Sonpeygamber.info
Yazarlar
 

Kullukta Büyüme Mutluluğu

عَنْ أَبِى هُرَيْرَةَ عَنِ النَّبِىِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ : سَبْعَةٌ يُظِلُّهُمُ اللَّهُ فِى ظِلِّهِ يَوْمَ لاَ ظِلَّ إِلاَّ ظِلُّهُ الإِمَامُ الْعَادِلُ ، وَشَابٌّ نَشَأَ فِى عِبَادَةِ رَبِّهِ

Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde, Allah Teâlâ, yedi (sı­nıf) insanı (arş'ın) gölgesinde barındıracaktır. Âdil devlet resisi. Rabbine kulluk eden, temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç.” [1]

Toplumda şartlar aleyhte yoğunlaştıkça, "Allah'a kullukta yetişmek" daha bir kıymet kazanır. Delikanlılık ve babayiğitlik de bu noktada yo­ğunlaşır. Çünkü delikanlılık, günah işleme mazereti değil, "Allah'a kul­luk" bilinci ve uygulama imkânıdır.

Yedi güzel adam

Yedi mutlu kişiyi ya da yedi güzel adamı tanıtan hadis-i şerifin bundan sonraki kısmında; “Kalbi mescitlere sevgi ile bağlı kişi. Birbirlerini Allah için sevip birliktelikleri ve ayrılıkları Allah için olan iki insan. Güzel ve mevki sahibi bir kadının gayr-i meşru dâvetine 'Allah'tan korkarım' diye yak­laşmayan yiğit. Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli tasadduk eden. Tenhada Allah'ı anıp gözyaşı döken" ifadeleri yer almaktadır. Biz, dinî, içtimaî ve ahlaki açılardan fevkalâde önemli mesajlar ve teşvikler ihtiva eden hadis-i şerifin, sadece ikinci cümlesi, yani yedi güzel adamın yalnızca ikincisi üzerinde durmak istiyoruz.

Önce bir iki hususu kaydedelim. "Zıllullah"tan maksat, ya arşın göl­gesi ya da Allah Teâlâ'nın emanı ve rahmetidir. O'nun setr gölgesine sı­ğınma mutluluğuna kavuşacak insanlar da sadece bu yedi sınıftan ibaret değildir. Zira başka rivayetlerde önemli niteliklere sahip bazı kişiler daha sayılmıştır.[2] Bu hadiste yedisinin zikredilmiş olması, diğer rivayetlerdekileri bu mutluluktan asla dışlamaz.

Öte yandan gerek hadisimizdeki bu yedi sınıfın gerekse diğer rivayetlerde aynı mutluluğu paylaşacakları belirtilen insanların vasıflarına şöyle bir göz atılınca, her birinin, büyük güçlükleri göğüslemiş, hemen hemen aynı seviyede "zor"u başarmış oldukları, hepsinin birçok dâhilî ve haricî mânilere rağmen, soylu bir mücadele verdikleri anlaşılmakta­dır. Yani ortak noktaları, kullukta kahramanlık olmaktadır. Ödülleri de ona göredir: Kıyametin dayanılmaz o dehşetli ortamında, ilahî koruma altında olmak...

Dindar genç

"Şâbbun neşe'e fî ibadeti rabbihi" ifadesi, hadisin birçok rivayetinde "fî ibâdetillah" şeklindedir. "Allah'a kulluk içinde serpilip büyüyen genç" demek olmaktadır. Yani gençlik yıllarını namazlı niyazlı dindar bir çizgide geçi­ren genç, Kıyametin dayanılmaz sıkıntılarından ilahî koruma ile kurtula­caktır. Bu sonuç onun, nefsini, Allah'ın emirlerine karşı gelmekten koru­masının ödülüdür. Hevâ ve heveslerin, şehevî duyguların, gemlenmesi güç arzuların etkisine karşı koyup ibadete sarılmak elbette derin bir Al­lah saygısının delilidir. Eski deyimiyle "tâata mülâzemet ve ma'sıyetten mücânebet" (emirlere sarılıp günahlardan kaçınmak) büyük bir fazilettir. Buna denk hiçbir şey olamaz. Özellikle bu, gençlik yıllarında gerçekleş­tirilirse, her türlü takdirin üstünde bir meziyet ve büyük bir muvaffaki­yet olur. Abdullah İbni Abbas hazretlerine sordular: "İki kişi var; biri çok namaz kılar, çok oruç tutar; fakat bazı yasakları da çiğner. Diğeri yalnız farz namaz ve farz oruç ile yetinir. Fakat günah işlemekten sakınır. Bun­ların hangisini tercih edersin?" dediler. O da; "Günahlardan sakınmaya hiçbir şeyi denk tutmam" cevabını verdi.

Gençlik yıllarında kulluk görevlerini dikkatle yerine getiren, yani Allah'a ibadetle büyüyen, yasaklardan uzak kalmak suretiyle bu güzel çizgisini daha da güzelleştiren genç, tam bir tercih ve uygulama kahra­manı demektir. Kendi ruh ve beden sağlığı ile birlikte manevi dünyasının temizliğini tercih ve temin etmiştir. Böyle bir baharın yazı da kışı da ya­şanmaya değer güzelliklerle geçer. Gençlik yıllarında kazanılan bu sağ­lıklı yaşayış, sonraki günler için tam bir güvence, iyi bir hatıra ve vazge­çilmez bir alışkanlık olur, "Temiz bir geçmiş ve gençlik" sonraki yılların tek teselli kaynağıdır.

Gençlik, harçlık ve boşluk üçlüsünün oluşturduğu tehlike ortamını Al­lah'a kulluk şuur ve uygulamasıyla aşmayı başaran genç, parlak bir gele­ceğe yönelmiş demektir. Bu parlak geleceğin ahirete ait kısmı hadisi­mizde "kıyametin sıkıntılarından kurtulmak" olarak belirlenmiştir. Dün­yaya ait kısmı ise, herhalde halkımızın "ibadet dirisi" dediği sağlıklı bir ihtiyarlık, huzurlu ve bereketli bir ömürdür.

Nerede tükettin sorusu

Öte yandan bütünüyle sorumlu bir hayatın sahibi olan insan, -kadın olsun, erkek olsun- bir hadis-i şerife göre beş değerin hesabını vermek zorundadır. Peygamber Efendimiz buyuruyor ki: "Kul beş şeyden sorulma­dıkça Kıyamet günü Rabbinin huzurundan hiçbir yere kıpırdayamaz: Ömrünü nere(ler)de tükettiğinden, gençliğini nerelerde yıprattığından, malını nereden kazanıp nerelerde harcadığından ve bilgisiyle neler yaptığından." [3]

Allah'a kulluk içinde serpilip büyüyen genç, dünyadaki mutlulu­ğuna ilahî huzurdaki bu kaçınılmaz sorgulamada, alnının akıyla "kul­lukta" diye cevap verme mutluluğunu da eklemiş olacaktır.

Gençlik, harçlık ve boşluk üçlüsünün oluşturduğu tehlike ortamını Al­lah'a kulluk şuur ve uygulamasıyla aşmayı başaran genç, parlak bir gele­ceğe yönelmiş demektir. Bu parlak geleceğin ahirete ait kısmı hadisi­mizde "kıyametin sıkıntılarından kurtulmak" olarak belirlenmiştir.

Nimet-külfet dengesi

Hadisimizde "ilahî koruma altında bulunacak yedi mutlu kişi" tanıtılır­ken, hiç şüphesiz, bu sonuca ulaşmak için verilecek mücadelenin çetinli­ğine de dolayısıyla işaret edilmiş olmaktadır. Zira nimet, külfet karşılığı­dır. O halde "kıyamette ilahî koruma"yı kazanabilmek için, gençlik yılları­nın güçlü bir mücadele ve kulluk içinde geçmesi alışkanlığına nesilleri hazırlamak gerekmektedir. Onlara bu imkânları vermek lazım gelmek­tedir. Kaldırım gençliği, televizyon gençliği, taverna gençliği, stadyum gençliği vs. değil, mabet gençliği yetiştirme yolları hazırlanmalıdır. Bu görev de ailelere, eğitim kurumlarına, toplumlara ve toplum yöneticilerine düş­mektedir.

Toplumda şartlar aleyhte yoğunlaştıkça, "Allah'a kullukta yetişmek" daha bir kıymet kazanır. Delikanlılık ve babayiğitlik de bu noktada yo­ğunlaşır. Çünkü delikanlılık, günah işleme mazereti değil, "Allah'a kul­luk" bilinci ve uygulama imkânıdır. O, böyle değerlendirilirse, bir mana ifade eder. Gerçek delikanlı, hislere heveslere, günün getirdiklerine değil, öz değerlerine önem veren, sorumluluğunu bilen ve sadece "Allah'a kul­luk" edendir. En azından genelde böyle yaşayandır.

Hadisimizdeki sıra, "Allah'a kullukta büyüyen genç"in, olumsuzluk­ları karşılamak açısından "adaletli devlet reisi”ne eş bir konuma sahip ol­duğuna ve belki de onun kadar az bulunduğuna işarettir. Ancak biz, giderek gençleşen mabet saflarını, adaletli yöneticilerin geleceği müjdesi olarak değerlendirmek, sevinmek ve ümitlenmek istiyoruz. Daha doğ­rusu gençlerimizi "kullukta büyüme mutluluğu" içinde olmaya dâvet edi­yoruz. Hadisimizin teşvik ve çağrısının da bu olduğuna inanıyoruz.

 


Dipnotlar:

  1. Buhârî, Ezan 36, Zekât 16, Rikak 24, Hudud 19; Müslim, Zekât 91; Tîrmizi, Zühd 53; Nesâî, Kudat 2.
  2. Mesela bk. Müslim, Zühd 74; Birr 38; Tirmızi, Buyû‘ 67; Dârimî, Buyû' 50, Rikak 44; İbn Mâce, Sadakât 14; Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 20, 35, 73; II, 237, 338, 359, 370, 523. 535: III, 427, 487; V, 229, 233, 237.
  3. Tirmizî, Kıyame l. Bir başka rivayette "gençligini" yerine "bedenini" kelimesi geçmektedir (Tirmizi, Kıyame I)
 

Yorumlar

 
Bu yazıya henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapmak için tıklayın.

Prof. Dr. İsmail Lütfi Çakan

1977'ye kadar Diyanet İşleri Başkanlığı merkez ve taşra teşkilatında çalıştı. Ankara-Yenimahalle Vaizi iken İstanbul'da açılan Haseki Eğitim Merkezi'ne kursiyer olarak katıldı. Kursun bitimine altı ay kala 5 Aralık 1977'de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü'ne hadis asistanı olarak göreve başladı. 1982 yılında Erzurum İslamî Bilimler Fakültesi'ne sunduğu "Muhtelifu'l-Hâdis İlmi: Doğuşu, Muhtevası ve Çözüm Yolları" adlı teziyle doktor oldu. Bir ara kültürel işlere bakan Müdür yardımcılığı görevini yürüttü. 1987'de doçentliğe, 1993'te de profesörlüğe yükseldi. 1994-97 öğretim yıllarında  Marmara Üniversitesi İlahiyat Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğü görevinde bulundu. Çakan, halen Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Hadis Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olarak görevine devam etmektedir.Üçü erkek biri kız dört çocuğu vardır. Çakan, İmam-Hatip Okulu'ndaki öğrencilik yıllarından beri mahalli ve ulusal gazete ve dergilerde yazılar yazdı ve yöneticilik yaptı. Özellikle Kayseri Hakimiyet gazetesi, Yeni İstiklal, Sebil ve Yeni Sabah gazeteleri, Diyanet gazete ve  dergisi,  İslâm, Toprak, Tohum, İslâm Medeniyeti, Hakses, Nesil, Din Eğitimi, Altınoluk, Bilim ve Hikmet, Yeni Ümit ve  M.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi gibi dergilerde çok sayıda yazıları yayımlandı. İslâm veTohum dergilerinin açtığı makale yarışmalarında birincilik kazandı. Bu arada çeşitli dergilerde Lütkan, Münir Lütfi ve İsmail Seyidoğlu mahlaslarıyla da yazılar yazdı.  Ayrıca Çakan, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde öğrenci iken Türkiye Yüksek İslâm Enstitüleri Federasyonu'nda sekreterlik ve mezuniyetinden sonra da Türkiye Din Görevlileri Federasyonu'nda yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Çakan, İSAV adına "İslam'da Kılık-Kıyafet ve Örtünme", "Hz. Peygamber ve Aile Hayatı", "Sünnetin Dindeki Yeri", "Yeni ve Çağdaş Bir Tebliğ Metodolojisi" gibi tartışmalı ilmî toplantılarda organizatörlük ve bu toplantıların kitaplaşmasında editörlük yaptı. Gençliğin Kaleminden Üç Cephesiyle Âkif ve Hadislerle Ahlâkî Davranışlar adlı anonim eserlerde belli bölümleri yazdı. Sünen-i Ebû Davud Tercüme ve Şerhi'ne mukaddime yazdı ve eserin  ilk sekiz cildinin redaksiyonunu yaptı. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi'nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve ansiklopedinin ilk on cildine yetmiş kadar madde yazdı. İslâm Medeniyeti ve Ensar vakıflarının kurucuları arasında yer aldı. Çakan, ayrıca yurt içinde düzenlenen birçok sempozyuma tebliğci ve müzakereci olarak iştirak etti. Son üç yıldır İstanbul-Göztepe Gözcü Baba Camii'nde Pazar günleri öğle namazından önce Mişkâtü'l-Mesâbih'ten Hadis dersleri yapmaktadır. Bu dersler Dost TV tarafından yayımlanmaktadır.  

devamını oku
 

Sonpeygamber.info'yu Takip Edin