Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

İslam'ı Güzel Yaşamak

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْه وَ سَلَّمْ : إِذَا أَحْسَنَ أَحَدُكُمْ إِسْلَامَهُ فَكُلُّ حَسَنَةٍ يَعْمَلُهَا تُكْتَبُ بِعشْرِ أَمْثالِهَا إلَى سَبْعِمِائَةِ ضِعْفٍ وَ كُلُّ سَيِّئةٍ يَعْمَلُهَا تُكْتَبُ بِمِثْلِهَا حَتَّى يَلقَى اللهَ

Ebû Hureyre (ra)’den rivayet edildiğine göre Nebî (sav) şöyle buyurmuştur:

“İçinizden, Müslümanlığını (ihlâs üzere yaşayıp) güzelleştirenin işlediği her iyilik, on mislinden yedi yüze kadar katlanmış olarak yazılır. İşlediği her kötülük de sadece misli ile yazılır. Allah’a kavuştuğu zamana kadar bu böyledir.” (Müslim, İman 205)

Din, pratiktir. “Duyduk ve uyduk”  mealindeki ayette ifade buyurulan tereddütsüz bir teslimiyet İslam’ı güzel yaşamanın uygulama prensibidir. Zahir-batın, iç-dış uyumu böylece ispat edilebilir. Güzellik işte bu uyumun ürünüdür.

Özellikle bazı sahabîler hakkında kitaplarımızda “hasüne İslâmuh” (güzel bir İslami hayat yaşadı) kayıtlarına rastlamaktayız. Bu şehadet ve tespit, asırlar sonrasından da olsa, bir başka güzel ve tatlı geliyor insana. İmrendiriyor…

İslam’ı yaşamadaki güzellik hiç şüphesiz, her şeyden önce gönül dürüstlüğü, niyet bütünlüğü, ihlas, samimiyet ile ilgilidir. Bu sebeple Hz. Peygamber (sav) “ihsan”ı, “Allah’a, O’nu görüyormuş gibi”; yahut öyle değilse “O’nun seni gördüğü şuuru içinde kulluk etmek” diye tarif buyurmuşlardır. Bunun için kişi tam bir ihlas ile gerçekten sağlam bir Müslüman olduğu zaman “mükemmel bir İslamî hayat yaşadı” anlamında “falanın İslam’ı güzel oldu” denilmiştir. Bu ifadenin çoğu kere cahiliye döneminde İslam’a ve Müslümanlara ileri derecede düşmanlık yapmış bazı sahabîler hakkında kullanılmış olması, ayrıca dikkat çekici ve düşündürücüdür.

İslam’ı güzel yaşamak için onun samimiyetle benimsemiş olmanın yanında doğru anlamış olmak da lazımdır. Yanlış veya eksik bir bilgi ve anlayış üzerine tam ve mükemmel bir hayat bina etmek mümkün değildir. Bu, işin bilgi ve şuur yönüdür.

Öte yandan din, pratiktir. “Duyduk ve uyduk” (Bakara, 285) mealindeki ayette ifade buyurulan tereddütsüz bir teslimiyet İslam’ı güzel yaşamanın uygulama prensibidir. Zahir-batın, iç-dış uyumu böylece ispat edilebilir. Güzellik işte bu uyumun ürünüdür.

“İslam’ı güzel yaşayan”, hadisin bir diğer rivayetine göre de “İslam’ı güzel olan” kimseler ile ilgili, biri geçmişe biri geleceğe yönelik iki önemli husus vardır. Bunlardan geleceğe yönelik olanı hadisimizde açıklanmaktadır. Geçmişe dönük olanı ise, “İslam’ı güzel yaşamak” konusunda zikredilen diğer hadis-i şeriflerde yer almaktadır. Şöyle ki; İslam’ı güzel olanlar, önceki cahiliye döneminde işlediklerinden sorumlu tutulmayacaklardır. Önceki kötülükleri örtülecektir. “Bir kul Müslüman olursa, İslam’ı da güzel, tertemiz olursa Allah Teâlâ evvelce kendisinin işlemiş olduğu bütün kötülükleri örter.” (Buharî, İman 31)

Ayrıca İslam’ın, kendisinden öncesini tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırdığı da bir başka hadis-i şerifte kesin olarak açıklanmış bulunmaktadır.

Bu üç hadis, özelde Müslüman olmayı; genelde İslam’ını güzelleştirmeyi, iyileştirmeyi düşünenleri, daha önce işledikleri günahların yükünden ve bunun engelleyici psikolojisinden kurtarmakta, “günahım çok” gibi cahillikten kaynaklanan bir mazerete yer bırakmamaktadır. Herkes için geçmişinden arınma, iyileşme, düzelme, güzelleşme imkânının varlığını belgelemektedir. Nitekim Allah Teâlâ da “Biz, güzel iş işleyenlerin ecrini asla zayi etmeyiz” (Kehf, 30), “İnanıp iyi işler işleyenlere bundan böyle (Allah’a isyandan) korundukları ve inanıp iyi işler yaptıkları, sonra (yasaklardan) sakınıp yine korunup iyilik ettikleri takdirde daha önce yiyip içtiklerinden ötürü bir günah yoktur. Allah güzel davrananları sever” (Maide, 93) buyurmaktadır.

İslam’ı güzel yaşayanın her iyiliğine 10–700 kat mükâfat verildiğine göre, böyle birinin işleyeceği kötülüğün cezası da yine kat kat mıdır? Mantıkî gibi gözüken bu sorunun cevabını da hadisimizde çok açık olarak bulmaktayız: “İşleyeceği her kötülük, ancak misliyle yazılır.”

Geçmişin hatalarından arınmak iyileşmede ilk safhadır. Ancak kaybedilen zaman ve iyilik açığının gelecekte nasıl kapatılacağı ister istemez akla takılacaktır. Hatta kimileri “Şunun şurasında üç günlük ömrüm kaldı ki… Düzelsem ne yazar, düzelmesem ne yazar. Geçmişteki açıklarımı nasıl kapatırım?” diye karamsarlıklarını, gelecek günlerin kendilerine yetmeyeceğini dile getirirler. Eğer bu sözler, yaşantılarına önceki gibi devam etme arzularının ifadesi değilse, ortada bir bilgi eksikliği var demektir. İşte bu noktada hadisimiz imdada yetişmekte ve İslam’ı güzel yaşayana, her iyiliği için on mislinden yedi yüz katına kadar kat kat iyilik yazılacağını müjdelemektedir. O halde İslam’ı ihlasla, güzel yaşamak isteyenler için “kat kat sevap” kazanma şansı vardır. Hem de “Allah’a kavuştuğu” yani “vefat ettiği” zamana kadar… Hiç kimse ne kadar yaşayacağını bilemeyeceğine göre, vakit geçirmeden İslam’ı güzel yaşamaya niyet ve gayret etmekten, “zararın neresinden dönülürse orası kârdır” demekten başka kazançlı ve isabetli bir yol bulunmamaktadır.

Üç aylar ve Ramazan gibi İslam’ın yoğun, yaygın ve güzel yaşandığı mevsimler de, dini hayatını tatlandırmak ve güzelleştirmek isteyecekler için büyük ölçüde yardım vaat eden ortam ve fırsatlardır. Geçmişe dönük bağışı, geleceğe yönelik müjdesi ve düzelme isteyene verdiği destek ve uygun ortam ve fırsatlarla İslam, bütün insanları dünyada güzel bir İslam hayatına, ahirette de dâru’s-selâm’a (selamet ve esenlik yurduna) çağırmaktadır.

Bu arada akla gelebilecek bir soru da şudur: İslam’ı güzel yaşayanın her iyiliğine 10–700 kat mükâfat verildiğine göre, böyle birinin işleyeceği kötülüğün cezası da yine kat kat mıdır? Mantıkî gibi gözüken bu sorunun cevabını da hadisimizde çok açık olarak bulmaktayız: “İşleyeceği her kötülük, ancak misliyle yazılır.” Nitekim bir ayette de “Kim bir kötülük getirirse ancak onun dengiyle cezalandırılır, onlar haksızlığa uğratılmazlar” (En’am, 160) buyrulmuştur. O halde bu noktada da herhangi bir endişeye mahal yoktur.

Hadisimiz, “iyilik işleyene on katı iyilik” ölçüsünün İslam’ı ihlas üzere güzel, tertemiz yaşamaya niyet ve gayret edenler için 700 katına kadar artırılarak uygulanacağını bildirmektedir. Bu, Müslümanlıkta “ihsan”a ulaşma gayretlerine getirilen teşvik tedbiri ve bir büyük “ihsan” olmaktadır. Zaten Yüce Rabbimiz, “İyiliğin karşılığı yalnızca iyilik değil midir?” buyurmuş, ihsana ihsanla karşılık vereceğini duyurmuştur.

O halde iş İslam’ı Müslümanca, güzel yaşamaya gayret etmekte düğümlenmektedir.

 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin