Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Kardeşliğe Açılan Seccade

Sözlerimizin samimiyetine ya da değerine önce en yakınımızda bulunanların inanmasını bekleriz, ama bazen onlar ilgisizlikleriyle bizleri yanıltırlar. En yakındakiler, birinci derecede akrabalarımız, çok samimi arkadaşlarımız, belki de yazdıklarımızı okumuyor. Bizi bizden iyi tanıdığını sanıyorlarken onlara yeni ve sürpriz olabilecek nasıl bir bilgi ve marifet sunabiliriz? İçinde yol aldığımız ortak hayatın bilgisi kardeşimize de aittir. Onun bireysel yorumu, açımlanışı belki de rahatsızlık sebebi oluyordur, ortak bilincin kuruluşuna özgü sebeplerle. Bilgimizi veya hatıramızı, bütün olarak da hayat tecrübemizi paylaşan kişinin gösterdiği aynada kendimizi görmeye o kadar da hazır olmayabiliriz. Aynı çatı altında yaşayan içi bir dışı bir kişi, bizim bilmediğimiz neyi biliyor olabilir ki?

Bu kuşku bazen uzaktakinin bize aşina gelen sözüne de uzanır. O bize ait bilgiyi, hatırayı, uhde ya da umut notlarını hangi yolla eline geçirdi? Aretha Franklin'in Killing Me Softly'de sorduğu gibi: İki insanı aynı cümlelerde buluşturan nasıl bir önbilgi ya da bilinçaltıdır...

Yakınlarını hayat tarzını, dünya görüşünü değiştirecek kadar farklı bir bilgiye inandırmanın güçlüğü bunca açıkken, Muhammed (a.s.) öncelikle yakınlarını uyarmakla görevlendirilmiştir. Ayet nazil olunca, öylesine ağır görünür ki en yakınlarına doğru atması gereken adımlar, suskunlaşır. Cebrail'in hatırlatması üzerine Abdi'l-Muttalib oğullarını, Hz. Ali'nin düzenlediği bir yemekle bir araya getirmeye karar verir.

Kimi yakınları O'na koşulsuz destek verir, kimisi ise sözlerini geri alması, daha fazla konuşmaması için baskı uygulamaya koyulur.

Cahiliye toplumunda soy birliği, en belirleyici dayanışma sebebi. Soy birliğiyle oluşan düzeni tehdit eden aykırı sesler ya kaynağında boğuluyor, ya da duymazlıktan gelinerek inzivaya zorlanıyor.  Teorik olarak soy veya kabile içinden yükselen ses, ortak çıkarları tehdit etmeyen bir seviyede kaldığı takdirde özgürce yayılma şansına sahip olacaktır.

Çoğu kez büyük öncülerin, yaratıcı insanların, bilim adamlarının, siyasetçilerin en yakınları, bazen müstakil bir kişilik kazanma arzusundan kaynaklanan Freudyan bir tepkiyle, bazen de ortak tecrübelerin sebep olduğu inandırma güçlüğü yüzünden, bu kişilerin sözlerinin uzağında dururlar. Çok değerli şairin evladı, onun gösterdiği yolda gitmemek için okyanusların ötesine yönelmiştir. Cumhuriyet seçkini kadın akademisyen kızının şoförüyle kaçması karşısında çaresiz kalmıştır. Öncü kadın yazarın kızı, annesinin hayatını adadığı değerleri yalanlayarak dinini değiştirmiştir. 

Muhammed (a.s.)'ın tebliği Kureyş açısından kabul edilemez içeriğine karşılık önce en yakınları tarafından benimsendi. Bu benimsemeyi en uzaktakiler de paylaşmaktan geri durmadılar. Buna karşılık Kureyş'in itibarlı kişilerinin büyük çoğunluğu, akrabalarından bir gencin getirdiği dine, konumlarını tehdit ettiği için şiddetle karşı çıktılar. Ebu Leheb "Ben hiç bir ailede senin gibi kendi ailesine ve kabilesine böyle kötülük eden birisini görmedim", diyerek onu çocukları anne ve babalarından, kız kardeşleri erkek kardeşlerinden ayırmakla suçladı. Bilinegelenden başka türlü bir kardeşlik mi olurdu? Hangi tür bir bağlılık soy bağı üzerinden gerçekleşen dayanışmanın üzerinde bir güce sahip olabilirdi...


İşittikleri sözler, alışık oldukları şiir türlerinden hiçbirine benzemeyen güçlü etkileriyle önü alınamayacak bir değişimin haberini veriyordu. İyi de, kavmin önde gelenleri dururken, herkesin iyi bildiği yetim Muhammed'e mi nasip olurdu peygamberlik!

Kureyş'in sakin ve ağır başlı aksakallılarından olan Utbe b. Rabia, "Şüphesiz sen bizdensin, nesebinin üstünlüğünü biliyorsun. Kavmine öyle bir şey getirdin ki onların cemaatini parçaladın", diyerek, ona yolundan dönmesi için vaadlerde bulundu. Bir insan hayattan en fazla ne bekleyebilir? Mal mı istiyor, önder olmak mı? İtibar mı istiyor, kral olmak mı? Kurtulamadığı bir hastalığı mı var yoksa? O takdirde en iyi doktorlarla tedavisini sağlamak için hiç bir harcamadan kaçınılmayacak...

Bu vaadlerin Muhammed (a.s.) için bir değere sahip olmaması, getirdiği sözün, cahiliye toplumuna mensup bir insan için yaşama sebebi sayılacak amaçların ötesine geçen sebeplere sahip olduğunu vurgular; Fussilet Suresi'nin başlangıcındaki ayetlerlerde de ifadesini bulacağı gibi.

Utbe, kavminin önde gelenleri arasında Muhammed (a.s.)‘ın getirdiği dinin kendileri için oluşturduğu tehdidin boyutları daha iyi anlaşılsın diye Duha Suresi'nden ayetler okuduğunda, ayetleri dinleyen topluluk sessizliğe gömüldü. İşittikleri sözler, alışık oldukları şiir türlerinden hiçbirine benzemeyen güçlü etkileriyle önü alınamayacak bir değişimin haberini veriyordu. İyi de, kavmin önde gelenleri dururken, herkesin iyi bildiği yetim Muhammed'e mi nasip olurdu peygamberlik!

Aynı günlerde beklenen Yemen kervanıyla Mekke'ye dönen bir tüccar, Afif el-Kindî, Kâbe'de sarıklı, geniş alınlı, Rahnuma'nın ifadesiyle "sürme çekilmiş siyah gözleriyle gökleri süzen" bir adama rastladı.*  İbni İshak da şöyle bildiriyor: "Afif, alışveriş yapmak üzere Abdi'l-Muttalib'in yanına gitti. Tam o sırada bir adam, namaz kıldığı çadırdan çıktı, Ka'be tarafına dikeldi. Onun ardından da bir çocuk çıktı, onunla namaz kılmaya başladı. Afif, Abbas'a, "Ey Abbas, bu din ne? Gerçekten bu din, bizim bilmediğimiz bir din mi?" diye sordu. Abbas, "Bu, Abdullah'ın oğlu Muhammed. Allah'ın kendisini peygamber gönderdiğini, Kisra ve Kayser'in hazinelerinin kendisi için fetholunacağını sanıyor. Bu da hanımı. Kendisine inanmış Hatice bintü Huveylid. Bu çocuk da amcası oğlu Ali b. Ebi Talib, o da kendisine inanmış", cevabını verdi. Afif o zaman, "Keşke o gün inanmış olsaydım, ikinci olurdum", derdi.

Kimi rivayetlere göre de Afif daha sonra, o gün inanmış olanların dördüncüsü olmadığı için hayıflanacaktır.

Galiba yürekten iman eden her müminin secdesi, işte o ilk üç Müslüman'ı izleyen sırada bulunma arzusuna karşılık geliyor. Orası, kardeşlik ve akrabalık bağlarının da yeniden tanımlandığı bize ait mümkün konumdur. Soyla, sopla, çıkarla ilgisi olmayan bir kardeşliğin her zaman yeni bir katılıma açık seccadesi, Adem ve Havva'nın yeryüzüne dağılırken ihtilaflarını da çoğaltan çocuklarının yeni bir kardeşlik bilinciyle bir araya gelmesinin sebebi ve zemini.


*Zeynel Abidin Rahnuma, Hz. Muhammed'in Hayatı, Elest, sf. 236.; tercüme. Yrd. Doç. Dr. Hayati Aydın ve Cemil Sönmez; İstanbul 2004.

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Cihan Aktaş

1960 Refahiye-Erzincan doğumlu. Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Yüksek Okulu’nu (1982) bitirdi. Mimar, basın danışmanı, gazeteci ve okutman olarak çalıştı. Roman ve öykü kitapları yanı sıra kadın, kamusallık, sanat ve siyaset etrafında araştırma ve denemelerden oluşan kitaplar yayımladı. 1995’te Türkiye Yazarlar Birliği, 1997’de Gençlik Dergisi tarafından ‘Yılın Hikâyecisi’, 2002’de TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi. 2009’da “Kusursuz Piknik” isimli hikâye kitabı ESKADER tarafından yılın hikâye kitabı ödülünü kazandı. 2015’de Bursa 15. Edebiyat Günleri Ahmet Hamdi Tanpınar Ödülü’ne layık bulundu. Hâlihazırda www.dunyabulteni.net, www.sonpeygamber.info siteleri ve Gerçek Hayat dergisinde yazıyor.  Eyüp Sinema Akademisi’nde sinema kültürü dersleri veriyor. Kitapları: İnceleme-Araştırma: Hz. Fatıma (1984), Hz. Zeynep (1985), Sömürü Odağında Kadın (1985), Veda Hutbesi (1985, 1992), Sistem İçinde Kadın  (1988), Tanzimat’tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar I (1989, 1990, 2006), Tesettür ve Toplum/Başörtülü Öğrencilerin Toplumsal Kökeni (1991, 1993, 1995, 1997), Modernizmin Evsizliği ve Ailenin Gerekliliği (1992), Mahremiyetin Tükenişi (1995), Şark’ın Şiiri-İran Sineması (1998, 2005), Bacı’dan Bayan’a/İslamcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi (2001, 2003, 2005), Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri- İran’da Siyasal, Sosyal ve Kültürel Değişim (2004, 2005),  Türban’ın Yeniden İcadı (2006), Bir Hayat Tarzı Eleştirisi İslamcılık (2007), Yakın Yabancı (2008) , Kardeşliğin Dili (2010), İktidar Parantezi: Kadın Dil Kimlik (2011), İslamcılık/Eksik Olan Artık Başka Bir Şey (12014), Şehir Tutulması (2015). Hikâye: Üç İhtilal Çocuğu (1991), Son Büyülü Günler (1995), Acı Çekmiş Yüzünde (1996), Azizenin Son Günü-Azerbaycan Hikâyeleri (1997, 2006), Suya Düşen Dantel (1999), Ağzı Var Dili Yok Şehrazat (2001, 2005), Halama Benzediğim İçin (2003), Duvarsız Odalar (2005), Kusursuz Piknik (2009), Ayak İzlerinde Uğultu (2013), Kızım Olsaydın Bilirdin (2015). Roman: Bana Uzun Mektuplar Yaz (2002, 2003, 2005, 2010), Seni Dinleyen Biri (2007), Sınıra Yakın (2013). 

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin