuştur. [2] Millet olarak Fars ve Rumlar, ümmet olarak Yahudi ve Hristiyanlar açıkça zikredilmek suretiyle İslam dışı kültür odaklarının hemen hepsinin Müslümanlara olumsuz etkisi olacağı açıklanmış, onların ve onlara benzer diğer ya­bancı milletlerin gidişatını taklit etmekten Müslümanlar sakındırıl­mışlardır. Öteki milletleri takli­din onların girebilecekleri bir keler deli­ğine girme teşebbüsüne kadar vara­cağı yine Ebû Said rivayetinde yer almaktadır. Hatta hadisin İbn Abbas'tan gelen bir başka rivayetinde [3] "sokakta annesiyle zina etmek" gibi çok çirkin bir ahlâkî zaaf nokta­sına ulaşacağına bile dikkat çekil­mektedir. Bu misal, kör taklidin toplumu götüreceği iflas noktasını çok çarpıcı bir şekilde göstermek­tedir.

Anlaşılmaktadır ki İslam'da sebat etmek, Müslümanlar için zorlu ve fakat soylu bir tavırdır. "Zaman sana uymazsa, sen zamana uy" sözü, tam bir kişiliksizliği ve büyük bir iflası ifade etmektedir. Hayata uymak değil, hayatını hakka uydurmak gibi kutlu bir amacı bulunan Müslümanların bu tür aldatmacalara karşı uyanık olmak ve kararlı davranmak zorunda oldukları açıktır.

İslam Farkı

Müslümanların adım adım karış karış eski milletlerin gidişatına ayak uyduracağını hiç bir tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta bildi­ren hadis-i şerif, bir yandan zaman içinde Müslümanlarda görülecek kimlik aşınmasını belirlerken, bir yandan da bu erozyonun kimlerin etkisiyle ve nasıl gerçekleşeceğine işaret etmektedir. Ama aynı zamanda hadisimiz içerdiği ciddi uyarı dolayısıyla Müslümanın gün­demini de tespit etmek­tedir: İslam farkını korumak. Ya da "İslâm'da se­bat etmek". İsterseniz siz buna İslâm dışı hiç bir çizgiyi benimseme­mek, sekülerleşmemek, gayr-i müslimlere hiç bir şekilde prim ver­memek de diyebilirsiniz. Hatta laik­leşmemek de deseniz olur.

Bu anlamda bir sebat, hayatı ve şartları görmezden gelmek değil, her hal ve şartta kendi özellik ve güzelliklerini sürdürebilme cehdi içinde olmak demektir. Bu yönüyle de vazgeçilmez bir kimlik ve kişilik mücadelesidir. Merhum Kamil Miras'ın ifadesiyle söyleyecek olursak, “Her dinin ve her içtimaî teşekkülün kendisine has bir medeniyeti ve diğerlerinden ayıran evsaf-ı fârikası vardır ki, milletlerarası varlığını ancak ve muhakkak o hususi vasıflarıyla muhafaza eder. İslam dininin, İslam ümmetinin de hiç bir dini ve hiç bir milleti taklide ihtiyacı olmayan üstün bir medeniyeti vardır. Bu bedihî hakikate mebni Rasûl-i Ekrem (sav) bu yüce varlığımızı muhafaza etmemizi emredip mukallidlik derekesine düşmekten men etmiştir." [4]

Anlaşılmaktadır ki İslam'da sebat etmek, Müslümanlar için zorlu ve fakat soylu bir tavırdır. "Zaman sana uymazsa, sen zamana uy" sözü, tam bir kişiliksizliği ve büyük bir iflası ifade etmektedir. Hayata uymak değil, hayatını hakka uydurmak gibi kutlu bir amacı bulunan Müslümanların bu tür aldatmacalara karşı uyanık olmak ve kararlı davranmak zorunda oldukları açıktır.

Sa'd b. Hişam da Hz. Aişe validemize gelip evlenmemeye niyet ettiğini söyler. Validemiz onu, “Öyle yapma! "Sizin için Allah Rasûlünde güzel bir örnek vardır" ayetini okumuyor musun? Rasûlullah (sav) evlenmiş ve çocukları da olmuştur" diye ikaz etmiştir.

"En güzel örnek"

Müslümanlar üzerinde her zaman tesiri görülmüş olan ehl-i kitap ve diğer etki odakları karşısında "Sizin için Allah Rasûlü’nde güzel bir örnek (hayat modeli) vardır" [5] ayeti, pek güçlü bir mukavemet unsurunu hatırlatmak bakımından ayrıca bir önemi haizdir. Nitekim geçmişte Müslümanlar arasında sünnet bilgisini ve örneğini esas alıp kendi düşünce ve davranışını düzeltme eğilimi yaygındı. Bunu ashab-ı kiram ve onları takip eden ilk Müslüman nesiller arasında çok yoğun şekilde ve pek ilgi çekici örnekleriyle görmek mümkündür. Hadis kitaplarımız bize bu tür olay ve davranışlardan birçok örneği ulaştırmış bulunmaktadır. Biz Rasûl-i Ekrem (sav) Efendimiz’den bir misal vermek istiyoruz. Ubeyde b. Halef (ra) anlatıyor: Gençliğimde, üzerimde kaliteli bir kumaştan uzun bir elbise olduğu halde bir gün Medine'ye gelmiştim. Eteklerimi ellerimle çekip duruyordum. Arkamdan biri gelip elindeki değnekle bana dokunarak, "Elbiseni kısaltsan daha dayanıklı ve daha temiz olmaz mıydı" dedi. Döndüm, baktım ki sesin sahibi Rasûlullah (sav), "Ey Allah'ın Rasûlü, o dayanıklı ve kaliteli bir kumaştır" dedim. "Öyle de olsa, beni örnek alman gerekmez mi" buyurdu. Dikkat ettim Hz. Peygamber'in eteği, ayak bileklerinin üstünde, baldırlarının altında idi. [6]  Sa'd b. Hişam da Hz. Aişe validemize gelip evlenmemeye niyet ettiğini söyler. Validemiz onu, “Öyle yapma! "Sizin için Allah Rasûlü'nde güzel bir örnek vardır" ayetini okumuyor musun? Rasûlullah (sav) evlenmiş ve çocukları da olmuştur" [7] diye ikaz etmiştir.

Bu ve benzeri örnekler gösteriyor ki İslâm’da sebat etmek, sünnetteki örneği her şeyin önünde tutmakla mümkün olmaktadır. Nitekim Yusuf Kardâvî'nin de işaret ettiği gibi "Sünnet, Müslümanın günlük hayatıyla ilgili olarak fevkalade detaylı edepler ortaya koyar. Müslüman toplumu, diğer toplumlardan farklı kılan Müslümanların ortak adetleri işte bu edeplerden doğar. Müslümana farklı ve bağımsız bir kişiliği bunlar kazandırır. Bu edepler, Müslümanın görünüşte ve tecrübede başkalarının içinde eriyip gitmesini önler." [8]

Günlük hayatta Sünnet

Burada bir noktaya daha işaret etmekte fayda vardır: Hz. Peygamber'in günlük işlerle ilgili davranışlarının ya da adet sünnetlerinin, "vacibü'l-ittiba" [9] olmadığı söylenir. Ancak günümüzdeki sosyal kargaşa ortamı dikkate alınınca o sünnetlere "saygı göstermek"le yetinilmemesi ve söz konusu hükmün yeniden gözden geçirilmesi gereği ortaya çıkar. Bizce Hz. Peygamber’in bir beşer olarak yaptıkları, bizim gibi Batıya açık toplumlarda kimlik ve kişilik gereği olarak vacibü'l-ittiba derecesinde sayılmalıdır. Çünkü her şeyin alt-üst olduğu bir ortamda günlük hayatın her parçası ayrı bir önem kazanır. Böyle olunca dün, o günün şartlarına göre yapılmış değerlendirmeler, bugün yeniden gözden geçirilip günün şartlarına göre öncelik sıraları gibi ehemmiyetleri de yeni baştan hükme bağlanmalıdır.

Ne gariptir ki günümüzde bazılarınca kendi düşünce ve tavırlarının ters düştüğü sünnet verilerine karşı seçmeci ve eleştirel yaklaşım tercih edilmekte, günün anlayışı istikametinde yabancı tesirlere tüm gümrükler açık tutulmak istenmektedir. Geçmişle günümüz arasındaki bu tavır ve tutum değişikliği, hiç kuşkusuz hadisimizde işaret edilen etkilenme sonucu ve keyfilik temeline dayalı bir değişiklik olmaktadır. Başkalarına benzemeyi çağdaşlık zannetmek, her şeyden önce bir anlayış ve kavrama kusurudur. Neticesi ise, öz değerler çizgisinden uzaklaşmak ve -malesef- toplumsal bir çöküntüyü paylaşmaktır.

Bugün Sünnet, gerek günlük ve beşeri işlerle ilgili yönleriyle gerekse doğrudan dini amellerle ilgili uygulama örnekleriyle tam bir bütünlük içinde İslam'da sebat edebilmenin en güvenli ortamını oluşturmaktadır. Çünkü, başka millet ve ümmetlerin olumsuz etkilerinden ancak kendi inanç dünyamızın değerlerine ve uygulamalarına uyarak uzak kalabiliriz. İmam Malik'in; dediği gibi, "Sünnet, Nuh (as)'ın gemisi gibidir. Ona binen tufandan kurtulur, binmeyen azgın sularda boğulur." [10]

Nitekim hadisimizde İslam ümmeti için kıyametin, önceki ümmetleri en olmadık konularda bile taklide kalkışmaları halinde kopacağı bildirilmektedir. Yani İslam dışına yönelik hayranlık ve taklit bu raddeye gelince Kıyamet kopmuş demektir. Ne pahasına olursa olsun, İslam'da sebat etmek için çaba sarf edenler bu anlamdaki Kıyametin kopmasını geciktirmiş olmaktadırlar. O halde sünnetteki yorumuyla İslam'ı yaşamaya çalışmak Müslümanlara ve daha ötede tüm dünyalılara -ki bazıları Müslümanların varlığını ve İslam'ı yaşama isteklerini kendi emelleri açısından tehlike saysalar bile- aslında büyük bir iyilik yapmak demektir.


İslam'da sebat etmek, ümmeti böyle bir ayıptan kurtaracak ilk fikrî ve fiilî adım olacaktır. Çağlar, İslam toplum yapısını tanıma imkânını bulduğu ölçüde ondan etkilenecektir. 

Canlı Örnek İhtiyacı

Öte yandan Hz. Peygamber'in müminler için güzel bir hayat örneği olduğunu bildiren ayet ve konu aldığımız hadis-i şerif, canlı örneklerin insanlar üzerindeki etkisini tespit etmektedir. İşe bu noktadan baktığımız zaman, günümüz Müslümanları için canlı hayat örneği teşkil edecek bir toplumun bulunmaması çok acıdır. Tarihi örnekleri hatırlatmak, her zaman beklenen etkiyi yapamamaktadır. Bu sebeple, günün getirdiği anlayışı paylaşıp zamana uymakta kendilerini mazur gören dirençsiz Müslümanlar bu davranışlarıyla, bir büyük kayba rıza göstermiş olmanın vebalini üstleniyorlar. Çünkü canlı bir İslami toplum düzenini çağa arz edememe neticede bütün Müslümanların sorumluluğu olmaktadır.

İslam'da sebat etmek, ümmeti böyle bir ayıptan kurtaracak ilk fikrî ve fiilî adım olacaktır. Çağlar, İslam toplum yapısını tanıma imkânını bulduğu ölçüde ondan etkilenecektir. Aksi halde, Müslümanlara günün yaşayış biçimini meşru göstermekten başka teselli veya avunma yolu kalmamaktadır. Her avunmanın sonunda mutlak bir pişmanlığın bulunduğu da herkes tarafından bilinmektedir.

Netice olarak diyebiliriz ki, İslâm’da sebat etmekten başka çaresi olmayan Müslümanların, kendi özellikleri ve güzellikleriyle fert ve toplum yaşayışlarını gerçekleştirip sündürebilmelerinin en kestirme yolu, güçleri ölçüsünde Sünnet’e uymaya çalışmaktır. Çünkü İslam ümmetinin bütün ayrıcalıkları, sünnet tarafından hayata geçirilmiştir. O halde ülkemiz Müslümanlarının gündemi Sünnet'e uygun bir günlük yaşayışı başarmaktır. Yoksa günlerin getirdiği anlayış ve uygulamaların peşine takılıp diğer milletleri şuursuzca taklit ederek yuvarlanıp gitmek değildir. Yorumlarda da ehl-i kitab’ı esas almamak gerektiği bu hadisten anlaşılmaktadır. Seçmeci ve eleştirel bir yaklaşımı müsteşrik yorumlarına karşı sergilemek daha doğru olur. Sözü Peygamber Efendimizin sık sık yaptığı bir dua ile bitirelim: "Ey kalpleri halden hale değiştiren Allah’ım! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl!"[11]

 


[1] Buhârî, İ’tisâm 14

[2] Buhârî, Enbiya 50, İ’tisâm 14; Müslim, İlim 6; İbni Mace, Fiten 17; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 325, 327, 336, 337, 450, 511, 527; III, 84,89, 94

[3] Bk. Hakim, Müstedrek, IV, 455

[4] Tecrid Tercemesi, XII, 409

[5] el-Ahzab (33), 31

[6] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 364

[7] Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 91, 112

[8] Kardâvî, Sünneti Anlamada Yöntem, s. 89

[9] vâcibu’l-ittibâ: uyulması gerekli, bağlayıcı

[10] Bk. Suyûtî, Miftâhu'l-cenne, s. 53-54

[11] Tirmizî, Daavat 89, Kader 7; İbni Mâce, Mukaddime 13

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin