Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Karşılama Kitabı

Sözün sözü açması ve hak söze ulaşma yolunda engellerin aşılması,  karşılama biçimine bağlı önce.  Zamanın süzgecinin eritemediği, yığınların hafızasına nakşolan başarı her şeyden önce “elinizin altında olan” kişiye dönük muameledeki farkla ayrışıyor.

“Dini vaazların kitleler üzerinde tesirli olmasını mümkün kılan etkenler nelerdir?”, özellikle dini rejimlerin her türlü iletişim kanalıyla sürdürdükleri vaazlara rağmen Müslüman toplumların sekülerleştiğine dair, esasında bana sıklıkla “yüzeysel” gelen tespit, böyle bir soruyu öne çıkartıyor.

Soruyu yüzeysel bulmamın sebebi, sekülerlik göstergesi olarak öne sürülen fiil ya da kabullerin ille de öyle okunmayabileceği. Öte taraftan “dünyevileşme” alanındaki kimi iddialar da sıklıkla, “dinin siyasete karıştırılması” iddiasından yayılmaya devam eden imgelerle bütünleşiyor. İslam elbet dünyevi meselelerle ilgili, dünya hayatını yaşama sorumluluğunu ciddiye almayı gerektiren bir dindir.

Dinin sadece ahiret hayatına ilişkin söylemde bulunması isteniyor, hayata dair bir şey söylemesine müsaade edilmiyor. Nerede dine ait şey varsa ötekileştirilip, dışlanıyor. Bütün bunların altında Hıristiyan benzeri bir koruma, İslam’ı etkisizleştirmek için sürükleniyor.” diyor Atasoy Müftüoğlu. Haksız mı?

Düşünmeye çalışanın ihanetle suçlandığı iklim, samimi konuşmalar tehdit altında olduğu için sahte ilişkiler ve muamelelere kapı açıyor. Evinden ayrılan ille de evini terk etmiyor. Korkutucu olan evinde kalırken yaşayan bir ölüye dönüşmek. İnsanlar varoluşsal sorularına özgürce cevap aramak istedikleri için bazen yapay fezalar icat ediyorlar kendilerine. Ancak derin bilinç ve terbiye diye bir şey de var ki, evinden ayrılarak rüştünü ispat etmeye çalışan kişiyi teyakkuz halinde tutuyor.

Bir eğitmen olan rahmetli dedemden, peygamberimizin birisi kendisine seslendiğinde bütün varlığıyla ona döndüğünü duymuştum. Varlığınıza gösterilen ihtiramı yansıtan bu karşılama biçimi, sizi karşılayanın sözlerini daha bir dikkatle dinleme arzusunu doğuruyor elbette.

İnsan hayatında devrimlere yol açan bir mesaj, küçük ayrıntıların sağladığı bir saygı üzerinden yayılıyor topluma. Bende peygamberimize dönük sevgiyi oluşturan ilk sebepler, toplumun doğal olarak verdiklerinin dışında, işte bu ayrıntılarla örülü. Söz gelimi bir eğitmen olan rahmetli dedemden, peygamberimizin birisi kendisine seslendiğinde bütün varlığıyla ona döndüğünü duymuştum. Varlığınıza gösterilen ihtiramı yansıtan bu karşılama biçimi, sizi karşılayanın sözlerini daha bir dikkatle dinleme arzusunu doğuruyor elbette.

Karşılama biçimi başlı başına sosyolojik ve psikolojik okumalar yapmaya elverişli bir metin, hatta metinler bütünü, dahası bir hayat kitabı olarak görünüyor bana. Ayağa mı kalkıyor, oturduğu yerde görmezden mi geliyor, gereksiz bir bekletmeye mi maruz bırakıyor, “sen benim kim olduğumu biliyor musun?” diye soruyor mu yoksa kapı geçişlerinde, merasim bandosu hazırlatılmadı diye olay mı çıkartıyor? Daha önemlisi karşılaşma anında selam veriyor mu, alıyor mu selamı?  İşte bu muamele ayrıntılarına bakarak kişi yoksa sünneti çok yüzeysel olarak mı algılıyor, diye sorulabilir pekâlâ. Karşılama biçimine bakarak bir insanı aldığı terbiyeden tutun,  tabii mizacına kadar pek çok konuda tanıyabilirsiniz.  Sakal bırakmış evet, güzel, ama konuğu içeri girdiğinde her nedense kasten uzun zaman görmemiş gibi yapıyor.

O ise bütün varlığıyla karşılıyor ve böylelikle, muhatabında dinleme ve anlama, dinleme ve tanıma arzusu oluşturuyordu. Sonuçta peygamberimiz, tecessüm etmiş Kur’an. Bu doğrultuda uyarılmış, ikazlar almış; bir melek olmaktan uzak çünkü, insan nefsi taşıyor. Onun işi acil değil, nasılsa bekleyebilir gibi bir düşünceyle göz ardı edip toplumsal itibarı yüksek konuğu önceledi mi kazara, tezlikle gönlünü almalı âmâ kişinin.

Ulaşması gereken söz tevriye yoluyla iletiliyor kişiye, yerinde zamanında. Buna karşılık anlatılması önem kazanan söz aynı ölçüde berrak, net, anlaşılır olmalı.

Söz başka bir anlamı iletse bile vücut sahici meramı ayan ediyor. Şimdilerde “beden dili” diye tanımlanan vücudun ifadelerinin, kişisel iletişimde sesli iletilerin ötesinde, öncesinde etkileyici olduğunu yadsımak imkânsız.

Söz başka bir anlamı iletse bile vücut sahici meramı ayan ediyor. Şimdilerde “beden dili” diye tanımlanan vücudun ifadelerinin, kişisel iletişimde sesli iletilerin ötesinde, öncesinde etkileyici olduğunu yadsımak imkânsız.

Peygamberimizin hadislerinde müminlerin birbirine duydukları sevgiyi bir iman göstergesi olarak anlattığı cümleler var. Selam’lı, hatır gönül gözeten karşılama ve uğurlama karşısındakine olduğu kadar kendine saygının da göstergesi.

Ashab Muhammed (a.s.)’ın fiili varlığının oluşturduğu aydınlıkta ve sunduğu dürüstlüğün oluşturduğu güven ortamında faziletlerde yarışmaya ziyadesiyle yatkındı. Peygamberimizin vefatının ardından baş gösteren kargaşa,  varlığından yayılan aydınlığın ne anlama geldiğinin de ifadesi.  Müslim’in rivayeti şöyle: “Müminler birbirini tutan tuğlalardan yapılmış duvar gibidir”.

M. Ali Haşimi’nin “Kur’an ve Sünnette Müslüman Şahsiyet” isimli kitabının Müslüman bireyin toplumla ilişkilerinin irdelendiği 9. bölümünde işte şu mealde ilerleyen ara başlıklar var:  Müslüman doğru söyler, hareket eder; hileye baş vurmaz, aldatmaz, ihanet etmez; hasetten uzaktır; nasihatte bulunur; sözünü yerine getirir, insanlara muamelesinde yumuşaktır; merhamet sahibidir; affedici ve bağışlayıcıdır; hoşgörülü, güler yüzlü, iyi geçimli, yumuşak başlıdır; küfür ve kötü sözlerden kaçınır; haksız yere kimseye fasık ya da kâfir demez; utangaçtır;  kendini ilgilendirmeyen şeye karışmaz, gıybet ve kovuculuktan uzak durur; yalandan, kötü zandan çekinir; sır saklar; üçüncü kişinin yanında gizli konuşmalar yapmaz; kibirden, alaycı tutumdan sakınır alçak gönüllüdür, büyüklerine saygılıdır; toplumuna olumlu katkılar sunmayı amaçlar; Müslümanların arasını düzeltmeye çalışır; Hakk’a çağırır; iyiliği emr, kötülüğü nehyeder; nezaket ve hikmet sahibidir; münafıklık yapmaz, riya ve gösterişten uzaktır; hastayı ziyaret eder, cenaze törenlerine katılır, iyiliğe teşekkür eder  ve mukabelede bulunur; insanları sevindirir; hayra delalet eder;  kolaylaştırıcıdır, zorlaştırıcı değil…

İlerleyip giden maddeler arasında irdelenmesi gereken başlık Müslüman şahsiyeti tanımamıza yardımcı olacak,  “iyiliği emr, kötülüğü nehy” gibi bir vazifeyi dahi niteleme yetkesine haiz  “nezaket ve hikmet sahibi” olma özelliği olarak görünüyor bana. Belki de bütün iyi isim ve sıfatları mümkün kılan, işte bu özellik. Hikmet sahibi kişinin tutumu kendiliğinden nezakete açılıyor.

Herkesin anlayacağı bir açıklıkla konuşurken kalpleri kırmamayı başaran peygamberin vaazı, klişe tekrarlar ve ezbere cümlelerle halkı usandıran açıklamaların ötesinde bir anlatımın iki özelliğini bildiriyor: Nezaket ve hikmet.

İçten, yerinde bir karşılama, müminin konuğunu karşılaması da aynı şekilde pratiğe indirgenmiş hikmet olarak görünüyor bana. Herkesin anlayacağı bir açıklıkla konuşurken kalpleri kırmamayı başaran peygamberin vaazı, klişe tekrarlar ve ezbere cümlelerle halkı usandıran açıklamaların ötesinde bir anlatımın iki özelliğini bildiriyor: Nezaket ve hikmet.

 Önce en yakınlarını uyar… Öncelikle sana seslenen âmâ kişiye kulak ver…

Sözün sözü açması ve hak söze ulaşma yolunda engellerin aşılması,  karşılama biçimine bağlı önce.  Zamanın süzgecinin eritemediği, yığınların hafızasına nakşolan başarı her şeyden önce “elinizin altında olan” kişiye dönük muameledeki farkla ayrışıyor. Sanat eserinin uyandırdığı bir etkiyi hatırlatacak şekilde zihnimizi ve bakış açımızı sarsarken ilahi bir kaynaktan geldiğini düşündürtüyor bize, abartısız şatafatsız yine de bütün varlığıyla karşılamaya gelenin nezaketi. 

 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Cihan Aktaş

1960 Refahiye-Erzincan doğumlu. Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Yüksek Okulu’nu (1982) bitirdi. Mimar, basın danışmanı, gazeteci ve okutman olarak çalıştı. Roman ve öykü kitapları yanı sıra kadın, kamusallık, sanat ve siyaset etrafında araştırma ve denemelerden oluşan kitaplar yayımladı. 1995’te Türkiye Yazarlar Birliği, 1997’de Gençlik Dergisi tarafından ‘Yılın Hikâyecisi’, 2002’de TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi. 2009’da “Kusursuz Piknik” isimli hikâye kitabı ESKADER tarafından yılın hikâye kitabı ödülünü kazandı. 2015’de Bursa 15. Edebiyat Günleri Ahmet Hamdi Tanpınar Ödülü’ne layık bulundu. Hâlihazırda www.dunyabulteni.net, www.sonpeygamber.info siteleri ve Gerçek Hayat dergisinde yazıyor.  Eyüp Sinema Akademisi’nde sinema kültürü dersleri veriyor. Kitapları: İnceleme-Araştırma: Hz. Fatıma (1984), Hz. Zeynep (1985), Sömürü Odağında Kadın (1985), Veda Hutbesi (1985, 1992), Sistem İçinde Kadın  (1988), Tanzimat’tan Günümüze Kılık Kıyafet ve İktidar I (1989, 1990, 2006), Tesettür ve Toplum/Başörtülü Öğrencilerin Toplumsal Kökeni (1991, 1993, 1995, 1997), Modernizmin Evsizliği ve Ailenin Gerekliliği (1992), Mahremiyetin Tükenişi (1995), Şark’ın Şiiri-İran Sineması (1998, 2005), Bacı’dan Bayan’a/İslamcı Kadınların Kamusal Alan Tecrübesi (2001, 2003, 2005), Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri- İran’da Siyasal, Sosyal ve Kültürel Değişim (2004, 2005),  Türban’ın Yeniden İcadı (2006), Bir Hayat Tarzı Eleştirisi İslamcılık (2007), Yakın Yabancı (2008) , Kardeşliğin Dili (2010), İktidar Parantezi: Kadın Dil Kimlik (2011), İslamcılık/Eksik Olan Artık Başka Bir Şey (12014), Şehir Tutulması (2015). Hikâye: Üç İhtilal Çocuğu (1991), Son Büyülü Günler (1995), Acı Çekmiş Yüzünde (1996), Azizenin Son Günü-Azerbaycan Hikâyeleri (1997, 2006), Suya Düşen Dantel (1999), Ağzı Var Dili Yok Şehrazat (2001, 2005), Halama Benzediğim İçin (2003), Duvarsız Odalar (2005), Kusursuz Piknik (2009), Ayak İzlerinde Uğultu (2013), Kızım Olsaydın Bilirdin (2015). Roman: Bana Uzun Mektuplar Yaz (2002, 2003, 2005, 2010), Seni Dinleyen Biri (2007), Sınıra Yakın (2013). 

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin