Sonpeygamber.info
Mukabele: Anlam Sağlaması
 

Kevser: Sözün Dudağıma Sonsuzluk Pınarı

Mukabele; Kitâb’ın içinde kastedilen hakiki anlama oranla -bizim bu güne kadar anlayabildiğimiz Kitâb’ı- karşılaştırarak bir yerde anlam sağlamasını yaparak okumak ve henüz anlayamadığımız hakiki Kitâb’a bakarak “kitapçıklarımızı” yenilemek gibidir. Gerçek bir mukabele hem bugüne kadar Kitap’tan anladıklarımızın doğru olup olmadığını, hem de buna bağlı olarak yaşadığımız hayatın gerçekten de Kitaplı olup olmadığını sorgulama imkânını verir.

Bu Ramazan,  hayatımız bir kez daha sakinleşecek ve bir kez daha durulacak az da olsa.

Baştan sona okumalarla hayatı yeniden daha doğru anlamanın ve yaşamanın zamanı olsun.
 
“Biz verdik sana…” dediğini duydum. Bu duyuşun eşiğine gelinceye kadar Senden ne çok şey aldım. Senin verdiklerinle anlıyorum Seni. Kulaklarım var; duyuyorum. Gözlerim var; verdiğini görüyorum. Aklım var; bana sürekli ikram edildiğini anlıyorum. Kalbim var; beni her daim beslediğini, her ihtiyacımı gördüğünü itiraf ediyorum.

“Biz verdik sana…”

Veren Sensin. Verilen ben. Bahşetmekte olan Sensin. Alan ben. “Verdik sana…” diyen Sensin. Dinleyen ben. Hitap eden Sensin. Muhatap seçilen ben. Söz Senin. Duyan ben. Bana verildiğini duyan benim. Bana bu duyuşumu veren Sen.

 “Biz verdik sana [seni]…”

“Ben” dediğimi de bana Sen vermektesin. “Alan” olayım diye beni de bana Sen veriyorsun ya! Bildiğim türden bir “alış-veriş” değil bu. Sadece veriş, sadece veriş. Veriş içinde veriş. Senin verişin. Alanı da Sen veriyorsun. Alışı da Sen veriyorsun. Alanın aldıklarını da…

“Biz vermekteyiz sana [seni ve senin isteyişlerini…]”

Bana vermen için önce benim ben olmam gerekti. Yokluktu aslım. Bir şey verilmeye değer “bir şey bile” değildim uzunca bir süre. Ben bende değildim. Ben bana verilmesi gerektiğini bilemezdim. Ben beni bile isteyemezdim. Varlığımı talep edemezdim. Vermek için önce beni “verilmeye değer” buldun. Beni ben ettin. Beni bana verdin. Şimdi ise verdiklerini az bulacak kadar “istemeler”deyim. Kocaman bir avuçtan ibaretim.

“Biz verdik sana…”

“Biz verdik sana…” dediğini duydum. Bu duyuşun eşiğine gelinceye kadar Senden ne çok şey aldım. Senin verdiklerinle anlıyorum Seni. Kulaklarım var; duyuyorum. Gözlerim var; verdiğini görüyorum. Aklım var; bana sürekli ikram edildiğini anlıyorum. Kalbim var; beni her daim beslediğini, her ihtiyacımı gördüğünü itiraf ediyorum. “Biz verdik sana…” haberini vermek için beni seçmişsin. Nasıl bir nasip bu böyle! Hiç hesapsız. Hiç sebepsiz! Sayıya gelmez. Anlaşılmaz! Olacak şey mi bu! Şu an yokluktan çıkardığın bana yöneliyorsun, beni biriciğin biliyorsun. Var etmesen yokluğu bile fark edilmeyecek beni Sözünün muhatabı seçiyorsun. Eksikliğini kimsenin umursamayacağı bana rağbet ediyorsun, eğilip söz söylüyorsun, iltifat ediyorsun. Anlamaya çağırıyorsun nasıl bir ikram içinde olduğumu. Ve ben hâlâ anlamıyorum. Gecikiyorum sözüne. Unutuyorum hatırlattığını. Önemsiz görüyorum “Biz verdik sana…” deyişini.

“Biz verdik sana [seni, ‘Biz verdik sana seni’ dediğimizde anlayasın diye…]”

“Biz verdik sana…” dediğini duyan adam olmak başlı başına kevser bana. Hiç yoktan verilen olduğumu bilmek benzersiz sevinç kaynağı. Kesintisiz iyilik. Bitmeyen servet. Aktıkça akan bir lütuf ırmağı. Hiç umulmadık varlık denizi... Hiç beklenmedik hayat neşesi. Aldıkça, alanı da alınanı da sonsuzlaştıran bir ihsan pınarı. 

Beni ince ince işlemekle benden verim olmak istiyorsun biliyorum. Beni sabırla terbiye ederken benden umduğun hasadı vermek için ben de Senin dediğince var olmaya söz veriyorum. Kesiyorum başkalarından ümidi. Sana, sadece Sana razı oluyorum. Terk ediyorum başkaca tercihleri, Senin beni tercih edişine Seni tercih ederek destek oluyorum.

“Biz verdik sana kevseri…”

Bana “sen” dediğin yerdeyim şimdi. Beni “sen” diye önemsediğin makamdayım.  Bunu ben hak etmedim ki. Ben bu makamı isteyemezdim ki.  “İnna a’taynâke…” deyişinin kendisi “kevser” aslında. “Vermekteyiz sana…” deyişini duymak için ne yokluklardan da geçtim de geldim. Verdiğinin en güzeli, verişinin zirvesi, ikramının en tatlısı, lütfunun tacı “Biz vermekteyiz sana” deyişin bana. Beni ben diye kabul edişin. “Sen” diye ciddi alışın beni.

“Yanında dur Rabbinin ve kes başkalarından ümidi…”

Şimdi Söz’ünün eşiğine koyuyorum başımı. Kabul ediyorum iltifatını. Bu umulmadık “alış-veriş”in hakkını vermek için buradayım.

Şimdi burada oluşum Senin planın. Beni “kevser” vermek üzere seçişin Senin muradın. Şimdi bu satırları yazıyor oluşum da Senin projen. Nereden nereye geldiğimi yeni anlıyorum. Buraya Seninle geldim, sayende eriştim bu makama.

Ben beni isteyemezdim Sen istedin beni. Ben beni bilmezdim, Sen bildin beni. Ben benim varlığımı gerekli görmezdim, Sen gerekli gördün varlığımı. Hakkımdaki kararın benim için en hayırlısıymış; itiraf ediyorum. Dediğin yerde olmak, dediğince var olmak, seçeneklerin en güzeliymiş, seve seve razı oluyorum. Sen benim lehimdesin; aleyhimde olmadın hiç; olmazsın; yeni fark ediyorum.

Başkalarını değil Seni seçiyorum. Senin benim için seçtiğin seçenekleri işaretliyorum. Benim için uygun gördüğün hale bürünüyorum. Durmamı istediğin yerde duruyorum. Çağırdığın yere seve seve geliyorum. Hakkımdaki tüm kararlarının yanında duruyorum. Beni görmek isteğin yerlerde görüneceğim, söz veriyorum. Benden umduğunu bende bulman için çabalıyorum. Benim için yürürlüğe koyduğun sonsuzluk projesine kalıbımı da kalbimi de koyuyorum. Bana biçtiğin güzel akıbet planına ben de secde secde baş koyuyorum.

Beni ince ince işlemekle benden verim olmak istiyorsun biliyorum. Beni sabırla terbiye ederken benden umduğun hasadı vermek için ben de Senin dediğince var olmaya söz veriyorum. Kesiyorum başkalarından ümidi. Sana, sadece Sana razı oluyorum. Terk ediyorum başkaca tercihleri, Senin beni tercih edişine Seni tercih ederek destek oluyorum.

Beni bu tercihimden ötürü kınayanların eli boş kalacak. Biliyorum. Meyvesiz kalacak nefesleri. Sonu gelmeyecek gayretlerinin. Boşa gidecek ömürleri. Hayra yorulmayacak ömürleri.

Kınayanlara da, kınamalarına da aldırış etmiyorum. Meyvesiz işlerde, sonuçsuz hallerde oyalanmamak için verdiğini alıyorum. Olduğu gibi. Olmasını dilediğin gibi oluyorum. 

Bu yazı Sonpeygamber.info için kaleme alınmıştır.
 

Yorumlar

 
Ayşegül Ayar
Ayşegül Ayar12.07.2014

Bana biçtiğin güzel akıbet planına ben de secde secde baş koyuyorum...
gönüllüce baş koyuşun adıdır kevser ve bu dünyadan ahirete çağlar durur yıllardır..
Allah razı olsun her surenin anlam sağlamasıyla Ramazana fark kattınız...

12.07.2014

 

Senai Demirci

1964, Samsun doğumlu.  1990’da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi. Öğrencilik yıllarında başladığı yazı hayatını sayıları 30’a yaklaşan kitapların yazarı olarak sürdürüyor. Kendi adına kurduğu Dr. Senai Demirci Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi ve Okul Öncesi Eğitim Kurumu’nda eğitim çalışmaları yapıyor. Çeşitli radyo ve televizyon programlarının yapımcılığını ve sunuculuğunu yapan Senai Demirci, Sonpeygamber.info’nun çalışmalarına düzenli olarak katkıda bulunuyor.

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin